ben ve filiz otururken opusta opus olmayabilir sakarin olabilir masalar
daracıktı belki dardı belki değil ama falsızdı ----------------------------
-------------------------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------
------------------------- filiz mi dedim gala demeliydim kocaman ışıklı
küreler asılmıştı tepende senin değil benim hani hep geç gelen taraf ol
an benim ---------------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------
------------------ filiz olan ben ile otururken sen tepende kürelerle sen
de eluard olmayasın ben gala isem ------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------
------------------------------- hey tatlı şey dedin sen bana ben hani o
zamanlar sude olan ben -----------------------------------------------
hem ne fark eder sude veya ben --------------kim bilecek ki farkı ben
söylemesem -koşarak lavaboya gittim ve yüzümü ıslattım ve rujumu
tazeledim kırmızı giymiş olabilirim -------------------------------------
------------ince süet pabuçlarım ıslanınca delirmişimdir----------------
-------------------------------------------------------------------------
-------------------------------------sude geldi arkamdan ve bana seni
ispiyonladı ciddi bir suratı ve pembe bluzu vardı ve ben buna çok üzül
düm eluard ---------- süet pabuçlarımı bile unuttum bir an yani --unut
muşumdur kesin -------------------------------------------------------
--------------------------------------- masa yukarıdan çok ısınmıştı ve
ben üşümüyordum genelde üşüyen ben hiç üşümüyordum gerçekten
üşümüyordum hiç ve üşümediğim için kafam karışıyordu -------------
çizmelerim siyahtı --------------- midemin biraz üst tarafı yanıp durdu
sude geldi burnunu sildi ve bana baktı ---------------------------------
-------------------------------------------------------------------------
------- belki de sana bakmıştır önce sonra da masaya doğru eğmiştir
bakışını masadaki camel paketine takıldı bakışları yoksa lark mıydı ona
danışıklı dokununca ben yaylım ateş başladım biz bunu kurmuştuk san
a dolap çevirdik anlıyor musun eluard ----------------------------------
gala olan ben iğrenç bir 2000 yaktım ve dumanı seyrettim ------------
--------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------
------------------ belki de sadece kürelere doğru baktım ama nedense
dumana baktığımı sanmışımdır sonradan dumanı da berbattı maltepenin
--------- filiz çıktı geldi ben anlamadım bunu filiz nerden çıktı anlamadım
ben filiz olmadan önce hani filiz değildim daha ben gala değildim ---sude
ben olmuştu filiz ortada yoktu sen bana ucuz armağanlar alırdın ben on
ları çöpe atardım yooo sudeye verirdim güzel boynuna takardı ben kiç
aşklarla eskiyen ağrıyan kafamı durup durup masaya vururdum kafam
daki ağrı hiç durmazdı uyuyup uyanırdım ağrıyı öylece yerinde bulurdum
senin pintiliğin belliydi benim kibrim en baştan ---------------------------
----------------benim kıskançlığım belli değildi o zaman -----------------
----- filiz hortlayınca sude koşarak kapıdan fırlamaz mı gala bir kutu
hapı içip uzanırdı yatağa eluard mezarından çıkıp gelecek sanırdım ----
ama gelmezdi eluard al basmaz hava sıkmaz yol uzamaz -----eluard
tuhaf bir yolcudur ama gala fena kadındı ------fitil fitil getirirdi eluardın
burnundan adamın üç kuruşluk aldığı zevki -- sonra gala her seferinde
bir güzel yahoolarımızı çökertirdi --------- filiz hepsini görüp kendisini
çekiştirdiklerimin verip veriştiklerimi nefes almadan eluarda anlatırdı
eluard veryansın ederdi sudeye daha koynu soğumadan -----------
-----------------------------------------------------------------------
----------------sana melbonun kapandığını söylemiş miydim---------
------------------------------------------------------------------------
siz öpüşürken ben size bakıp gülmüştüm sizi çok komik bulmuştum
--------- yani sadece seni dikiz aynasında aslında kendimi komik
bulmuştum - karanlık ve kıştı araba iyice ısınmıştı bozuk değildi
henüz kliması astranın -----------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------
-------------------------aslında alacakaranlıktı ve belki nisan filandı
sen sude ile bana küfrettin gittin filiz ortada görünmüyordu o ara biz
de kıymetli passatına tekme attık ikimiz de berbat yalnızdık LM
paketin çantamda kaldı -pardon dilim sürçtü sen filizle kaldın orda
ben çıktım gittim tekmeleri yiyen de bendim clio değil tufan öldür
ürdü beni çizilirse BMWsi ---------------------------------------------
--------------------------------------------------------sanırım araba
yokuşa vurmuştu ve gök yıldız doluydu ben tekme değil de harbi
sille yemiştim sude de yoktu aslında yanımızda sen ve ben vardık
-----------------------------------------------------------------------
--------o zaman ruslar da yoktu yol kenarında ağladım ------------
-----------------------------------------------------------------------
---------------------------------yol inişti ve hava pusluydu yıldız filan
görünmüyordu ağlamak hoşuma gitmişti gözlerimden biri görmez
olmuştu sen kasaba otelinde göğe bakıp yıldız saymışsın bu
yaşında hoşuna gittiğini anlatmıştın benim göğümdü hiç böyle
ciddileşmemiştim gözlerimden birine kan oturmuştu ---------------
-------------aslına bakarsan ağlamaktan nefret ederim-------------
-----------------------------------------------------------------------
---------------sana sakalın feci yakıştığını söylemiş miydim----------
HAYRİYE ÜNAL
Kalıcı Bağlantı

Latin şairi Vergilius'un destanını Latince aslından Türkân Uzel çevirmiştir. Öteki Yayınlarından 1998 yılında çıkan kitabın aslı, Roma'da ders kitabı olarak da okutulmuştur.
...
Kapılara yaklaşıyorum artık ve yolumuz
sona eriyor derken, ansızın ayak sesleri
geldi sandım kulağıma, alacakaranlıkta
yöreyi gözleyen babam bağırdı: "Kaç oğul,
yaklaşıyorlar, oğul! Parlayan kalkanlarını,
pırıl pırıl bronzları görüyorum." O sırada
hangi düşman Tanrı altüst etti beni, aklımı
aldı başımdan bilmem, bir koşu tutturmuşum da,
sapa yollardan; sapmışım belirlenen bölgeden
Ah, Creusa mutsuz bir kadere mi kurban olup
serildi yere, yolunu mu şaşırdı o sıra?
Yorgunluktan oturup kaldı mı bir yerde bilmem,
ama gözlerimize görünmedi hiç, bir daha.
...
Kalıcı Bağlantı
nakşettiğim sensin incinmişliği nefsin
bitmişliği gibi dirimin dardayım ardı ardına
ölmesin biraz daha bükük bilek fünye boş
yazdıran sensin bıçkınlığım sendendir
kırılan parmağımdır koyduğumdur masaya
bir alırsam ben heva dördü kalısar sana
hiç dert değil ne yanar buna canım
ne sözümden cayarım
else bu el gel kestir aldımsa senden aldım
ölmesin biraz daha buradasın yakınımda
aşüfte zülüf de var tende nem kentte bahar
bir alırsam ben ayar dördü sana kalısar
ıslat tek çağlamasın salt uyandır ordumu
teslim olacak bilse asmasalar masunu
zorba kal boz ağzını yık başıma şehrimi
us pahası her ziyan kıl mümkün muhtemeli
canhıraş sevivermiş o gün bugün yok safa
bir basarsam ben faka dördü kalısar sana
kahrettiğim sensin özlenendir hasletin
bir gün üstüne geçmez düşmediğidir dil ismin
ummayarak ermeyerek kalarak sabahlara
zırh içinde zor zoruna zapt ederek zırdelirmişim
bildiğim yekkalem oluşumdur canına yonga
bir kalırsan sen yeğni dördü kalısar bana
Hayriye Ünal
Kalıcı Bağlantı
Hayriye Ünal’ın edebiyat serüvenini dikkatle takip edenlerden biriyim. İyi bir okuyucusu olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
1973 doğumlu Ünal, Saçları Vardır Aşkın isimli ilk şiir kitabını 2000 yılında yayımlamıştı. Üç yıl sonra ikinci şiir kitabı Ademin Kızlarından Biri’ni yayımladı. Her iki kitap da hatırı sayılır bir ilgi uyandırdı. Kitaplarla ilgili önemli dergilerde kayda değer yazılar çıktı.
Ünal, Eylül 2006’da üçüncü kitabı Sert Geçecek Bu Kış ile okuyucu karşısına çıktı. (Hece yayınları.) Şimdi 2008 yılının Mart ayındayız.
İnsanların olduğu gibi, kitapların da bir kaderi var.
Sert Geçecek Bu Kış çıkar çıkmaz hemen kitabı edinmiş, güzelce okumuş, bazı yerlerini işaretlemiş ve kafamda eserle ilgili bir yazı kurmuştum. Sonra kitap kayboldu.
Kitabı yeniden almam, tekrar okumam derken, aradan bu kadar zaman geçti. Kitap hâlâ eskimediğine göre, yazımız da sıcaklığını koruyor demektir.
Hayriye Ünal, sadece şiir yazmıyor, şiir ve şairler üzerine esaslı metinler de kaleme alıyor. Özellikle modern Türk şiiri ilgi alanına giriyor. Tabii bir de Hece dergisi için hazırladığı dosyalar var. Hece dergisini son birkaç yıldır bu dosyaların sürüklediğini söylemek mümkün...
Hayriye Ünal, şiirlerini adeta bir denklem gibi kuruyor. Bilmiyorum, belki de matematik bölümü mezunu olmasından kaynaklanan bir şeydir bu. Ünal, gerilimi yüksek, sert şiirler kaleme alıyor. Bugün insan olarak, millet olarak nelerden şikâyetçiysek, işte onları eleştiriyor: Bu kirli çağı, popüler kültürü, yozlaşmayı, sunileşen insan ilişkilerini, içi boşalan hayatları...
Hayriye Ünal’ın ismi ya da şiiri ne zaman aklıma gelse, beraberinde şu atasözünü hatırlıyorum: Ün lazım değil, un lazım.
Özellikle Hece dergisindeki çabaları, bu sözü doğrular nitelikte. Fakat bizde ciddi bir kültür sanat ortamı olmadığı için, daha doğrusu edebiyat hayatımızdan hızla çekildiği için, Türk edebiyatı adına kayda değer çabaları gören/gösteren insan sayısı oldukça az...
Ünal’ın şiirlerinde sık diyebileceğimiz bir şekilde özel isimler, göndermeler, vurgular geçiyor. Hatta okumalarını, ilgi ve önceliklerini bile şiirlerinden takip edebiliyoruz. Bunun şair adına olumlu bir durum olduğunu düşünüyorum. Çünkü şiiri şairiyle birlikte nefes alıp veriyor. Yapay değil...
Mesela “küçük bir öç / daha insancadır hiç almamaktan” derken, sadece şiir yazmış olmuyor, bize bir şey de söylemiş oluyor.
Hayriye Ünal’ın şiir bilgisi ve donanımı oldukça yüksek... Bu avantajlı durum, bazen dezavantaj oluşturabiliyor. Bir anlamda, bilgi, duygunun önüne geçebiliyor.
Sert Geçecek Bu Kış’ta iki damar var. Biri bilgisini ortaya koyan epik damar, diğeri de ‘duygu yüklü’ lirik damar. Lirik şiirleri daha çok sevmem, şiir anlayışımın bir yansıması da olabilir.
Üç bölümden oluşan kitabın birinci bölümüne lirik şiirlerin alınması, şairin iki tür arasındaki seçimini olmasa bile, samimiyetini ve disiplinini yansıtıyor diye düşünüyorum. Mesela şu dizelere kim şapka çıkarmaz?
“Seviyorum denmez bizde sevilen kendini bilir
Sen sevmekle aş koyarsın fakirin tabağına
Taş koyarsın tefecinin çarkına ve aşk
Parkta kuşların dağda kartalın
Dört duvar arasında gelinle güveyin koynuna
Yenilsen bile bu sözle bir kere sevişmişsindir”
Hayriye Ünal, ilk şiirinden son şiirine kadar, ilhamı bekleyen değil, ilhama giden bir şair oldu. Bu yönüyle Cahit Zarifoğlu’na çok benziyor.
Şiirlerini, sadece duyarak değil, görerek ve bilerek de yazıyor.
Yaptıkları işi ciddiye alan, o işi yaşam biçimi haline getiren insanların sayısı her geçen gün azalıyor. Hayriye Ünal, işte o insanlardan biridir.
Kalıcı Bağlantı