KİMSELERİN AKŞAMI
12/5/2009 · Kategori: hayriye unal yazilari
2008’de yayımlanan kitaplardan biri de 1952 İstanbul doğumlu Oya Uysal’ın Kimselerin Akşamı (Yasakmeyve y.) adlı kitabı. Akşam sözcüğü bir sürekli temaya dönüşmüş Oya Uysal’ın elinde. Haşim’in bıraktığı yerden alıp devam etmiyor ama. “Bırakıp Hüznü Gitti Akşam” bir şiirin adı bu. Şiirimizde, bir çok kesim için hâlâ bir şey ifade eden böyle şairlerin varlığı sürdüğü için Oya Uysal’a değinme gereksinimi duydum. Uysal, bu türden bir söyleyişi en sade ve hilesiz biçimde sürdürenlerden.
Bu tür derken, teşbih üzerine kurulu olan ve bu teşbihleri duyguların yoğunlaşmasıyla doğanın unsurlarını karıştırarak kuran şiir türünü kastediyorum. Oya Uysal, teşbihle iş gören şairlerden teşbihlerinin neredeyse tek malzemesi “ben”i olan Gonca Özmen gibi nedensiz ilgiler kuruyor. Hüzün, akşam, şiir vs. gibi beylik ilgileri saymazsak. Bu tür şiirin en büyük handikabı basitliğe düşmek olabilir. Sözgelimi, “Herkes kendi hüznüyle dönüyor yine kendine. Akşam, / kaybolurken gecenin gölgesinde.” vb. ibareler iyi bir şiir okurunu kesinlikle tatmin etmeyecektir. Şiirimiz açısındansa; bu tür bir “geçmiş zaman” duyarlığının klişe bir dille yineleniyor oluşu, hiç şüphesiz şairin çağıyla ilgilenmemesinden olabilir. Özmen de “bana kaldı akşamı söylemek” diyor 2008’de çıkan Belki Sessiz’in arkasında. Aslında başta dediğim gibi, demek ki –akşam sözcüğünü bir simge sayarak söylersem- “akşamı (yeniden yeniden) söylemek” büyük çoğunluk için hâlâ bir şeyler ifade ediyor. Bizim için değilse de.
Doğrusu, bu türü sürdüren şairlerin, bu türün dışındaki denemelerini görmek gerekir, varsa. Çünkü bu tür şiirin formülü, şiir yazan herkesin elinde var aslında. Dolayısıyla Oya Uysal bu kitabıyla “Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada / şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında” diyor. Onun seçimi bu. Ama şiirden almak istediğimiz artık bu değil.