EN HAKİKİ HAKİKİCİ
26/8/2008 · Kategori: narsizmin anahtar sozcukleri
Hakiki sanatçı, gerçek şair, sahici yazar, hakiki yenilikçi, gerçek yenilik vs. gibi tamlamaları algılayamadığım için kendimi kınamıyorum. İnsanı işlevlerinden bu kadar arındıran ve sözde tözlerin saklandığı bir derin dondurucuda tutan bir algıdan sanat veya edebiyat adına ne beklenebilir bilemiyorum. Ben kendi payıma hiçbir şey bekle(ye)miyorum. Hakikilik kadrosunun bir torpille mi doldurulduğu yoksa doğuştan mı verildiğini sormak isterdim hakikisine rastlarsam. Ama nasıl tanıyacağımı bilemiyorum, dişle anlaşılmıyor bildiğim kadarıyla.
Başkasının yalancısıyım, Bilge Karasu da bir ara “sahici yenilikçi” gibi bir laf etmiş. Bilge Karasu gafil yakalanmış belli, çünkü böyle laflar edenlerin aslında çaktırmadan kendilerini sahicilik kadrosuna dahil gördüklerini biliyor olmalı. Yoksa bir yazar sahicilik kadrosundan olmadığını bile bile böyle bir güzellemeye kalkışmaz. Ama şüphesiz ihmal ettikleri bir şey var: “Hakiki” sıfatı telaffuz edildiği zaman sizi birden hakikileştiren sihirli bir ifade değil. Yani siz sahici, hakiki, gerçek, esas, asıl vs. gibi sözcükleri sık tekrarladığınız zaman sahicilikten daha çok parça koparmıyorsunuz.
Edebiyat tarihi aslında “iyi olan kazansın” filan demiştir bir ara, “iyi olan” işte sonradan “bütün aferinleri” toplarken “hımm bu yenilikçi” filan da denir ona, “ekstradan hakiki sanatçıdır hazret” denir. Böyle bir son hüküm için affedilebilir bir ifade sayabiliriz.
Hakikicilerin en büyük koşullanması “sözümona sahte”nin geçici zaferinden huylanmaktır. O kadar huylanırlar ki bundan her fırsatta sahte olanın kalıcı olmadığını ilan ederler. Yani diğer büyülü sözcük “kalıcılık”tır. Kalıcılığın ölçütü sahte olmamaktır, sahte olmamanın ölçütü hakiki olmak, hakiki olmanın ölçütü geçici olmamaktır… ilanihaye sürer bu döngü. Ee sonuç: totoloji. Neoavangardların geçiciliğe tapındıklarını ve sanatın vurgusunu bu geçiciliğe yaptıklarını hatırlayınca, insan bu sahte/gerçek ayrımlarının ne denli ölümcül olduğunu anlıyor.
Doğrusu hakikicilerin hakikilerden daha hakikici olduğu yolunda bir gözlemim var. Hakikiciler zamanın şaşmaz hükmünün kendilerine vereceği müstakbel değere o kadar bel bağlarlar ki, şimdi’nin acımasız görmezliği onları yaralayamaz. Her fırsatta bir çırpıda geçmişten seçtikleri önceleri pek tanınmayan sonradan kült olmuş isimleri sıralarlar. Onların varlığı, kendilerinin şimdi’deki tanınmazlığının ilerideki “hakiki sanatçı” kadrolarının garantisidir. Mesela Joyce’un kitabının yayınevinden geri çevrilmesi, bu hakiki olup olmadığı belli olmayan ama müstakbel hakiki halihazırda hakikici sanatçıların ellerindeki bir kanıttır.
Hakikicilerin diğer hurafelerinden birisi sanatçı kişiliğe olan inançlarıdır. Kuşkusuz bunu vurgularken de büyük bir inançla kendi kişiliklerini sanatçı kişiliklere yakınsarlar. En önemli özellikleri büyüklüğü konusunda tartışma olmayan kişilerin biyografilerini iyi bilmeleridir. Günlük ve hatıra okumayı çok severler. Buralardan davranış kalıpları ezberlerler ve bu kalıpları yaşam ilkesi haline getirmeye çalışırlar. Sözgelimi dört kişinin kişiliğinden harmanladığı bir küçük kanun kitapları vardır. Bu kanun kitabına “hakikicinin hakikilik kitabı” diyelim. Mesela Hakikicinin Hakikilik Kitabı’nda hakiki bir sanatçının, yani sanatçı kişiliği olan bir hakikinin sigarayı içerken dumanı yukarı doğru üflediği yazıyorsa, şöyle der hakikici, hakiki sanatçılar dumanı yukarı doğru üflerler. Ve dumanı yukarı üflemediğinizde derhal yakalar sizi, “sen hiç filanca adamın dumanı aşağı üflediğini gördün mü?”
Hakikicinin en önemli diğer özelliği aslında büyük bir inançla bağlandığı hakikicilik dininin bir kişilik olmasıdır. Ve bu dinin tanrısından bir onayın hiç gelmemesidir. Hakikici, sevdiği dört hakiki sanatçı kişiliğin iç dünyasının sırrına bir türlü eremediği için kendisi konusunda da bir türlü nihai karara varamaz. Yani gerçekte ikide bir vurguladığının aksine kendi hakikatinden hiç de emin değildir. Hakikici, gerçek bir sabırla geçirdiği ömrünün verimli kısmı sona ererken, dört kişilik hakikat sanatının kendi hakikiliği konusundaki suskunluğunu da anlayamaz. Ve “hepsi görecek” diye haykırır. “Bir gün mutlaka! Ama mutlaka sahte olanın foyası ortaya çıkacak ve zaman bütün gerçek değerleri ortaya çıkaracak, ah canına yandığım zaman!” der bütün kalbiyle ve inanarak. Ah kutsal basitlik! Nasıl da güzeldir inanmak, böyle kuvvetle, hakikinin sahteye galibiyetine. Milli takımın beklenmedik golleri kadar güzel.