BAŞLANGIÇ İÇİN ÇOKSESLİ ŞİİR LÜGATÇESİ: KURUCU KAVRAMLAR VE AÇIL
10/3/2008 · Kategori: coksesli siir deginileri - poetik girisimler - 2
Bu çalışma, çoksesli şiir dosyasına mahsus olmak üzere, yazıların telmihlerini belirsiz bırakmamak üzere hazırlandı. Kavramların sadece dosyanın konusunu ilgilendiren tarafları söz konusu edildi. Bir “okuma önerisi ve bakış açısı yönergesi” olarak algılanmalıdır. (Zehra Temur**)
Açık örgü (différance): Bir Derrida kavramı. Derrida’ya göre, gösteren ile gösterilen arasında her zaman bire bir bir bağlantı yoktur. An1am tamamlanamaz; çünkü bir gösterenin anlamı bütün öteki gösterenlerle bağıntılıdır. Bundan dolayı bir gösterenin an1am üretmesi bir diğer gösteren sayesinde tamamlanır denemez; çünkü ikinci gösterenin anlamı da bir başka gösterene bağlıdır ve bu zincirleme bağıntının sonu gelmez. Anlamın kesinleşmesi hep ertelenemez haldedir. Bundan ötürü bir noktada durmak yerine, sağa sola, öne arkaya, gösterenler arasında her yana yayılan karmaşık, çok yönlü ve kaygan bir bağıntılar ağı söz konusudur. Dilin yapısı da ayrılıkların oyunu ile durmadan değişen, sınırlanamayan bir ağ gibi örülmüştür. Geniş kaynak: http://www.hydra.umn.edu/derrida/diff.html
Bağlamdeğiştirme algoritması: İronik bir yabancılaştırma tekniği. “Nesneyi düşünmek” gibi mistik amaçlardan sıyrılıp “nesneyle birlikte düşünmek” gibi yandaşça ve oldukça politik bir alıştırma. Geniş bilgi için bkz. Hayriye Ünal, Hece 124.
Bakhtin, Mikail: Bizi heteroglossia kavramı ve Dostoyevski’ye uyguladığı kuramı, ayrıca “sanat ve sorumluluk” konusunda üst düzey bağlantılar bulgulamış olması ilgilendiriyor.
Butor, Michel: Bizi özellikle roman ve destan arasındaki ayrımı ortaya koyduğu “Romanda Birey ve Topluluk” adlı yazısı (romandaki gizli hiyerarşi buluşu) ve Yeni Roman’ın gelişimine katkısı ilgilendiriyor.
Çokgen arzu: Kavram, Girard’ın üçgen arzu terimine öykünülerek yaratıldı. Mimetik arzu radyasyon gibi yayılarak kendisi-oluşları zehirler ve oluşan bu mimetik-oluşlar çoksesli şiir içinde bir dil olarak çokgen arzunun dilini kullanır. Tekbenci poetikalara karşı pek çok dolayımlayıcının nesneye yansıttığı aldatıcı değerlere sahip olma arzusu çokgen arzudur.
Çokdillilik: bkz. heterogoglossia (=raznorecie)
Deleuze, Gilles: Bizi minör edebiyatı tanımlarken ayrımladığı üslupların oluşma biçimi fazlasıyla ilgilendiriyor. Ayrıca çeşitli romancıları inceleme biçimi ve Guattari ile geliştirdiği şizo-analiz kavramı da çok önemlidir. Yersizyurtsuzlaşma (déterritorialisation) kavramı ile göçebeliğe vurgu yapar. “Kendi dilimizde bile ergin olmayan bir dilimiz olmalı, kendi dilimizden azınlık bir dil yaratmalıyız” yazarak (dil içindeki sapmalar anlamında heterodoks) çokdilliliğin gerekliliğini belirtir.
Derrida, Jacques: Bizi açık örgü (différance) kavramı ve onun tekilciliğe, bütüncüllüğe karşı geliştirdiği kendisinin bir strateji saydığı yapıbozum (dekonstrüksiyon) kavramı ilgilendiriyor.
Diferansiyel süreç: Şiir de hayat gibi çeşitli öznelerin bağlantılarının oluş sürecidir. Her bağlantı statik olmadığı gibi özneler de kendi içinde ayrı bir olma halindeler. Öznelerin olma’ları değil edimlerin bağlantılarının diferansiyel süreç içinde analiz edilebilir olması.
Diyaloji: Bir eserde diyalogun en derin en küçük düzeylere kadar parçalanışı. Diyaloga girmeyen “sağlam hakikat”lerin, taraflı küçük parçacıkların kalmayışı. Klasik dramatizasyondan farklı olarak tek bir sözcüğün bile ikili ve ikircikli bir yapıya dönüştürülmesi.
Girard, René: Bizi üçgen arzu ve günah keçisi kavramı etrafındaki birleştiriciliği tekzip eden çalışması ilgilendiriyor. Ayrıca “safdil” doğrusal arzu kavramını reddederek romantik ve romansal ayrımını ortaya atmıştır.
Heteroglossia: Bahtin terminolojisinde belli bir ulusal dil içinde varolan biçemlerin ve söz türlerinin katmanlaşması ve çatışmaya girmesidir. Çokdillilik olarak Türkçeleştirilmesi uygundur.
Joyce, James: Dublinliler’de yineleme (repetition) tekniği ile sesleri çoğaltması ve böylelikle bir kentin kendine has kanonik korosunu yorumsuz sunuşuyla ilgimize mazhar olmuştur. Ayrıca Ulysses’te sözcüklerinin “çoklu köklere” sahip olması, dilin bütünlüğüne karşı amansız saldırgan tutumu, bilgi ağacının doğrusallığına inançsızlığı ile çoksesli şiir için örnek bir romancıdır.
Kadın-oluş: Dilin majör ve dominant söyleminde “çekinik bazı saplantı türleri”nin belirmesi sapmalar anlamında önemli. (Sapma yapan ve yapmayan bazı zıt örnekler için bkz. Biricik E. Doğan’ın bu dosyadaki yazısı***)
Kafka, Franz: Hayvan-oluş bağlamını en iyi örnekleyen yazardır. Sistemleri kuru kuru eleştirmeyip makinesel sistemler yaratmayı becerdiği, kayboluşları, kaçış yollarını ve labirentleri anlattığı için, ayrıca yasa’yı yapıbozuma uğrattığı için değerlidir.
Kahraman: Çoksesli şiirde, klasik destanlardaki değer taşıyıcı figür olma özelliğini kaybetmiş olup kendi yaşamını kurma kahramanlığı sergileyen kişi. Lirik ya da epik, hangi türün öznesi olursa olsun kendisinin modern ve kurulmuş bir özne –yani aslında bir hiç- olduğunu bilir. Bkz. 20. yy İngiliz Edebiyatı. Kahraman-oluş oluşsal bir kategoridir. (Bkz. Hakan Şarkdemir’in bu dosyadaki yazısı) Şiirdeki her oluş kahramanlık kategorisine dahil edilemez.
Kontrpuan: Müzikteki karşıtlıklar ilkesinin şiir adına incelenmesi gerekebilir. Buna en yakın kavram kontrpuandır.
Köksap: bkz. rizom
Lyotard, Jean-François: Postmodern kuramcı. Differend adlı yapıtı bağlamımız açısından önem arz ediyor. “Küçük anlatı” ibaresini ortaya attı. Onun görüşüne göre, bir anlatı ne kadar küçük ve çeşitlenmiş olursa o denli iyidir. Küçük anlatı patlaması sonucunda ortaya çıkacak çokluk ve heterojenlik bütünselleştirici biçimlere karşı koyacaktır. Küçük anlatı, farklılık üsluplarının buluştuğu noktadır. Üslubun çeşitlilik ve ihtilaflarını dışa vurarak homojenleşmeye direnç oluşturur.
Minör edebiyat: Deleuze’ün majör ve minör ayrımı önemli bir ayrımdır. Minör edebiyat terimi, diyalojik bir yapıya denk gelir. Deleuze; Kafka, Joyce, Woolf gibi romancıları bu kategoride değerlendirir. Minör terimi yanlış bir çağrışımla küçük sanılabilir; tam tersi, külli iradelerle çatışan cüzi iradelerin, çaplarına göre görkemli irade savaşlarını niteleyen büyük edebiyat ifadesi karşılığı kullanmış Deleuze.
Nüans: İnce farklılıkların gözlemlenebilir, algılanabilir bir kurgu içine çekilmesi.
Oluş: Deleuzeyen anlamı üzerinde kafa yorulmalı. Bir “şey” oluş. Süreğenliği değil de o şey oluşun anlamını kavramak önemli.
Öznenin istemli yitirilişi: Ben ile öteki arasındaki varsayılan belirsiz mıntıkada özne kaybolmuş görünebilir. İlk varsayım bu mıntıkada kayboluşun istendik oluşudur. Bu varsayım Zenon’un herhangi bir uzaklığın kapatılamaz oluşu teorisine dayanır. (bkz. Hakan Şarkdemir’in bu sayıdaki yazısı) İkinci varsayım, ben ile öteki arasındaki mesafenin aslında olmadığı teorisidir. Bu da Frazer’in mit anlayışına göre birbirine bir kez dokunmuş olan her nesnenin artık birbirilerini hep etkileyecekleri tezine dayanır. (bkz. Dokunmanın Biçemleri, H.Ünal, Hece 122) Özne ve dokunduğu her nesne arasında kaybolacak kadar bir uzaklık hiç açılmayacağı için özne bir fiilin öznesi olmaktan çıkar. Ne zaman o konuşuyor ne zaman bir başkası konuşuyor belirsizleşebilir. Hiyerarşi kırılır. Virginia Woolf’un Dalgalar romanında bunun çok başarılı örnekleri bulunabilir.
Polifoni: Çokseslilik olarak Türkçeleşir. Bkz. Bu sayıdaki tercüme. Ancak çoksesli şiir nitelemesindeki çoksesli kavramından daha yalındır. Çoksesli şiir tercüme bir ifade olarak değil çokdillilik anlamıyla da yüklenmiş olarak algılanmalıdır.
Proust, Marcel: Çoklu gösterge sistemleri oluşturup zamanı bir uzam gibi kullanarak gösterge sistemlerini kesiştirme yeteneğiyle ilgiye değer. Ayrıca “Logos yoktur yalnızca hiyeroglifler vardır” düşüncesiyle tekilciliğe keskin bir reddiye getirmiştir.
Rezonans: Belli bir sözel esnekliği anlatmak için kullanılabilir. Bununla sözcüklerin anlam boşluklarının kapatılmasını kastederiz. Dilin rezonansa girmesi önemli bir olgudur. Heteroglossia’nın taşınması sırasında dil sık sık rezonansa girebilir.
Rizom: Deleuze terimidir. Sonu olmayan, gelişigüzel çoklukların bağlantısı. Bir merkezin ya da merkezî yerin baskısı altında değildir. Merkezsiz ve çoğuldur. Dört belirleyici özelliği kapsamaktadır: Bağlantı, heterojenlik, çok katlılık ve kopma.
Serbest dolaylı üslup: Öznenin yitirilmesi yolunda iyi bir teknik. Woolf’un sıklıkla kullandığı bilinçakışı tekniğini andırmaktadır. Serbest dolaylı üslup, dilin duygu olarak nasıl dolaşıma girdiğini göstererek gündelik dilin anlamsızlığını veya gürültüsünü yineler. Konuşanın kim olduğundan emin olamayız.
Sunumsallık: Mekanın eşikler vasıtasıyla birleşik bir bütün haline gelerek karnavalesk bir meydana dönüşmesi. Ve tüm şiirsel öğelerin, bir duyguyu (veya olgu, durum vs.) özne tarafından taşınmaksızın açığa çıkarması.
Söyleşimsellik: bkz. diyaloji.
Tekrar: Bir sesin kopyasını çıkarmak değil, gelişen bağlamın gelişmesini ölçen, neyin arttığını gösteren bir teknik öğe. Bazen tekrarlanan sözcede artan / değişen şey öznedeki gelişim değil bizzat öznenin değişmesi olabilir. O zaman sözce özneden bağımsız bir soyut fikir halinde kendisini taşıyan kendisinden ibaret bir şey olur.
Üçgen arzu: Girard’ın tekbenci poetikalara karşı romanda izini sürdüğü mimetik arzu. Buna göre arzu eden, edilen ve dolayımlayıcı vardır. Bu üçgende dolayımlayıcının itibarı arzulanan nesneye de geçer ve ona aldatıcı bir değer verir.
Yasanın ifşası: Yasaya, hiyerarşik nizamların kolluk kuvveti denebilir. Her yasa tikel olarak uygulanabildiği sürece ceza ile görünür olabilir. Aksi halde kuvve haldeki (fiilîleşmemiş) metin parçası olarak kalırlar. Kafka gibi romancıların ceza kavramı ile uğraştığı, yasayı da görünür yapmaya çalıştıkları söylenebilir. Yasa, şiirde gösterilmesiyle (ve böylelikle deşifre edilerek çökmesiyle) şiiri değerli kılar.
Yazılabilir betik: Barthesçı bir kavramdır. Çoksesli şiirin imkân alanını işaretler. Bu betik, hiç bitmeyen bir şimdiki zamandır. “Gösterilenlerden oluşmuş bir yapı değil de gösterenlerden oluşmuş bir galaksidir; başlangıcı yoktur; tersine çevrilebilir; hiçbirinin kesinlikle en önemlisi olduğunu söyleyemeyeceğimiz birçok girişten geçerek varırız oraya; ortaya koyduğu düzgüler göz alabildiğine yayılırlar, bu düzgüler bir karara bağlanmazlar.”
(sürecek)
*Lügatçenin Hece 129’da yayımlanan şeklinde yer alan ve 12 şairde çoksesli ipuçları değerlendiren “öngörülmemiş bireysel katkılar” (H.Harmancı) kısmı bu blogda yer almamaktadır. (H.Ü.)
***Lügatçede sıkça geçen “bu dosya” ibaresi hece dergisi sayı 129’da yer alan “roman kuramlarından çoksesli şiir poetikasına” adlı dosyaya atıftır. (H.Ü.)