ALİ EMRE / SERT GEÇECEK BU KIŞ VE “OTEL”DEKİ ÇOKSESL

30/3/2009 · Kategori: hayriye unal mevzubahis

Sert Geçecek Bu Kış, 1973 doğumlu Hayriye Ünal’ın üçüncü şiir kitabı.128 sayfadan oluşan bu kitapta yer alan şiirler, üç başlık altında çıkıyor karşımıza.

Kapsamlı, uzun, emek verilmiş şiirlerle çıkıyor karşımıza Hayriye Ünal. Düşünerek yazıyor, okuyarak. Bilincini kanırtarak yazıyor, sözlerini etine bastırarak. Yeni, farklı, özgün olmayı gözeterek yazıyor; yaptığı işi ciddiye alarak, şiirleri üzerinde uzun uzun çalışarak yazıyor.

Konuşkanlığı elden bırakmayan, klişeleri aşmayı ve ezberleri bozmayı zihninin daima bir köşesinde tutan, geleneği modern bir bilinçle dönüştürmeyi ihmal etmeyen, parodi ve pastişlerle zenginleşen bir şiir bu. Hem çoksesliğin temel argümanları içinde döneniyor şiir hem de yer yer metinlerarası göndermelerle çağrışım alanını sürekli genişletip zenginleştiriyor.

Son kitabındaki dikkat çekici şiirlerden biri de Otel. Kitapta yaklaşık yirmi sayfa tutan bir şiir bu. Çoksesli şiirin önemli eşik mekânlarından biri olan “otel”den yola çıkarak insan gerçekliğinin örtük ve karanlık tarafları üzerinde yoğunlaşıyor. İmgelemi harekete geçiren, farklı çağrışımlar eşliğinde zihni sürekli devindiren; birçok kişinin yazgısını ve arayışlarını / yaşam kesitlerini / çırpınışlarını ve duraksamalarını müşterek bir adreste toplayabilen saydam bir mekân eşliğinde genişliyor şiirin evreni.  

Hayriye Ünal, bu uzun şiirini iki bölüme ayırarak yazmış. “Giriş” başlığıyla verilen ilk bölümünde asıl şiire, asıl söylenmek istenenlere bir hazırlık yapılıyor sanki. Eleştirel bir dökümle açımlanıyor bu bölüm. Şiirde konuşan özne, tarih içinde bir gezinti yaparak dile getiriyor bu eleştirileri ve günümüzle bitiştiriyor sonuçta. Yalanlar, bireysel ve toplumsal yanılsamalar, kandırmalar, rol kesmeler, dayatılanlar yer yer örtük bir dille ve aynı zamanda “içte birikeni çağa kusma”ya dönük bir tutumla dillendiriliyor:

Unutmak içindir unutmak rezilce yetimliği

Koptuğumuz kaynaktan uzakta hiçliğimizi

Herkesin tedbirli ve müsellah olduğu tarihsel bir coğrafyayı bireysel ve kimi zaman hicve yönelen bir tutumla tarazlayan şair, şiirin asıl bölümüne çağrışımı zengin bir atıfla geçiş yapıyor:

Genç irisi bir şiir yazacağım

Otel olacak adı

Yahut kışla!

Evet otel yahut kışla. Çok kapılı bir han yahut bir düğün evi. Bir göçük yahut bir kasaba viranesi. Bir çöl vahası yahut bir kumarhane. “Seyyar bir otel”dir sanki karşımızdaki. Gezgin, genişleyen, içi içine sığmayan, engin bir oteldir. Kimi zaman çok kompartımanlı bir tren gibidir kimi zaman içine sıkışılan ve çıkışları kapatılan bir yer altı sığınağı. İçinde devinen bedenler, konuşan dudaklar, hızla çarpan ve çırpınan kalpler, aynalara yansıyan yüzler, koşuşturan ayaklar, titreyen eller, bir kumpas içinde dönenen canlar gibi hareketlidir. Fludur. Saydamdır. Esnek ve geçişkendir. Bir yönüyle yerçekiminden azadedir. Her şeyiyle yere aittir aynı zamanda. Her odasında ayrı bir insanlık durumu, farklı bir insani gerçeklik bulunan bu oteli betimleyen şu dizeler de somut, berrak ve alışılmış otel imgesini parçalayarak çıkmaktadır karşımıza:

Her yanda cins ölü atlar

Gazete kapalı

Pencere pervazları süslü ama kanlı

Odalarımız dolu, diyor, sayın bayım

Barok biçemi hoşa gidiyor ölçüp biçtik

Ama üstüne yatmak isterseniz cesetlerimiz var

Biraz korkacak

Toprağımız yetişmiyor talep aşırı, kumu ince örtü yaptık

Kumdan çarşaflar

Kumdan bir yastık

Dikkatlice bakıldığında, şiirde konuşan farklı ve birden fazla özne olduğu da görülmektedir. Dışarıdan birinin betimlemesiyle başlıyormuş gibi görünen şiirde birden otel çalışanı olarak nitelenebilecek başka birin konuşması devreye girmektedir. Şiirin ilerleyen bölümlerinde “göçük”le bağlantılı olarak önce iki kişinin geldiği sonra sayının üç, dört olduğu söylenmektedir. Kimi dizelerde birinci tekil kişi konuşmakta, kimi dizelerde birinci çoğul kişiye geçilmekte; aynı zamanda üçüncü bir kişinin aktarımlarına da yer verilmektedir. Hatta “seyirciler” vardır bir de:

Orda kalanlara ‘seyirci’ deriz

Seyirciler kederli cancağızlarına her gün bir kurban keserler

Cesedin git gide eksilişi

Onları biraz dindar biraz hüzünlü yapar

Güleryüzlü bir şiir değildir “Otel”. Acılıdır, arayışa yazgılıdır, yer yer ironiktir. Aynı zamanda “Çocukluğumun ortasına biraz kar indir” derken bile sükûnetten uzaktır. Kavgacıdır. Teslimiyete yönelmez. Anıştırmaları nostaljiye ve tarihi realiteye kapılanmaz. Kimi zaman peygamber kıssalarında geçen bir belde çağrışımı yapar okuyucuda, kimi zaman modern bir felaketle bütünleşen sorular ve görüntüler sunar bize:

Taş yığılıydı şehrin kapıları diye gösterilen yer

Pencereler.

Yıkıntı. Oteli vuran nedir, yabancı bir gök cismi?

Bir zelzele?

Sis ve duman?

Gök hep öyle morumsu

Ne gündüz ne gece.

Bungunluk baskın çıkar şiirde. Bizi, bile isteye rahatsız etmek ister şair. Bizi tedirginliğin avlularında dolaştırır. Bir düğün mekânından çöle evrilir sözgelimi. Büyük harflerle yazılan ve şiire serpiştirilen dizeler de sorularımızı cevaplamak, beklentilerimiz karşılamak, içimizi rahatlatmak yerine bilinmezliği artırır, gerginlik sarmalını pekiştirir. Nihayet şiirin sonunda doğaya, doğallığa, gerçekliğe, insani olana bir vurgu, bir dönüş yapılır. Boğuntu atmosferinden dışarıya bir çıkış yolu bulur şiir. Sinematografik özellikler de içeren, bir korku tünelini yahut gerilim anaforunu da çağrıştıran otelden güneşe çıkarız. Üstelik bu, ustaca kotarılmış iki küçük dizeyle; fazlasıyla manidar, gerçekçi ve içtenlikli bir vurguyla çıkar karşımıza:

Fillerle taşınacak servetle

Bir dakika güneş alınmaz.

---------------------------------------------

Hayriye ÜNAL, Sert Geçecek Bu Kış, Hece Yayınları, Ankara 2006.

(Umran dergisi, Mart 2009)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »