KİŞİSEL
20/11/2009 · Kategori: orda-bi-duralim
Kişisel* ne demektir, biraz üstüne gidelim ve “kişisel olmayan bir bakış açısı” var mıdır, düşünelim biraz.
Kişi, günlük dilde bilinçsiz kullanılırken bile aslî anlamına gönderilerek kullanılır. Bu aslî anlam özne ve eyleyen bedenin buluştuğu hukukî bir terimdir. Yaptıklarından ötürü suçlanabilecek veya takdir edilebilecek biri varsa o da kişidir. Fikirlere sahip olabilen ve fikirlerini bir takım kabul edilmiş veya tartışmalı dayanaklarla savunabilen biri yine kişidir. Bir hayvanın diğer hayvanı öldürmesine cinayet denmez. Akıl sahibi her özne kişidir ve eylediklerinden sorumludur. Bu sorumluluklar arasında sözlerinin varacağı noktayı hesaplamak da vardır.
Birileri bir yazıyı “kişisel” olmakla nitelediği zaman oradaki niyetin aslında “bu yazıya şüpheyle yaklaşıyorum, şüphe etmekle kalmıyorum, ilan ediyorum ki bu yazı görecelidir, aslında her şey görecelidir” olduğu söylenebilir ve bu türden bir nitelemenin eleştirel boyut taşıyan her yazıyı geçersizleştirmek niyeti vardır, temelde safiyane bir niyet taşısa bile buradaki çaba edebiyat adına bir kötülüktür. Çünkü edebiyat kesin yargılar, nihai anlamlarına ulaşılmış ve kapatılmış bir takım kararlarla yürümez. Her eser, her zaman tartışmaya açıktır. Kimsenin bu tartışmalara sınır getirme, bir yargıyı beğenmediği zaman “ay o senin görüşün” tonunda ve laubaliliğinde “o senin fikrin” deme hakkı yoktur, ha diyen demeye devam ediyor, ama “peki senin fikrin ne, yaz bakalım mevzu dışına çıkmadan ve çürüt benim fikirlerimi” denir bu durumda.
Bakış açısının kökünde “bakan” vardır, yani eyleyen, “kişi”. Bu kişi “mutlak anlamda nesnel” olmayıp her zaman yaptığı işe inandığı ve birikiminin onu getirdiği düzeyden bakar. Nesnellikle ilgili ortalığı gürültüye boğanlar aslında kendilerinden yanadırlar çoğunlukla. Kişi ise kişiselliğine dibine kadar gömülmüş olmamak ve başka eleştirilere kulak vermek zorundadır. Ama kişisellik tıpkı yoğunluğu kişiye göre değişen bir sıvı gibidir. Kendileriyle aşırı meşgul olanlar bataklığa dönüşebilir. Yüzme mahareti orda para etmez. Bunun örneklerini görüyoruz.
Yani ortaya habire kişisel bakış açısı, dibine kadar nesnel olmak.. gibi ne dediği anlaşılmayan, ölçülmesi imkansız, anlamsız laf salataları yığmanın edebiyata bir faydası yok, birilerine faydası olabilir ama geçici.
Kişi olmak eyleyen olmak demektir. İnsanın eyleme yetisi, teorik bir yetenek değildir, tam da bu nedenle belirlenmiş değildir, kişisellikten azade değildir. Sonuçları öngörülemez bir alanda devinir eyleme yeteneği. Böylelikle bilimsel buluşlar yapılmış, insanlık bunca yolu kat etmiş ve büyük eserler böyle verilmiştir.
Ben de eyliyorum ve bir kişiyim. Yazdığım her yazı ise bugüne değin şiire dair biriktirdiğim bütün fikir tecrübe zevk vb. ne varsa onlara dayanarak yazılmıştır, birçok yazım gibi. Elbette eleştiri göreneğini hesaba katarak ve hiza alarak. Bana rastgele açık bırakılmış ve bir elin tutmadığı bir fotoğraf makinesi ve kamera dışında “kişisel olmayan bir bakış açısı” gösterebilirse biri sevinirim. Ya da oturup hep birlikte bir edebiyat mevzuatı oluşturalım, yazı işini de iş takipçilerine yaptırırız artık.
*Kişisel şu paragraftan alınmış bir sözcüktür. “Dergide Hayriye Ünal'ın Haydar Ergülen şiiri üstüne yazdıkları da çoğu kişinin ilgisini çekecektir. 'Haydar Ergülen şiirleri bizi niçin sarsmıyor?' başlıklı yazı, kişisel bir bakışı yansıtsa da haklı sorular soruyor ve Ergülen şiiri üstüne bugüne kadar yazılanların derinliksizliğine gönderme yapıyor. Ama bu şiirin sarstığı insan sayısının hayli fazla olduğunu da söylemeden geçmemeli. (17 Kasım 2009, Zaman gazetesi, imzasız bir yazıdan)
