"KESTİĞİ DALA BİNMEK" YAZISI ÜCRA'DA
3/8/2009 · Kategori: hayriye unal yazilari
(...) Gördüklerim kendi içlerinde o kadar bütün ve tutarlıdırlar ki onları eleştirme ihtiyacı duymam. Salt gözüme görünen tutarlı bütünlükleri içinde eleştirme ihtiyacı duymam. Hareketleri ve eylemleri belki, ama imajları değil. İmajların başka türlü olabilirlikleri yoktur. Nasıllarsa öyledirler, ne iseler odurlar. Beni tiksintiye veya dehşete sürükleyebilir bir imaj, ama görerek ona –onun oradalığına, onun orada olma tarzına- müdahale edemem. Onun çelişkisiz ve boşluksuz bütünlüğünde gözden saklanan ve derinlere doğru kaçırılan hiçbir noktası yoktur. Çıplak, eşit, yayılmacı, dengeli ve sığdır; teşhircidir. (hatırlayınız: imge p0rn0grafiktir.*)
Yazma veya konuşma öyle değildir. Anlatım, daima içinde yakalanamayan gerçekler, yakalanması zor veya imkânsız olgu kırıntıları barındırır. (hatırlayınız: çünkü diyalog asimetriktir) (çünkü dil, en şeffaf gelişinde bile kıvrımlıdır, katlıdır, bunu heteroglossia’ya benzetmemde elbette sakınca yok.) Başkasına söylediğimiz en basit bir cümlenin ne kadarının “kaçırıldığını” asla bilemeyiz. Söylem, yanlış anlamaların sürekliliği sayesinde varolur ve zenginleşir. (Basitçe bile: Demek istediğim, öyle dememiştim, pardon, yanlış anladınız, yani, daha doğru deyişle, bir kez de şöyle söylemek gerekirse, daha doğrusu, çünkü vb.… ne çok açıklayıcı ibare ve gayretkeşlik, evet: dil gayretkeştir. Başka türlü olamaz.) Böylece dilin “kaçırılabilirliği” sayesinde, yazıyı olasılıklar olarak kurabilir, “kıvırma” hakkımızı kullanabiliriz. Çünkü cebirsel bağıntılar gibi kesin bağıntılarla teçhiz edilmiş değildir dil. Yazıyı marjinden ayıran bir ethos hâlâ geçerlidir. İmajlar geçerli doxa’yı pekiştirebilir, altını çizebilir, dipnot düşebilir, belki deşifre edebilirler; ama ben ancak dilin verileri ile –söylemimle- onu sorgulayabilirim. Hatta şiirsel söylemimi sadece bunun üstüne kurabilirim. İmaj, gerçekliği apaçık, örtüsüz bir şekilde sunabilir; ancak sunduğunun altında daha esaslı bir hakikat saklamamaktadır; kuşkusuz böylesi bir “buzağı” arayışında da değiliz. Hatta yazının sınırlarına dayandığı marjinin “daha esaslı” olup güzel olmayan bir “hakikat”in tacizindense boş kalmasını yeğleriz. Ancak –etik olup olmamak gerekliliği bir kenara bırakılarak- yalnızca bakarak ve sadece imajlarla düşünerek etik olamayız. Sadece imajlarla düşünmek istediğimde -silsileden mahrum- bağımsız kompartımanların yanyanalığına razı olurum. Bu da düşüncenin aslında olmayışı anlamına gelir. Dolayısıyla imajlarla düşünmek sadece bir varsayım olarak kalacaktır. (...)
(Yazının tamamı Eylül'de çıkması beklenen Ücra'da yer alıyor)
0 yorum yazılmıştır