Böyle Buyurur Şiir

Genel Muhteva

Failler

Bağlantılarım




ÇOKSESLİ ŞİİR BARKODSUZDUR

7/5/2008 · Kategori: hayriye unal yazilari

(...)

“Yabanıllık” içeren klasik epik, modern zamanlarda, Joyce’un ifadesiyle “her an tetikte duran gözetleyici bakışlarca imkânsız kılınmıştır.” Bakışın yıkıcı etkisi, öznelikle nesnelik arasında sıkışıp kalmış şiir kişisinin gösteriye çağırılmasında ve onun kahramanımsı efektlerinde görülmektedir. Kahraman artık gösterinin uzlaşımsal dilini benimseyerek sahne alan bir görev insanıdır, hatta bir memur. Ama bu memurun nasıl da bir savaşın dilini heyecanla benimsediğine hayret etmemeliyiz; çünkü bu dil de onun mimetik düşünüşüne göre, bir kahramanın tam da öyle konuşması gerektiğini düşündüğü için öyledir. Ona göre bir gösteri varsa rol de iyi ezberlenmelidir. “Kusursuz teodise”nin yerini böylece bir çadır monologu almıştır. (...)

 

(Hayriye Ünal'ın yazısı DERGÂH dergisi Mayıs 2008 sayısında)

Kalıcı Bağlantı

OYUN KURUCU – 2 / AFAZİ

4/5/2008 · Kategori: siirler

ben ve filiz otururken opusta opus olmayabilir sakarin olabilir masalar

daracıktı belki dardı belki değil ama falsızdı ----------------------------

-------------------------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------------------------- filiz mi dedim gala demeliydim kocaman ışıklı

küreler asılmıştı tepende senin değil benim hani hep geç gelen taraf ol

an benim ---------------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------------------ filiz olan ben ile otururken sen tepende kürelerle sen

de eluard olmayasın ben gala isem ------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------------------------------- hey tatlı şey dedin sen bana ben hani o

zamanlar sude olan ben -----------------------------------------------

hem ne fark eder sude veya ben --------------kim bilecek ki farkı ben

söylemesem -koşarak lavaboya gittim ve yüzümü ıslattım ve rujumu

tazeledim kırmızı giymiş olabilirim -------------------------------------

------------ince süet pabuçlarım ıslanınca delirmişimdir----------------

-------------------------------------------------------------------------

-------------------------------------sude geldi arkamdan ve bana seni

ispiyonladı ciddi bir suratı ve pembe bluzu vardı ve ben buna çok üzül

düm eluard ---------- süet pabuçlarımı bile unuttum bir an yani --unut

muşumdur kesin -------------------------------------------------------

--------------------------------------- masa yukarıdan çok ısınmıştı ve

ben üşümüyordum genelde üşüyen ben hiç üşümüyordum gerçekten

üşümüyordum hiç ve üşümediğim için kafam karışıyordu -------------

çizmelerim siyahtı --------------- midemin biraz üst tarafı yanıp durdu

sude geldi burnunu sildi ve bana baktı ---------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------- belki de sana bakmıştır önce sonra da masaya doğru eğmiştir

bakışını masadaki camel paketine takıldı bakışları yoksa lark mıydı ona

danışıklı dokununca ben yaylım ateş başladım biz bunu kurmuştuk san

a dolap çevirdik anlıyor musun eluard ----------------------------------

gala olan ben iğrenç bir 2000 yaktım ve dumanı seyrettim ------------

--------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------

------------------ belki de sadece kürelere doğru baktım ama nedense

dumana baktığımı sanmışımdır sonradan dumanı da berbattı maltepenin

--------- filiz çıktı geldi ben anlamadım bunu filiz nerden çıktı anlamadım

ben filiz olmadan önce hani filiz değildim daha ben gala değildim ---sude

ben olmuştu filiz ortada yoktu sen bana ucuz armağanlar alırdın ben on

ları çöpe atardım yooo sudeye verirdim güzel boynuna takardı ben kiç

aşklarla eskiyen ağrıyan kafamı durup durup masaya vururdum kafam

daki ağrı hiç durmazdı uyuyup uyanırdım ağrıyı öylece yerinde bulurdum

senin pintiliğin belliydi benim kibrim en baştan ---------------------------

----------------benim kıskançlığım belli değildi o zaman -----------------

----- filiz hortlayınca sude koşarak kapıdan fırlamaz mı gala bir kutu

hapı içip uzanırdı yatağa eluard mezarından çıkıp gelecek sanırdım ----

ama gelmezdi eluard al basmaz hava sıkmaz yol uzamaz -----eluard

tuhaf bir yolcudur ama gala fena kadındı ------fitil fitil getirirdi eluardın

burnundan adamın üç kuruşluk aldığı zevki -- sonra gala her seferinde

bir güzel yahoolarımızı çökertirdi --------- filiz hepsini görüp kendisini

çekiştirdiklerimin verip veriştiklerimi nefes almadan eluarda anlatırdı

eluard veryansın ederdi sudeye daha koynu soğumadan -----------

-----------------------------------------------------------------------

----------------sana melbonun kapandığını söylemiş miydim---------

------------------------------------------------------------------------

siz öpüşürken ben size bakıp gülmüştüm sizi çok komik bulmuştum

--------- yani sadece seni dikiz aynasında aslında kendimi komik

bulmuştum - karanlık ve kıştı araba iyice ısınmıştı bozuk değildi

henüz kliması astranın -----------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-------------------------aslında alacakaranlıktı ve belki nisan filandı

sen sude ile bana küfrettin gittin filiz ortada görünmüyordu o ara biz

de kıymetli passatına tekme attık ikimiz de berbat yalnızdık LM

paketin çantamda kaldı -pardon dilim sürçtü sen filizle kaldın orda

ben çıktım gittim tekmeleri yiyen de bendim clio değil tufan öldür

ürdü beni çizilirse BMWsi ---------------------------------------------

--------------------------------------------------------sanırım araba

yokuşa vurmuştu ve gök yıldız doluydu ben tekme değil de harbi

sille yemiştim sude de yoktu aslında yanımızda sen ve ben vardık

-----------------------------------------------------------------------

--------o zaman ruslar da yoktu yol kenarında ağladım ------------

-----------------------------------------------------------------------

---------------------------------yol inişti ve hava pusluydu yıldız filan

görünmüyordu ağlamak hoşuma gitmişti gözlerimden biri görmez

olmuştu sen kasaba otelinde göğe bakıp yıldız saymışsın bu

yaşında hoşuna gittiğini anlatmıştın benim göğümdü hiç böyle

ciddileşmemiştim gözlerimden birine kan oturmuştu ---------------

-------------aslına bakarsan ağlamaktan nefret ederim-------------

-----------------------------------------------------------------------

---------------sana sakalın feci yakıştığını söylemiş miydim----------

 

HAYRİYE ÜNAL

Kalıcı Bağlantı

Vergilius - AENEİS

3/5/2008 · Kategori: bu ay okuyun - kitap ceviri

Aeneis arama sonuçlarına dön <<

 

Latin şairi Vergilius'un destanını Latince aslından Türkân Uzel çevirmiştir. Öteki Yayınlarından 1998 yılında çıkan kitabın aslı, Roma'da ders kitabı olarak da okutulmuştur.

...

Kapılara yaklaşıyorum artık ve yolumuz

sona eriyor derken, ansızın ayak sesleri

geldi sandım kulağıma, alacakaranlıkta

yöreyi gözleyen babam bağırdı: "Kaç oğul,

yaklaşıyorlar, oğul! Parlayan kalkanlarını,

pırıl pırıl bronzları görüyorum." O sırada

hangi düşman Tanrı altüst etti beni, aklımı

aldı başımdan bilmem, bir koşu tutturmuşum da,

sapa yollardan; sapmışım belirlenen bölgeden

Ah, Creusa mutsuz bir kadere mi kurban olup

serildi yere, yolunu mu şaşırdı o sıra?

Yorgunluktan oturup kaldı mı bir yerde bilmem,

ama gözlerimize görünmedi hiç, bir daha.

...

Kalıcı Bağlantı

HECE 2007 YILI SAYILARI

1/5/2008 · Kategori: olsun da camurdan olsun

              

kapak: Serkan Işın                     kapak: Suzan Sarı

 

                

                                               kapak: Tibor Papp

 

               

                                              kapak: Nico Vassilakis

 

            

kapak: René Magritte                kapak: Abdul Mati Klarwein

 

Kalıcı Bağlantı

KALISAR

1/5/2008 · Kategori: siirler

nakşettiğim sensin incinmişliği nefsin

bitmişliği gibi dirimin dardayım ardı ardına

ölmesin biraz daha bükük bilek fünye boş

yazdıran sensin bıçkınlığım sendendir

kırılan parmağımdır koyduğumdur masaya

bir alırsam ben heva dördü kalısar sana

 

hiç dert değil ne yanar buna canım

ne sözümden cayarım

else bu el gel kestir aldımsa senden aldım

ölmesin biraz daha buradasın yakınımda

aşüfte zülüf de var tende nem kentte bahar

bir alırsam ben ayar dördü sana kalısar

 

ıslat tek çağlamasın salt uyandır ordumu

teslim olacak bilse asmasalar masunu

zorba kal boz ağzını yık başıma şehrimi

us pahası her ziyan kıl mümkün muhtemeli 

canhıraş sevivermiş o gün bugün yok safa

bir basarsam ben faka dördü kalısar sana

 

kahrettiğim sensin özlenendir hasletin

bir gün üstüne geçmez düşmediğidir dil ismin

ummayarak ermeyerek kalarak sabahlara

zırh içinde zor zoruna zapt ederek zırdelirmişim

bildiğim yekkalem oluşumdur canına yonga

bir kalırsan sen yeğni dördü kalısar bana

 

Hayriye Ünal

Kalıcı Bağlantı

ŞİİRDE HETEROGLOSSİA

26/3/2008 · Kategori: sair diyesi

“Romansal söylemdeki Bakhtinci heteroglossia ben ve ötekinin hâlâ monist sınırlar içinde ilişkilenmesinin ifadesidir. Oysa, şiirde heteroglossia, ben ve öteki arasındaki ilişkinin hızlandığı, çetrefilleştiği noktada ben’in sanki bir ayna hayali karşısında hem kendine hem de bir başkasına bakar halde yakalandığı yakın ama yabancı bir melezliğin temsiline dönüşür. Şiirin kendine dönüklüğü dışta kalanı da içselleştirdiği anda anlam kazanır.”

(Murat Üstübal, 2008 “Dokunaklar” adlı yazısının "ayna ayna..." bölümü)

Kalıcı Bağlantı

SERT GEÇECEK BU KIŞ . . . . / İBRAHİM TENEKECİ

20/3/2008 · Kategori: hayriye unal mevzubahis

Hayriye Ünal’ın edebiyat serüvenini dikkatle takip edenlerden biriyim. İyi bir okuyucusu olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

1973 doğumlu Ünal, Saçları Vardır Aşkın isimli ilk şiir kitabını 2000 yılında yayımlamıştı. Üç yıl sonra ikinci şiir kitabı Ademin Kızlarından Biri’ni yayımladı. Her iki kitap da hatırı sayılır bir ilgi uyandırdı. Kitaplarla ilgili önemli dergilerde kayda değer yazılar çıktı.

Ünal, Eylül 2006’da üçüncü kitabı Sert Geçecek Bu Kış ile okuyucu karşısına çıktı. (Hece yayınları.) Şimdi 2008 yılının Mart ayındayız.

İnsanların olduğu gibi, kitapların da bir kaderi var.

Sert Geçecek Bu Kış çıkar çıkmaz hemen kitabı edinmiş, güzelce okumuş, bazı yerlerini işaretlemiş ve kafamda eserle ilgili bir yazı kurmuştum. Sonra kitap kayboldu.

Kitabı yeniden almam, tekrar okumam derken, aradan bu kadar zaman geçti. Kitap hâlâ eskimediğine göre, yazımız da sıcaklığını koruyor demektir.

Hayriye Ünal, sadece şiir yazmıyor, şiir ve şairler üzerine esaslı metinler de kaleme alıyor. Özellikle modern Türk şiiri ilgi alanına giriyor. Tabii bir de Hece dergisi için hazırladığı dosyalar var. Hece dergisini son birkaç yıldır bu dosyaların sürüklediğini söylemek mümkün...

Hayriye Ünal, şiirlerini adeta bir denklem gibi kuruyor. Bilmiyorum, belki de matematik bölümü mezunu olmasından kaynaklanan bir şeydir bu. Ünal, gerilimi yüksek, sert şiirler kaleme alıyor. Bugün insan olarak, millet olarak nelerden şikâyetçiysek, işte onları eleştiriyor: Bu kirli çağı, popüler kültürü, yozlaşmayı, sunileşen insan ilişkilerini, içi boşalan hayatları...

Hayriye Ünal’ın ismi ya da şiiri ne zaman aklıma gelse, beraberinde şu atasözünü hatırlıyorum: Ün lazım değil, un lazım.

Özellikle Hece dergisindeki çabaları, bu sözü doğrular nitelikte. Fakat bizde ciddi bir kültür sanat ortamı olmadığı için, daha doğrusu edebiyat hayatımızdan hızla çekildiği için, Türk edebiyatı adına kayda değer çabaları gören/gösteren insan sayısı oldukça az...

Ünal’ın şiirlerinde sık diyebileceğimiz bir şekilde özel isimler, göndermeler, vurgular geçiyor. Hatta okumalarını, ilgi ve önceliklerini bile şiirlerinden takip edebiliyoruz. Bunun şair adına olumlu bir durum olduğunu düşünüyorum. Çünkü şiiri şairiyle birlikte nefes alıp veriyor. Yapay değil...

Mesela “küçük bir öç / daha insancadır hiç almamaktan” derken, sadece şiir yazmış olmuyor, bize bir şey de söylemiş oluyor.

Hayriye Ünal’ın şiir bilgisi ve donanımı oldukça yüksek... Bu avantajlı durum, bazen dezavantaj oluşturabiliyor. Bir anlamda, bilgi, duygunun önüne geçebiliyor.

Sert Geçecek Bu Kış’ta iki damar var. Biri bilgisini ortaya koyan epik damar, diğeri de ‘duygu yüklü’ lirik damar. Lirik şiirleri daha çok sevmem, şiir anlayışımın bir yansıması da olabilir.

Üç bölümden oluşan kitabın birinci bölümüne lirik şiirlerin alınması, şairin iki tür arasındaki seçimini olmasa bile, samimiyetini ve disiplinini yansıtıyor diye düşünüyorum. Mesela şu dizelere kim şapka çıkarmaz?

 

“Seviyorum denmez bizde sevilen kendini bilir

Sen sevmekle aş koyarsın fakirin tabağına

Taş koyarsın tefecinin çarkına ve aşk

Parkta kuşların dağda kartalın

Dört duvar arasında gelinle güveyin koynuna

Yenilsen bile bu sözle bir kere sevişmişsindir”

 

Hayriye Ünal, ilk şiirinden son şiirine kadar, ilhamı bekleyen değil, ilhama giden bir şair oldu. Bu yönüyle Cahit Zarifoğlu’na çok benziyor.

Şiirlerini, sadece duyarak değil, görerek ve bilerek de yazıyor.

Yaptıkları işi ciddiye alan, o işi yaşam biçimi haline getiren insanların sayısı her geçen gün azalıyor. Hayriye Ünal, işte o insanlardan biridir.

 

 

Kalıcı Bağlantı

« Önceki :: Sonraki »