ROMANCIDAN ŞAİR


7/8/2009 · Kategori: bosluktan guzel diye


Yusuf Atılgan’ın iki şiiri var. Biri Milliyet Sanat’ın ilk sayısında (1980), biri de Yazı dergisinde yayımlanmış. Yazı’nın ilk sayısındaki şiir bu (1978). Şiirin bir romancı tarafından yazıldığını gösteren şey düzyazısal düşünme biçimi. Bu, iki dizede sekteye uğramış bizce: “Suçluyum sayın yargıç / bir zurnacı Çingene ısmarlayın ipime” Sevinçle sunarım:  

   

ÖLÜ SU

İçsin mi kansıcağı ikindilerde

İki ucu denizsiz çay suyundan

Dört boynuzlu yörük öküzü

Çıkamaz ininden yaz uykusunda çakıroğlan

duvarda çamursarısı sidikkızılı boynuzbozu bir ölü doğa

sıvanın altında kim var

Susuz aç

kim gizliyor olumlu tarhanayı sevimli ifritlerden

as kendini çakıroğlan

bir türküde oturacaksın yapayalnız

sabah çayları bir türküde üzüm

Kısır tarlada gereksiz bir kaya

ya da İskender sinide bir kabartma taşdonuğu

(yaşadıydı Karacaoğlan Kızı Yunus karıncası

kansıcağı ikindilerde harman kaşıntısı)

Kendir saplarıyla asılmış uzarken yarı yolda

Suçluyum sayın yargıç

bir zurnacı Çingene ısmarlayın ipime

Ya siz sayın yargıç?

(Yusuf Atılgan, 1978, Yazı dergisi, sayı 1)

Yorum (yok) Yorum yaz!

GÜBRE VERSUS POETİKA


1/4/2009 · Kategori: bosluktan guzel diye


Gün geçmiyor ki birisi bir yazıda, diğeri bir soruşturmaya verdiği yanıtta, bir diğeri söyleşi yaparken.. ama hepsi sıkı sıkı tembihlenmiş gibi aynı şeyi söylüyor. Bir şairin şiiriyle ortaya çıkması gerektiği, poetika gibi “astarı yüzünden pahalı” işlerle uğraşmaması gerektiği vb. Hele manifesto yazanlara ateş püskürenler var. Ben doğrusu ne kadar gereksiz de bulsam bir yazıyı böyle diyemezdim. “ ‘Sana ne kardeşim’ demezler mi adama?” derdim yani kendi kendime. “Benim görevim kahyalık değil ki…” derdim yani. Yoksa bana göre de sözgelimi yıllık bolluğu oldukça gereksiz. Dergilerin bir kısmını kapatırdım elimde olsa. Fırsat verseler bazı şair bozuntularını Mısır’a sürdürürdüm, yazmasın yahu. Bazı şairlerin yazmasına izin veren bazılarına yasaklayan bir kurum açardım, bu ne serbestlik böyle. Hatta kötü yazanlara dava açmalıyız okurlar olarak. Edebiyatı tekelleştirmeliyiz. … meliyiz, … malıyız… zzz zz z.

 

Buna ek olarak biraz daha aklı evvellerin şöyle dediğini de duyuyoruz: “Yeteneksizler yeteneksizliklerini örtmek için yazıyor çiziyor poetikayı, manifestoyu” Ya evet öyle.

Bu ortak demeci verdiren şu gizli el. Kıs kıs gülüyor olmalı. Yani birileri bir yerlerde bir Lucifer’le anlaşıyor mu ne? Lucifer akıllı da, konuşturdukları ne nane?

Bence de öyle. Ben doğrusu şu bilumum dergileri dolduran şair-i maderzad ve yetenekli 200 küsur şairin yeteneğine ve enfes şiirlerine şapka çıkarıyorum. O kadar tatlılar ki tadından yiyemiyorum bu şiirleri.  

Bence de artık şairler şiirlerini poetikayla, düşünceyle, manifestoyla beslemesinler… gübre yeter onlara.

Meraklısına adres de vermeli: Türkiye’nin en büyük gübre portalı: www.gubre.gen.tr

Yorum (yok) Yorum yaz!

FARK


10/1/2009 · Kategori: bosluktan guzel diye

“Birbirine düşman olan ordular, silahlarını bırakmışlar, ölülerini yakmakla uğraşıyorlar ve bu esnada her iki taraf da sıcak gözyaşı döküyor. Yalnız Priamos Troialılarına ağlamayı yasak eder. Dacier (Fransız hellenist ve latinisti), fazla yumuşayacaklarından ve ertesi sabah için fazla cesaret göstermeyeceklerinden kaygılanıp ağlamayı yasak ettiğini söyler. Peki, ama soralım: Neden sadece Priamos kaygılansın? Neden Agamemnon da Yunanlılarına aynı yasağı koymasın. Şair daha derin düşünüyor: O, bize sadece yetişmiş olan Yunanlıların hem ağlayıp hem de cesaret gösterebileceklerini, yetişmemiş olan Troialıların ise cesur olabilmek için önceden her türlü beşerî duyguyu içlerinde boğmaları gerektiğini öğretmek istiyor.” (Lessing)

Yorum (yok) Yorum yaz!

DOUG RICE - AS I LAY DYING


27/6/2007 · Kategori: bosluktan guzel diye

 

 

 

 

 

 

Yorum (2) Yorum yaz!

SERGİO İLE KONUŞMALAR


14/4/2007 · Kategori: bosluktan guzel diye

- Seni nasıl böylesine hırpaladılar? Aşk sözcüğünü duyar duy­maz karmakarışık korkulara kapılıp gitmene, iki insanın birbirine en yakın olması gereken zamanlarda, uçuruma yuvarlanır gibi kendi içine dönmene, bakman, istemen ve sorman gerektiğinde başını öne eğmene, bedenin çırılçıplakken kafanı yastıkların altına gömmene kim neden oldu? Senden neyi esirgediler?

(Bütün bunları soran Sergio elbette. Benim yanıtımsa uzun, bitimsiz bir suskunluk.)

(….)

Başımı göğsüne yaslayıp hıçkırıklara boğulmamı, gözyaşları içinde trajik anılar anlatmamı, yara izlerimi onun şefkatli ellerine sunmamı nasıl da bekliyor! İşkenceden geçmiş bir kadını kusursuzca sevebileceğine, aşkının tılsımlı gücünün en derin yaraları iyileştireceğine öylesine inanmış. Nasıl da kendine güveniyor! Beni bir acı anıtına, günah çıkartmak için önünde diz çökeceği bir tapınma nesnesine dönüştürmek istiyor. O anda nefret ediyorum Sergio'dan. Bütün kartlarını gördüm, oyununu çözdüm.

 Beynimin içinde sessiz bir çığlık kafesteki bir kuş gibi çırpınıyor, yüreğimde pizzicato çalan bir çello.

(….)

- Yanlış görmüşsün ya da yorumlamışsındır. İşkence görmüş olsaydım sana mutlaka anlatırdım inan. Ben her önüme gelene geçmişimi kusmaktan hınzırca bir tat alırım, karşılığında da şefkat filan dilenmem. Bedavaya dağıtılan acılar, karabasanlar, trajedi­ler... Akşam pazarından ne koparsan kâr.

- Umarım bir gün bana yeterince güvenirsin. Gerçeği anlata­cak kadar.

 Sesinden incindiğini, gücendiğini anlıyorum. Devam ediyor:

- Bir insan ne kadar kötü dövülürse dövülsün, içeriden ya da dışarıdan, bedeni ya da ruhu ne kadar incinmiş olursa olsun, yaşamı yeniden sevebilir. Yeter ki kafasını hep aynı duvarlara vurmaktan vazgeçsin.

 Sanırım benim mutluluğumu, dirilişimi yaşamının kutsal görevi haline getirmek, kolay yoldan kendini aklamak istiyordu.

Oysa insanın bir başkasını küllerinden bile olsa yeniden yaratmak istemesi sonsuz bir yetki üstlenmeyi, bir tanrı olmayı arzulamasıdır. Bu da onun acı çekmesini ya da ölmesini istemekten daha masum değildir. Belki de ben başkalarına yönelik her türlü dileği ancak bir saldırı olarak algılayabiliyordum. Korumak arzu­su ile hükmetmek arzusu arasındaki sınırın nasıl çizilebileceğini bilmiyorum. Sonuçta birisini var olmayan bir dünyaya inandırmak hiç gelmeyecek bir mutluluğa hazırlamak, zavallı bir sokak köpeğini, ömür boyu tekmeler ve taşlar görecekken şefkate alıştırmak suçtur.

 Aşktan verebileceğinden fazlasını ummak budalalık Sergio.

(…)

Ama sadece müzik gerçekten söz edebilir aşktan.

 

ASLI ERDOĞAN

 

MALLARME / ZARLA ŞANS DÖNMEYECEK


10/4/2007 · Kategori: bosluktan guzel diye

 

"Her düşünce atılan bir El Zardır"