UZAK KOKU / HAYRİYE ÜNAL


30/3/2009 · Kategori: haslar


Murat Güzel,
1971 Konya doğumlu. Şiir ve yazıları; Varide, Çerağ, Jurnal, Aşiyan, Düşçınarı, Edebiyat Ortamı, Kaşgar, Dergâh, Atlılar, Kökler ve Fayrap’ta yayımlanmış. Güzel, uzun süredir şiir yayımlamasına rağmen kitap yayımlama konusunda bilerek ağırdan almış bir şair. 2008’de İz yayınlarından çıkan Uzak Koku kitabı 1997’den 2004’e kadar yazılan şiirlerden müteşekkil.

Güzel; şiirini, çoksesli şiir ve neoepik şiirle ortak noktaları olan, ama ayrıldığı önemli noktaları da olan bir ironik realizm ifadesi olarak tanımlıyor. Bu anlamda ‘90’ların sonunda doğmuş ve zamanının ifadesi olan bir şiir denebilir bu şiire. Fakat ironide bulunan Rabeleisci anlamdaki “gülme” unsuru yok bu şiirde. Ye’s ve üzüntü hakim şiire. İronik şairler esinleyicidir. Esinleyici bir şiir Murat Güzel’in şiiri. Sözcük bombardımanı altında sizi tarihin her anına şahit tutuyor. Bu anlamda sorumluluk yükleyen ve rahatsız eden bir tarafı var bu şiirin. Epistemik bir özne duyuşsal anlamda kendini geri çekerek bütün zamanları şuurunda birleştiriyor. “Bir Afrika’dan geçtim genişleyerek boğan bir karanlık gece gibi / yürek soğurken, ter soğurken teninde, / Asya soluyordu belki o zamanlar, bir salkım söğüdün gölgesi, ayışığı, /evlere, kireç badanalı kerpiç duvarlara yaslanan ihtiyar akıl, / Avrupa, ah Avrupa, Berger’in mayıs böcekleri, yakındık öyle”

Gerilimin büyük oranda sese yüklendiği, bilginin söyleme rahatça içkinleştiği, siyasi muhalefetini belirtmeye kararlı, tarih şuuru taşıyan, çağrışıma dayalı ses yinelemeleri ile örülen bir şiir Güzel’in şiiri. Tavır olarak mağdurun ve mustazafın yanında, müstekbirin ve emperyalistin karşısında oluşunu yaşamdan enstantanelerle ve oldukça şiirsel biçimde vurgular. “Uzatın ellerinizi, başöğretmen cetvel vuracak gibi, başhekim, başegemen / Disipline gidecek aranızdan iki kişi, iki parasız yatılı / rehin kalacak acil serviste iki parasız hasta / Bu gece hepten kişiliksiz, bu gece hünsa, yanımda uyuyan, bana uyan/ beni tanımlayan bütün sıfatlar”

Güzel’in ironisini daha önce “yılmış arzu” bağlamında ve “Bir Toz Meseli” şiiri özelinde çoksesli şiir ile bağlantılandırmıştım. Esasen tüm kitabın bu bağlantıya açık olduğunu düşünerek o yazıdan bir alıntıyla sözümü bağlamak istiyorum. “Murat Güzel, Neruda’nın tersine dokunmanın imkânsızlaştığı bir noktada şiir yazar. Arzu yılmış ve Güzel, -arzu açısından mezar olan- cansıza yönelmiştir. Yılgın arzunun insanı güçlü kıldığını yazıyor Cioran. ‘Vazgeçiş sonsuz bir iktidar sağlar.’ Maddeye söz geçirmenin sanırım en etkili yolu bu.” Böylece Güzel’in şiirinde, duyumsayan failin olabildiğince geri çekildiğini, böylelikle de şiirde imkânsız sayılabilecek nesnelleşmenin imkânlarının denendiğini söyleyebiliriz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

BOŞ KÂĞIDA İMZA / MUSTAFA KÖNEÇOĞLU


13/3/2009 · Kategori: haslar

Bana açılan bu kauçuk kucaklar fazla
Bu tepeden tırnağa kadar dolu
Bu sabahtan akşama kadar dolu
Bu kucaklar ağzına kadar adem ve havva dolu
Bu kendiyle tıka basa dolu kucaklar bana fazla
Boşsa bir kucak benim için evladır
Boş kucak dolusundan yeğdir çünkü
Boş kucak dermiş çünkü atalarım
Kalbin boşu makbuldür varıp uzanmak için
Evin boşu beklermiş ancak adamı
Göğün boşudur ki yağmur indirir
Mezarın boşu tercih edilirmiş elbet
Dünya boşlukta
Hayat boşlukta insan boşlukta ben boşlukta
Boş bir kalbe nazil olurmuş çünkü sevgili
Çünkü çocuk çünkü tabula rasa
Çünkü boşalmak için dönermiş mevlana

Bana açılan bu kauçuk kucaklar fazla
Sen ve yağmur diyor ya şair
Ben ve yağmur boşlukta yağdığımız kadar
Melek indirebiliriz
Genç olmadan ölüm bozmadan oyunu henüz
Karanlık ağmadan
Boşluktan daha uygun bir mevsim bulunur mu ki
Birkaç metre daha fazla bez için
Birkaç kulaç daha fazla sargı için
Saf su için kokulu sabun için birkaç gram daha fazla ter için
Oysa burası ser meydanıdır artık
Birkaç kilometre daha fazla yaşmak
Enlemini boylamını hesap ederek otoyolların
Ve yılların yılların yılların
Bu kadarı fazla değil mi
Bana fazlaydı elbet
Oysa birkaç metre önce düşmeliydim
Toplayıp kusursuz küsuratımı
Birkaç metre önce vakti zamanında kavlimiz kararken
İşte küsuratım can ve kuru çömlek ve balçığa işlemiş kemik
Ve sızlayan derin sızılarda ilik
İşte küsuratım sağılmayan memelerin sütünde ağzım
Kim bastıysa sırra kadem
Sırrıma kim bastıysa çarpılır
Kim gölgesinde yer açtı güneşime cömert demektir
Kim gemileri yanaştırdı kardeş bilip omzuma
Damarımı geniş açsın patlayacak kadar yükseldi kanım 

İyilik yar olmadı bana kötülükten kalmadı nasibim
Kendinden ısıtmalı kalpler gördüm sığmadım
Tek taştan duvar ören kalpler gördüm sınmadım
Demirin sıcaklığını duydum kanın kaynamasını
boşalmasını toprağın
Can sandığım tilmizlerde bir ceset soğukluğu bir sıtma
Bir merdiven boşluğu bir çıkmaz
Ben ve yağmur bir dalda iki kuş
Ben ve ölüm bir dalda iki uçtu uçacak
Ben ve çocuk bir dalda iki cambaz
Bir güzel bir iyi kaldım ki sormayın
Hiçbir suikasta karşı yok kastım
Bana göre değil bir cesetten mükâfat omuzlamak
Bana düşen cüretle cüzi bir fiyat belirlemek belki de meccanen
Bana düşen karşılıksız boş kâğıda mukavele
Ardımla yaşlılar kadınlar ve çocuklar
Söz ağızdan bir kere çıkardı çıktım
Kitaplar yazmasa da bu katli vacipliği
Bana göre değildi bu kauçuk kucaklar
Çünkü imzalamıştım
Çünkü bağırıp bağırıp bağırıp imzalamıştım
Çünkü yerlerini terk etmeye başlamıştı okçular

Yorum (yok) Yorum yaz!

KURT SCHWITTERS* CARNIVAL


3/10/2008 · Kategori: haslar




*Kurt Schwitters (1887-1948) enstalasyon sanatının ilk örneklerini yapan Alman sanatçı. Merz akımının kurucusu. Atık malzemelerden kolajlar yapmıştır.






Yorum (yok) Yorum yaz!

YOK BENİM DUDAKLARIM ANGELINA / ZEYNEP ARKAN


8/7/2007 · Kategori: haslar

 

 

bende ne kesik ne tavşan ne köfte

biçimse biçim, işveyse işve

ketum hissi veren küçüklükte

ama kimse beceriksiz demez sana öpünce

gerisi çantada keklik senin yüzünde

 

her şey bu kadar ahenkli mi angelina

dünya dönerken de gülüyor mu insana

hayata 1-0 galip başladıysan

minibüste abla değilsin, hiç kimseye hocânım

kimsen yok seni hüznüyle ayartacak

üzülme, benim de kocam yok ki aldatsın

hanimiş nerde kızım okuldan kimler alsın

bak ben şairim, bak dudaklarıma

işte " Türkiye'nin her yerinde..." mührüm

işte burada tütmesi gereken ocak

burada koca bir bozkırın ortasında

herkesi bir kerede terk etmenin hazzıyla

uzak dediğimde gerçekten uzak

uzun dediğimde gerçekten çok

hiçbir şey olmamış gibi ne demek

ben buradaysam gerçek burada

 

her gece mektup yazıyorum Kâmuran'a

Çalıkuşu’nu pek güzel oynuyorum

senden öyle çok nefret ediyorum ki, inanma

hiç benzemez ağzı onca laf yapanlara

onlar usturuplu traşlı seraysever severler

aşkın pahasından bîhaber

sevgi dolu kalpleri barışıktır gençlikle

yataş puffy hüviyetli dandiler

şiirle bilcümle temas halinde

 

ama yok angelina takdir ediyorum

hiçbir emek zayi olmuyor ya

ona gülüyorum çok gülüyorum

yok benim dudaklarım biliyorum

 

bu yüzden sen şiir gibisin, şair değilsin

bilmezsin aklınla gökleri yere sermeyi

hiç döner mi başın kelimelerle

bilmezsin neler olur gök yerine dönünce

bilmezsin dünya ayağıma gelince

1977 telefon edince, gönül arşa değince

sen nerden bileceksin, işin çok

her gece Good Night Express’e sen binersin

 

"her güüzel şey gibi

kaapış kapış gidersin..."*

 

*Eti Pop Kek Şarkısı.

 

 

 

 

 

 

 

TARİHSİZ / ALİ KOZAN*


8/6/2007 · Kategori: haslar

yüzün dilek kuyusudur eski çağların

çağların en inançsızı

ilişirken ömrümüze

ölüme mahsus bir kibarlıkla

yüzün son umududur aşıkların

aşıkların bütün ataları barbar

biliyorum, bütün barbarlar figuran

bu oyunda

 

mahalli çalgılar susunca

deniz saklıyor çığlığımı istiridyelere

neyse ki, aynalar ört bas ediyorlar  kırılganlığımı

kırılganlığımı hangi türbenin önüne bıraksam

bir ukdeyle kolayca yıkılıyor

içimdeki çerden çöpten dünya

susunca mahalli çalgılar

işgal ediyorlar sözlükleri soylular

ve tek tek siliyorlar yüzünden

sömürgecilere mahsus incelikle

asıl anlamlarını var olmanın.

direnişçiler

ve sen aynı çığlığa dönüşüyorsunuz

neyse ki, yataklık ediyorlar bize

istiridyeler

 

kutsal direnişleri örgütlüyor yüzün

sahnede  ölürken bütün figüranlar

doğuya has bir cesaretle

kaçak işçi gibi çalışıyor

yureğimizde umut

harf harf, harf harf bekliyorum

dönmesini her şeyin aslına

savaşa katılmasını tanrının

kanatlarının çıkmasını güvercinlerin

belki de, bu yüzden birden bozuluyor

bütün saatler

birden başlıyor bir ney taksimi

ve ben nedense, hep  geç kalıyorum

intiharlarıma     

 

 

Kozan, 1974 yılında Elbistan’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezun olduktan sonra üç sene kadar Paris’te yaşadı. Sorbonne Üniversitesi Avrupa Ülkeleri Karşılaştırmalı Kamu Hukuku yüksek lisans programına başladıysa da tamamlamadan Türkiye’ye döndü. Bu süre içerisinde İnsan Hakları Hukuku özellikle karşılaştırmalı olarak Fransa ve Türkiye’deki laiklik sorunu üzerine araştırmalar yaptı. Halen Ankara’da serbest avukat olarak çalışmaktadır. A.Ü. Hukuk Fakültesinde öğrenciyken fanzin dergi Hafıza Kaybı’nı bir grup arkadaşıyla 8 sayı çıkarmıştır. İlk şiirini 1995’te Uyumsuz adlı fanzinde yayımladı. Daha sonra şiir ve yazıları Hafıza Kaybı, Mağara, Kırklar, Ünlem, Hece ve Heves dergilerinde yayımlandı. Kapı Aralığından Bakarken adlı ilk şiir kitabı yayımlanacak.

SON PERDE / Biricik E.DOĞAN*


4/6/2007 · Kategori: haslar

Kimse dağ doruklarında uyumaz bilirim

Aşkta kalamaz kimse

Bir elif ötekine değince

Bilirim bir dağdı Musa denizde

 

Bütün inişler kapanmış kardan bizim

Beni çağırmadınız ben kendim geldim

Takatsiz kalarak

Kaybederken bile kazanan biri olarak

Sen şimdi beni bir güzel erdir

Erdirirken oldur diyebilirim

 

Biliyorsa manasını içinizden her kim

Biraz sussun biraz söylesin

İlaçmış uzun susmalar arasında biriken kin

Ve beni alarak esir

Esridiğim yumuşak zeminlerin en güzelinde

İstemem bu kısım zapta geçmesin

 

Ne bir atım bağlı nar ağacına…

Ne desem bu varlıkta

Gücüne gider Allahın ne eksiği gözetsem 

Kimse yoksa hükümlü bana kastedin

Beni kastedin alın beni bir güzel gasp edin

Beni mest etmeyin elbette

Beni deneyin yoluma koymuş muyum başımı

Başımdaki ağrıyı koyup koyup sözlere

Bir satırımda bile ona yıkmış mıyım kaşımı

 

Biliyorum bu benim son hakkım

Bu benim direnmeme bir son taşmama bir nokta

Bu son hak güneş ha doğsa ha doğmasa

Gözlerim maviyse de muafım perçemim sarıysa da

Bu son demiştim, son perde, biraz daha oturun

Türkünün en başına dönmeyi istesem de

Her şeyin en başına

Kusursuz başlangıçlar için bir şans dilesem

Verir mi dersin bir şans daha

Verir mi yüreğime bir mahşer

Kullanılmamış sıla

Nar ağacı çiçeğine küser mi dört mevsim kışsa 

 

Rica ederim –perde! Biraz daha oturun                             

Vaat etmişsem bir gümüş adamışsam bir sülün

Elif elife değmez

Olmaz dağın terazisinde oyun!

 

 

 

*1981'li. Kimyager. Şiirleri ve yazıları; Dergâh, Hece, Edebistan.com, Edebiyat Ortamı ve Heves dergilerinde yayımlanıyor.  

GÜZEL SAYILMAZ AMA KENDİSİNİN EFENDİSİ


16/4/2007 · Kategori: haslar

 

 

"Bütün gün aynanın karşısında ağladım

Penceremi

ağaçların yeşil silüetine teslim etmişti bahar

bedenim kozasına sığmıyordu yalnızlığımın

ve kağıttan tacımın kokusu

(...)

Zirve neresi, hani doruk?

Yoksa bu karmakarışık yolların hiçbiri

o durmadan emip çeken soğuk ağızda

bir birleşme, bir son noktasına varmıyor mu?

Bana ne verdiniz

ey sahtekâr, adi kelimeler sizi?

Ey uzuvların çabası, ve yalvarışların!

Eğer saçıma bir çiçek taktıysam

bu sahte şeyden

başımın üstünde duran bu kağıttan taçtan

daha aldatıcı değil miydi?

(...)

Zirve neresi, hani doruk?

Kurtarın beni

Ey ateş dolu ocaklar!

(...)

Kurtarın beni

ey tüm haris aşklar!

sizi durmadan yakan bir daha arzusu

seviştiğiniz yatakları, yastıkları

okunmuş sularla

ve taze kanla

yeniden

yeniden yeniliyor!

 

(Furuğ Ferruhzad)

Yorum (yok) Yorum yaz!

ROMANCININ HASI


2/4/2007 · Kategori: haslar

h.ü.

Yorum (yok) Yorum yaz!

ADAMIN HASI


2/4/2007 · Kategori: haslar

 

W.B.YEATS

 

 

 

REDİFE'NİN YANITI -RESİMDEKİ YILAN-


1/4/2007 · Kategori: haslar

 

"Bu gece düşümde resimdeki yılanı gördüm. O benim oluyormuş, biraz daha büyücekmiş de ama zehiri alınmışmış güya. Bunun arkadaşları geziyormuş sokaklarda rengarenk olanlardan böyle simsiyah değil, meğer harp çıkacakmış. Bu benimkisi uysal olanlardanmış ama pişirip yenilirse eti zor hazmedilirmiş. Ben zaten bunun yüzüne bakıp bakıp aramızda husule gelen sevgiye şaşırıp duruyorum, zehirli hayvanları öteden beri severim, hani bir enzimleri var ve bir şeyi yutarak zamanla hazmedişleri hayranlığımı uyandırıyor. Sonra birden karar veriyorum bunu yiyeyim diye. Öyle seviyorum yani. Ama pişirsem mi çiğ mi yesem bir türlü karar veremiyorum. Meğer fark etmiyormuş çiğ de yesen pişmiş de, düş bitince bir zafere erişip türlü türlü malın üstüne konuyormuşsun. Ben evin içinde dolanırken boyuna peşimde geziniyor bu. Saçma sapan bir alışkanlıkla ona bir isim bile veriyorum. Zaten evdeki her şeyin bir adı oluyor. Bir kutuda sakladığım akrebin, başka bir kutuda bekleyen yengecin... hepsinin bir adı varmış. Neyse işte ben sonra bunu yemeyip ikiye bölüyor ve her parçayı bir dağın tepesine bırakıyorum. İki dağın arasına sıkışmış bir şehir benim olacakmış dedi düşümü yorumlayan kişi."  

P.S. BİLİYORUM SANDALYE ELEKTRİKLİ DEĞİL, AMA BU ŞEY ZEHİRLİ  

 

 

« Önceki ::