İKİ ŞİİR KİTABI
16/5/2009 · Kategori: hayriye unal yazilari
BAHÇENİN EPİK SÜRGÜNÜ
1961 Maraş doğumlu Ömer Aksay, şiirlerini Gergedan, Yedi İklim, Hece, İkindiyazıları, Derkenar, Kırklar, Le Poète Travaille, Kitap-lık, Atlılar, Fayrap, Akatalpa, Heves dergilerinde yayımladı. Hece yayınlarından çıkan Bahçe’nin Epik Sürgünü, anlatımcı özelliklerine rağmen içe kapanık bir özellik taşıyor. İsmindeki epik sözcüğüne rağmen, epik şiirin karakteristik özelliği olan kahramanlık, kahramanca tutum ile ilgili değil, en azından kahramanlığın en bilinen anlamıyla. Fakat kalenderlik de bir çeşit kahramanlık sayılabilirse, ki sayılabilir, bu şiirin böyle kalenderce (ehlidil) bir kahramanlığı savunduğu söylenebilir.
Geçmiş, çocukluk deneyimleri, görüntüler de bu şiirin yapı taşı. Ancak beklenmedik bir anda doğayı, dinler tarihini, tarihi ve sosyal yaşamı izliyor ve izlenimleri arasında ani geçişler yaparak şiiri -adeta- derliyor. “yürüyorum düş bahçelerinde / gördüm düşümden büyük bahçe yok” diyor radyodaki şarkı / birden haberler otuz yedi ölü israil filistin’i kana buladı / ırak’ta amerikan askerlerinin açtığı ateş sonucu / düş bahçelerinde binlerce ezilmiş çiçek ölüsü / kendini tanıtamayan dilsiz ve hemofili kan / hurmaların dibinden akıyor bir beyin kanaması”
Siyasi olayların bu şiirde geçme biçimi şiiri siyasileştirmiyor. Ömer Aksay, bir seyyah gibi şehir şehir dolaşıyor, insanoğlunun üretimini (edebiyat eserleri de bu ekonomik/toplumsal üretime sebzeler kadar dahil) önemsiyor ve yıkımdan hoşlanmıyor. Bu anlamda kültürel bir şiir yazdığı söylenmelidir. “ekşi yeşil elmayı nasıl unuturum / ayvaları, yine zeytini nasıl unuturum bir sürgün olarak / doğu sınırında sarmaşık çalı kefâretidir aklımın / birden andre miquel’le gidiyorum / kral botanik bahçesi modelinin doğuşuna uzanarak / toledo ve sevilla şehirlerinin özgün botanik bahçelerine / sürgün / asillerin zevk alanına ilişkin bir bahçe literatürüne”
Bu kültürel şiirin, bir araya getirdiği parçalar bakımından değil ama, getirme niyeti bakımından, kendine has olduğu söylenebilir. Varlığa hikmet gözüyle baktığı da eklenmelidir. Yer yer didaktikleşen şiirin akışı genelde rastlantıya ve çağrışıma bırakılmaz. Buradaki kısa değerlendirmede değinilmeden geçilen hususlar olacağı için Aksay’ın şiirleri için daha geniş okumalara ihtiyaç olduğunu söyleyerek yetinmeliyim. Burada değindiğim hususlara iyi bir örnek teşkil eden bir parçayı da ekleyerek bitireyim: “bir kavak bir ömrü simgeler / bir ardıç, bir meşe dünyanın geçiciliğine tanıktır / vincent van gogh tanıktır- le jardin du poète- le jardin / de l’hôpital / la fontaine dans le jardin de l’hôpital a saint-rémy / jardin en provence- jardin aux chardons- coin de jardin / jardinets a montmartre en hiver / le jardin du presbytère de nuenen en hiver / ben şefaat dileyebilirim van gogh için, ağaçların / hüznünü, ruhunun tedirginliğini veren / tedirgin ruhunda bahçeleri bize açan ressam için / bütün dünyanın- bütün ağaçların- bütün dillerin / çiçeklerin- otların- bütün yönlerin esintisiyle savrulan / bütün hacıların- terleyen herkesin- yatakta- yolda / bütün delilerin- bütün klorofillerin- fotosentezlerin / ve yeşille dolu şehvetlerin yaratıcısından bir şefaatle / istanbul’u selâmlıyorum”
*
ONARILMIŞ YAS BİTİĞİ
1968 Kastamonu doğumlu Ali Emre, şiirlerini Dergâh, Kayıtlar, Endülüs ve Edebiyat Ortamı, Kırklar, Hece dergilerinde yayımladı. Hece yayınlarından çıkan Onarılmış Yas Bitiği, Ali Emre'nin şiir serüvenindeki üçüncü aşama. Arka plandaki coğrafyanın Orta Doğu olduğu bu kitapta yer alan kimi şiirlerde belirleyici olan tavır, bu bilincin bir direnişle hatta militanca denebilecek dizelerle açığa çıkarılışıdır. Tarih de bu şiirdeki yerini bu tavra paralel bir eleştirellikle alır. Bu eleştirelliğin haklı bir öfkeyle beslendiğini, öfkenin muktedir olanı sorgulamaya dönük "fille ebabil, ceninle ölüm arasında" bir savunma alanı olduğunu söylemek mümkündür.
En belirgin şeklini hicivle kazanan bu dil, yer yer bir vazgeçişe ve modern yaşamın getirdiği bir umarsızlığa da kapı aralar. Bu şiirin evreninde naif bir umuda yer olmadığını söylemek mümkünse de, acıtıcı gerçekliğin ironize edilerek hafifletilmeye çalışıldığı gözlemlenebilir. "Yani insanda akıl mı kalır, maç başlamış hayat pahalı / Gemiler bile yorulurken, yıldızlar usulca eskirken / El kadar çocuk muydu yoksa zebellah bir polis / Tam beş kurşun dediler, üstelik gelinlik bakarken"
Ali Emre’nin şiirlerinde beliren çatışma tedirgin bir halet-i ruhiyeyi göstermiyor, kararlarını çoktan vermiş olsa da vazgeçilmiş olandaki iyiliği de özlüyor. Kendisine yabancı olanın en eski bir tanıdık çıkma ihtimalini gözetiyor Ali Emre. İnsanlıkla yapılmış evrensel bir antlaşmayı anıştırıyor. "Rahlede ağlayarak Nieztsche okumuş, öyle çıkmıştı sokağa"