- Seni nasıl böylesine hırpaladılar? Aşk sözcüğünü duyar duymaz karmakarışık korkulara kapılıp gitmene, iki insanın birbirine en yakın olması gereken zamanlarda, uçuruma yuvarlanır gibi kendi içine dönmene, bakman, istemen ve sorman gerektiğinde başını öne eğmene, bedenin çırılçıplakken kafanı yastıkların altına gömmene kim neden oldu? Senden neyi esirgediler?
(Bütün bunları soran Sergio elbette. Benim yanıtımsa uzun, bitimsiz bir suskunluk.)
(….)
Başımı göğsüne yaslayıp hıçkırıklara boğulmamı, gözyaşları içinde trajik anılar anlatmamı, yara izlerimi onun şefkatli ellerine sunmamı nasıl da bekliyor! İşkenceden geçmiş bir kadını kusursuzca sevebileceğine, aşkının tılsımlı gücünün en derin yaraları iyileştireceğine öylesine inanmış. Nasıl da kendine güveniyor! Beni bir acı anıtına, günah çıkartmak için önünde diz çökeceği bir tapınma nesnesine dönüştürmek istiyor. O anda nefret ediyorum Sergio'dan. Bütün kartlarını gördüm, oyununu çözdüm.
Beynimin içinde sessiz bir çığlık kafesteki bir kuş gibi çırpınıyor, yüreğimde pizzicato çalan bir çello.
(….)
- Yanlış görmüşsün ya da yorumlamışsındır. İşkence görmüş olsaydım sana mutlaka anlatırdım inan. Ben her önüme gelene geçmişimi kusmaktan hınzırca bir tat alırım, karşılığında da şefkat filan dilenmem. Bedavaya dağıtılan acılar, karabasanlar, trajediler... Akşam pazarından ne koparsan kâr.
- Umarım bir gün bana yeterince güvenirsin. Gerçeği anlatacak kadar.
Sesinden incindiğini, gücendiğini anlıyorum. Devam ediyor:
- Bir insan ne kadar kötü dövülürse dövülsün, içeriden ya da dışarıdan, bedeni ya da ruhu ne kadar incinmiş olursa olsun, yaşamı yeniden sevebilir. Yeter ki kafasını hep aynı duvarlara vurmaktan vazgeçsin.
Sanırım benim mutluluğumu, dirilişimi yaşamının kutsal görevi haline getirmek, kolay yoldan kendini aklamak istiyordu.
Oysa insanın bir başkasını küllerinden bile olsa yeniden yaratmak istemesi sonsuz bir yetki üstlenmeyi, bir tanrı olmayı arzulamasıdır. Bu da onun acı çekmesini ya da ölmesini istemekten daha masum değildir. Belki de ben başkalarına yönelik her türlü dileği ancak bir saldırı olarak algılayabiliyordum. Korumak arzusu ile hükmetmek arzusu arasındaki sınırın nasıl çizilebileceğini bilmiyorum. Sonuçta birisini var olmayan bir dünyaya inandırmak hiç gelmeyecek bir mutluluğa hazırlamak, zavallı bir sokak köpeğini, ömür boyu tekmeler ve taşlar görecekken şefkate alıştırmak suçtur.
Aşktan verebileceğinden fazlasını ummak budalalık Sergio.
(…)
Ama sadece müzik gerçekten söz edebilir aşktan.
ASLI ERDOĞAN
