hayriye ünal
29 Takipçi | 0 Takip
06 01 2013

ŞİİRİN SİYAH KUĞUSU

ŞİİRİN SİYAH KUĞUSU |  görsel 1

Darren Aronofsky’nin Siyah Kuğu filmindeki Nina söylemek istediğimi açmam için elverişli bir film karakteri. Nina, New York’ta yaşayan yetenekli bir balerindir ve hayatında dans etmekten başka bir şey yoktur. Annesi de önemli bir figürdür filmde. Birazdan açacağım konu için anne figürüne dikkat. Eski bir balerin ve bu konuda çok hırslı olan annesi ile yaşamaktadır Nina. Kuğu Gölü balesinde başrolü oynaması söz konusudur; fakat bu henüz kesin değildir, rakipleri vardır. Oyunun yönetmeni Thomas Leroy’un ilk tercihi Nina’dır. Balede saf ve zarif Beyaz Kuğu ile şehveti temsil eden Siyah Kuğu aynı anda canlandırılabilmelidir. Nina, Beyaz Kuğu rolüne çok uygundur fakat rakibi Siyah Kuğu olarak daha uygundur. İki genç dansçı kız arasındaki rekabet bir yandan arkadaşlığa dönüşürken Nina kendi karanlık tarafını keşfetmeye başlayacaktır. Film boyunca ve gösterinin hazırlığı boyunca şizoid sanrılar esnasında Nina’nın dans konusundaki tutkusu ortaya serilir. Kötülüğü deneyimlemeden Siyah Kuğu olmayı başaramayacağını düşünen Nina sonunda öleceği zorlu bir yolu seçer, seçmekten çok belki de o yola maruz kalır; ama her durumda onun kutsala varan dans tutkusu, o güne dek öğrendiği erdemlerin, doğruluğun, masumiyetin hepsinin feda edilmesine varacak denli esastır.      Şairlerin şiire ek olarak dil, Türkçe, daha dar alanda melankoli, lirizm gibi konularda tutkuyu, ciddi olmayı, tabir caizse şiire abanmayı utanç verici bir şey gibi algılamalarının farkına böylesi filmleri izlediğimde daha çok varıyorum. Bu niçin böyle?   Birçok tali yanıt verilebilir, esaslı iki yanıtım var benim. İlki şu: Şiirin şairi için bir tutku ol... Devamı

22 05 2012

YOK ÖYLE BİR TREN

  Şüpheye düşen, kendi edebî güçleri konusunda eminsizlik içinde olan şair toplumda esen rüzgârları arkasına alma gereği duyar. Bireysel yeteneğini, uçları yoklayan yaratıcı dimağını; tüm toplumsal araçlarla yürütülen, şiirin "öyle veya böyle değil de aslında şöyle" olması gerektiğine dair propagandalara kolayca teslim eder Devamı

02 05 2012

ÖBÜRLERİ NERDE

  "kordon boyunda  5 liraya tavşan sevdiren amca gibisin Böyle bir meslek var mı yaa"  Devamı

03 04 2012

OLAY YERİ: OFİS

(...)  Aşk feci bir paradokstu. Ege’ye uzak ucundan Türkiye’nin, beyaz tenimin zıddı esmerler, karayağızlar çekerdi beni. Şöyle bir hayalim vardı: sevgilimle farklı dillerde olacaktık ve tek sözcük öğrenmeyecektik birbirimizin dilinden. Mümkünse yeryüzünde temsilcisi kalmamış dillerden biri olabilirdi onunkisi. (...) üzerine tıkla çoğalsın öykü. Devamı

01 04 2012

KAHRETSİN! İÇİN

" 'Cilalı imaj devri' maalesef ki bitmedi, giderek daha çok egemen hale geliyor. Her insan bir 'stil' artık. Bir kız bana 'Senin ‘yaşam gusto’n yok' demişti. Evet, gerçekten de benim yaşam gustom yok. Olmasını da istemedim zaten hiçbir zaman. Gurmelerden de nefret ederim. Stil danışmanlarından ve yaşam koçlarından da. Kahretsin! Çakmakçı ile konuşulmuş, hepsi şurada. Devamı

23 02 2012

SUYUN YÜZEYİNDE NEDEN GEZİYOR?

SUYUN YÜZEYİNDE NEDEN GEZİYOR? |  görsel 1

  Ölmüş olabilirim. Bu ihtimalle sarsıldım. Olta çekiliyor, kan. Ağzımdaki şey bir kanca.  O güzel bulduğu, içinde sakladığı, ihtimam gösterdiği şeyi kaybediyor. Kaybolan benim. Her ne yaparsa yapsın onu koruyamıyor. Onun içinde ölmesini istemiyor. Sussa, durulsa, sessiz kalabilse, hareket etmese, kıpırdamasa, bir şeycik yapmasa o şey orda kalır mı, kalmaz. Bırakmazlar. Bu öyle bir şey ki, kıpırdasa da kıpırdamasa da o şey gidiyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi onu içeriden alıp yavaşça yok ediyorlar. Kimler. Hiç kimse. O şeyi kemiren bir sürü küçük görünmez varlık var belki. Maytlar gibi. Maytlar galiba onu kemirip bitiriyor. O şey kimseler arasında olmayan, kimselerin içinde olan bir şey. Korunmak isteniyor. Ona yapışıp kalınmak isteniyor. O kendiliğinden gitmiyor. Onu içinde kaybediyor. Bıraktığı yerde bulamıyor. Anısını düşünerek canlı tuttuğu olabiliyor. Ama istemeyi istiyor. Küsmeyi, küstüğünde barışmak için can atabilmeyi. Barışmayı istiyor. Ama içinde eksiklikle değil. Tamlıkla barışabilmeyi. Bu olamıyor. Kırgın olarak değil. İçinden gitmişliğiyle boş. Tamtakır kuru bakır. Göğüs kafesi, karın boşluğu, rahminin içi, kafatasının içi, avuçları, kalemkutusu, Allah kahretsin mail kutusu bile içi olan her şeyi boş. Ölümsüz azalarım var, bana rağmen uzuyor, yayılıyor dağılıyorlar, onları durduramıyorum. Galiba ahtapota dönüşüyorum, etim güzel, boşluğu istila edeceğim. Büyümeyi istemiyorum. Kutuyu doldurup taşmayı. Kovadaki suda beklerken heyecanla, havayla temas ettiğimde. Ne yapalım her şeyin bir ömrü var. Maytlar zülüflerimle, kestiğim tırnaklarla, kepeklerimle beslenerek canavar kesilmişler. Onu yiyip bitiriyorlar. Maytlarımla ka... Devamı

16 02 2012

SANATÇI KİŞİLİK DEYİP GEÇMEMİŞİM

Bu yazı hiçbir yerde yoktu. Birden ortaya çıkışına sevindim, çünkü bende de yoktu. Okunabildiği tek yer burası şimdilik. Devamı

26 01 2012

Nerde ne vardı, Son işler

  Diplerya’nın notlarını yayımlamaya başladım. Diplerya çok özel bir varlık. Şair. Onun dünyada bulunuşu ve soluk alışı mucize kabilinden bir şey. Gücümü kendisinden aldığımı anladığında öfkelenip geri çekiliyor. Gücünden bana enjekte edilmesine izin vermiyor.  Enfekte’de bir yüzünü anlattım onun. Onun öyle çok yüzü var ki. Kendisi istediği zaman çoktur. Ama az durmayı seviyor. Genç kuşak arasından sıyrılıp bir başına çıkacak muazzam güce sahip. Fakat tenezzül etmeyi kendine yediremiyor. Ona anlatmayı istediğim şey, yaşamanın tenezzül etmek olduğu. Yazmak had safhada tenezzül etmektir. Aşk tenezzüldür. O kendine yetmeyi bir becerebilse aramızda bir dakika fazladan kalmayacak. Ölümlü oluşun bu denli yakışmadığı birini daha görmedim. O ebediyeti isteme hakkına sahip bence. Çünkü ebedi olanların çekeceği yoksunluk hissini zaten doğduğundan beri tadıyor. Yoksunluğu nedeniyle her saniyesi için ayrı ayrı borçlanıyoruz ona. Onunla beraber olduğumuzda Kubrick’in 2001 filmindeki uzay aracında oluyoruz. Her şeye uzağız. Renk paletleri arasında uzaklaşıyoruz. Clavius’un göbeğine ancak birlikte gidebiliriz. Asaf Halet Çelebi’ye dair yazdığım bir deneme şu kitapta yer alıyor. Cemal Süreya için yazdığım incelemenin yer aldığı kitap Kültür Bakanlığı Yayınları arasında yayımlandı. Cahit Zarifoğlu’na dair yazdığım deneme Karagöz’ün çıkacak sayısında yer alıyor.  Edebiyat Hurafeleri’ni Hece’de sürdürüyorum. Bu sayıda (Şubat 2012) şiirin sonundan bahsedenleri de ilgilendirecek eskatoloji konusunu şair Enes Özel’le işledik.  Seyhan Erözçelik’e bir armağan hazırlanıyor. Şiir Atı olarak. Orası i&cce... Devamı

04 01 2012

ŞAİRİME KOLALI GÖMLEK

Şunu okudum. Şairin namına üzülmek anlamsız. Fekat şiir ve aşk, yöneldiği nesnesini o denli geçmiş, o denli vasıta haline getirmiş ki. Yine de bu tecessüs, bu deşmecilik, kadındaki aymazlık, işin zalimane boyutunu feci ortaya seriyor. Ulan bu bile ideolojik. Süreya'dan bahsedince Muazzez Hanım açıyo gözlerini. Karakoç'a dünyayı verseler artık almasa haklı. Çünkü değersizleşmiş hepsi. Hakikatte de böyle. Yani değersiz. Baktığı yerde dünya yok artık şairin, kalmamış Şairim. Devamı