LABORATUAR KENT
30/5/2009 · Kategori: hayriye unal yazilari
(...)
Kenti, analitik bir düzlem olarak düşünelim. Kaderleri de çok sayıda hiperbol, parabol gibi eğrilerle temsil etmekle herhangi bir kesitte çok sayıda kesişme noktaları olduğunu göreceğiz. Kentin kapladığı alan, zaman içindeki herhangi bir saniyede dondurulsa sayısız kesişme noktalarıyla kaplı olacaktır. Kentlik niteliği temas yoğunlaşmasında ve yeğinliğinde gizlidir dersek abartmış olmayız. Giderek iş, etkinlik, eğlence vb. alt başlıklarla detaylandırılan ve temas noktalarından ibaret bir tasarımın kentin arayüzü olduğu söylenebilir.
İnsanın, bir anlamı olsun olmasın, hem sürekliliği sağladığı yer hem de her şeyle flört halinde olabildiği yer olmakla kent, meçhul ve olasılıklar ambarı olan gelecekten bugüne ışıklar düşürür. Meçhul geleceği, pırıltılı bir olasılığa çevirebilir. Simmel’in tabiriyle “büyük belki”nin dünyası, tehditler ve fırsatları hep birlikte sunar. Tehlikeyi ve konforu, suçun her şeklini ve muammayı, mimari iradeyi sekteye uğratan oluşun kontrolsüz dağılışını ve iradenin katı dışavurumlarını orada yan yana bulmak mümkündür. Bilmeksizin ve büyük bir iç huzuru ile bir katile dizleriniz değerek metroda yolculuk edebilirsiniz. Dolayısıyla kent ve sokakları, amaçsız birinin gelişigüzel sergüzeştine ne denli yataklık ediyorsa herhangi bir amaca yönelmiş kişinin de –bu amaç en saçmadan en anlamlısına geniş bir yelpazede yer alabilir- o denli zengin malzeme deposudur. New York, Quinn için amaçsızlığının simgesi bir distopya, bir “hiçbir yer” iken, Stillman için “bitmek bilmez bir depo”dur. (...)
(Yazının tamamı için Hece, Haziran 2009)
0 yorum yazılmıştır