HABERLER - 4
24/9/2009 ·
· Haftaiçi işlerim nedeniyle 1 günlüğüne İstanbul’da bulundum. İstanbul hakkında perestişkarane düşünenlerden değilim, şehirlere tutulanları da anlarım belki ama şehir parça parça girilebilen bir şey olduğu için asla sahip olmayacağın bir şeydir aynı zamanda. İstanbul’da bir yerde olabilirsin, ama her zaman birçok yerde de “değilsin”dir. Şehrin ağırlık merkezi kaybolmuş gibidir. Benzeyen yerler benzeyen insanlar şehri kendi içinde yalanlamaya başlar. İstanbul’un bana ettiklerini kitap dolusu yazabilirim, ama beş para etmez benim ona ettiklerimin yanında. Bu kez sanırım İstanbul’un en ağır merkezini keşfettim. Zira bir ara baktım, İstanbul bir tarafa doğru yatmıştı. Kalan her şeyi hafifçe savurarak.
· Karagöz’ün “90’ların dokusu” dosyasını muhtevi sayısı çıkmış, tanıtım metni derginin sitesinde yayımlandı, http://www.karagozedebiyat.com/sayfalar/karagoz-den-doksanlarin-dokusu
Tanıtım metninde benim dosya için yazdığım yazının içeriği doğru tanımlanmamış. Konum eleştiri olsaydı o yazıda sözü edilmesi gereken kitaplar başka olurdu. Bu tashihi yapmam gerek, zira eleştiri başka şey, proje başka şeydir. Ben proje niteliği taşıyan çalışmalarla ilgilendim o yazıda. Eleştiriyi belli kavramlar etrafında kurmuş olup yazımda kendi çerçeveme uygun düşmediği için adı geçmeyen birçok değerli yazar var, eleştiri yapmayıp yazıma çerçeveme uygunluğundan dolayı giren yazarlar olduğu gibi.
· Bu ay Takip Mesafesi’nde Devinim LX dergisini yazdım. Yazarken dikkatimi çeken bir şeyi buraya eklemek istiyorum: Dergide yazmış olan ve hepsi de şiir ve eleştiriyle ilgili olan Cöntürk, Refik Durbaş, Güven Turan, Egemen Berköz, Özkan Mert, İsmet Özel, Ataol Behramoğlu kendi sürekleri içinde kitap da yayımlayarak Devinim’deki eserlerini güncellemişlerdir. Eser Gürson’un eleştiri kitabı ölümünden sonra yayımlanmıştır. Öte yandan dergideki öykü yazarlarına baktığımızda aynı profesyonel tabloyu göremiyoruz. Örneğin; Bilgin Adalı çocuk edebiyatına yönelmiş daha sonra. Gürsen Topses’in asıl uğraşısı akademide hocalık, daha sonra yazıp yazmadığını bilemiyoruz. Halûk Şahin eğer bildiğimiz gazeteci, profesör olan ise, bir başka meslekte ilerlemiş tamamen. İki öyküsü dergide yayımlanmış Oya Eyş ise ismine hiç rastlamadığımız bir öykü yazarı. Can Doğan şiir dergilerine “şairler mezarlığı” demişti, edebiyat dergileriyse öykü yazarlarına mezarlık ediyor adeta. Devinim bağlamında öykü türünün şiire göre bu ikincilliği coğrafyamız açısından çok şaşırtıcı değilse de belirtmeye değer. Özellikle de öykü dergilerinin kendi savunma ve yaşama alanlarını kurduğu günümüzde niçin diğer dergilere oranla -daha atak değillerse de- daha “yeniymiş gibi” göründüklerini de açıklıyor bu durum. Bir takım kuramsal sorunlar öyküye has biçimde yeni yeni tartışılıyor. Oysa şiir alanında aynı konular defalarca tartışılmış, eskitilmiş bile. Bir başka deyişle öykü bağımsızlık mücadelesini biraz daha zamana yayarak veriyor. Türlerin sınırlarının geri dönmemecesine esnetildiği günümüzde bağımsızlık bir parça masal olsa da izlemeye değer, bu işin sonu bakalım nereye varacak?
0 yorum yazılmıştır