ÇOKSESLİ ŞİİRDE ACI TASAVVURU VEYA MUTLAK NESNELLİK YOKTUR

24/9/2009 · Kategori: hayriye unal yazilari

(...) Acı çekmek, acıya duçar olmak, zulme uğramak, işkence görmek veya insanı küçük düşüren herhangi bir alçaklık mağduru olmak birer insanlık durumu olmanın ötesinde şiire malzeme edildiklerinde bir şiirin eleştirel düzlemde başarılı olmasını sağlama garantisi taşımaz. İzleyicisine özdeşleyimi yeterince sağlayabilen bir Türk filmi karşısında duyguların kabarmasının filmin sanatsal başarısını garanti etmediği gibi. Öte yandan özellikle geniş kitleler için acı çekmek yeterince şiir gerekçesi sayılmaktadır. Acının şiir adına bir peşin değer sayılışına örnek olsun diye internette arama motoruna “acı çekmek” mastarını ve “şiir” sözcüğünü yazın. Bugünün kaydıyla 196.000 sonuçla karşılaşırsınız. Onlar, acı çektiğini söyleyen ve gerçekten de bir şekilde acı çeken insanlardır. Hiç şüphe etmezsiniz bundan. Bazıları Türkçenin bile yetmediğini yazarlar acıları için. Türkçe mi yetmiyordur, kendi sözcük dağarları mı bu bir yana, bir internet sitesinde Merve Toprak adlı bir kullanıcının yazdığı şu “şiir”de g’ler muhtemelen klavyedeki tuş bozuk diye –veya ilginçlik olsun diye- q olmuştur. “Acı çekmek ismim oldu... Yaqmurlar qözyasım..! Şarkılar bosuna uqrasmayın Niyetiniz beni aqlatmaksa BEN zaten aqlıorum.” İç denetimsizliğe dil denetimsizliğinin de eklendiği bu tip durumların daha ötesi yoktur bana göre. Halk böyle konuşmaktadır. Acısı da gerçektir kendisi de, şiirleri ise Freud’un tabiriyle “narsistik libido”nun atıklarıdır. Şiir diye bir edebiyat türünün verimlerine en alt perdeden öykünen bu kitle mensuplarını yanıltan şey bir acının kendisi kalarak aktarılamayacağı bilgisinden mahrum oluşlarıdır. Öyle olduğunu bilse susmayı tercih ederdi. Ya da dil ehliyeti[i] konusunda bir öz-eleştiri sürecinden sonra şiir yerine, acısını dışlaştırarak (“başkalarının tepkileri”ni almak yoluyla acıyı toplumsal bir ilişkiye indirgemek veya yükseltmek) atmak için –amaç sırf buysa- günlük tutmayı seçebilirdi.

Tüm bunlarla birlikte maddî manevî acı hissinin şiiri yaratan öznenin dimağına doğrudan veya dolaylı etkileri konusunda bilimsel sonuçlara sahip değiliz. Edebî sonuçlarına ise sık sık yazılarımda müracaat ediyorum, yeniden örneklememe gerek kalmaksızın söyleyebilirim ki dünyada roman, şiir ve sair anlatı külliyatı acıdan yoğun biçimde beslenmektedir. Ben tecrübenin (deneyim) yaratıcı dimağ için üstün değerine inanıyorum. Acı tecrübesi de bunlar arasında en yüksek değiştirici katsayıya sahip olanı. Dolayısıyla peşinen söyleyebilirim ki acı çeken ve yaratan dimağları birbirinden örtüşmeyecek kertede seküler biçimde ayıran mantığa yabancıyım.

(...)
(yazının tamamı için bkz. Hece Ekim 2009)

[i] Dil sözkonusu iken ehliyet Chomsky’nin tanımladığı edinç (competence: vukuf, yetkinlik, iktidar, ehliyet) kavramıdır: “konuşucu-dinleyicinin kendi dili konusundaki sezgisel bilgisidir.” (Mehmet Rifat, XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, YKY, gözden geçirilmiş 3. bas. 2005, s. 74.)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »