ŞAİR KULAKLARA PAVESE'DEN KÜPE


10/11/2009 · Kategori: sair diyesi

“Bir gün geldi, besleyici kaynaklarım bütün bütüne tükendi eserlerimde. Yazdığım sözleri düzeltip parlatmaktan başka bir şey yapmaz olmuştum artık. Öyle doğruydu ki bu –yaptığım işi inceledikten sonra daha iyi anlamıştım bunu- usta bir tekniği bir ruh haline uygulamak yetermiş gibi, daha derin şiir gerçekleri arama çabasını artık gereksinmiyordum. Bunun yerine, bir şiir soytarılığına çeviriyordum şiir uğraşımı. Başka bir deyişle, daha önceleri sezip uzak durduğum bir yanlışlığa düşüyordum (güvenle, yaratıcı bir tazelikle yazmayı da bu sezgiyle öğrenmiştim); dolaylı da olsa, kendi şairliğim üstüne şiir yazma yanlışıydı bu. (Exegi monumentum… = Bir anıt diktim… Horatius) Bundan böyle kendi içimden bir çıkış noktası aramanın boşuna olacağı duygusuydu bu karmaşık duruma ilk tepkim. Kendimi kesin ve eksiksiz olarak ilk anlatmaya başladığım ‘Güney Denizleri’ni yazdığım günlerden bu yana yavaş yavaş yarattığım iç kişiliğimi, bir yazar olarak gelecekte beslenebileceğim bütün esin kaynaklarını hiçe indirgemenin ya da bunların niteliğinden kuşkulanmanın acısı pahasına, hiçbir zaman bile bile bir yana itemezdim. Şu anda duyduğum bu güçsüzlük karşısında, uygunluğunu ve verimliliğini daha önce denediğim yöntemlerle ve her buluşu, önem kazanma gücüne göre, teker teker değerlendirerek, düşüncelerimi yeniden gözden geçirme gerekliliğine bu yüzden boyun eğiyorum. Çünkü şiir, şiir üstüne konuşarak değil, uğrunda emek vererek ortaya çıkar.” (Pavese)

Yorum (yok) Yorum yaz!

KOMŞUDAN ÇAKMAK


22/7/2009 · Kategori: sair diyesi

Karagöz’ün son çıkan sayısında (sayı 8) Murat Üstübal konu komşuya kulağa da küpe yazmış. Değerli küpeler bence. Yazısından bazı bölümleri buraya aktarmak yerinde olsa gerek. Çakmak babında. Hava sıcak. Ankara Temmuz. Saz sivrisinek.   

“İkinci Yeni günümüz şiirine yetiyor mu? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek pek mümkün görünmüyor bizim açımızdan.

“[B]irey (…) [k]entin karmakarışık mekânsallığında (kozmopolitliğinde) birbirinden farklı etkilere maruz kalırken, tepkisini etkileşimlere açık bir zeminde keşfettiği farklılığını dışa dönüklüğü ile birleştiren yeni insanın dili de kendinin farklılığının özerkliği içinde değerlendiren bir şiirin izindedir artık.

“(…) İkibinlerin şiiri şiir yazmaktan öte kendi şiirini ölçecek eleştirileri yapmakta ve poetikasını belirlemekte yetersiz kalınca, merkezileşme eğilimiyle beraber kendi taşrasını da üretmiştir. Tartışılmayan ve hesabı verilmeyen her şiir anlayışı eninde sonunda suale çekilir, bu gayet normaldir.

“(…) Derrida, Deleuze, Cioran, Nietzsche ve diğerlerini de tam ters taraftan cezalandırmaya kalkanlar var. ‘Aşırılığın Peygamberleri’ni kim bir kenarda tutabilir! Hâlbuki yaşamın her alanından katkıları görür, değerlendirir şiir, hiçbir olanağı geri tepecek değildir. Geri tepen sadece eleştirilerin mesnetsizliği oluyor böyle olunca. Güntan’ın ‘Parçalı Ham’daki Cioran alıntılarını, Lale Müldür’ün kuantum esinlenmelerini ve birçok ideolojik ya da siyasi yaklaşımlı şiirleri hoş karşılayacaksınız; ama felsefeyi bir şiiri alımlama ve çözümleme yöntemi olarak değerlendiren başka şiir anlayışlarını hor göreceksiniz, olmaz böyle şey yoksa rüya mı!

“(…) Felsefe kimi kez şiire rehberlik yapabilir, bilim ve ideolojiler kadar! Ama aşırı kavramsallaştırmaların yersiz yurtsuzluğunu ve köksapsallığını yitirdiğini gördüğünüz yerde bir tekmeyle hepsini uzaklaştırmak da caizdir. Amaç ne ikon-şiire varmak, ne de acziyetini felsefenin kollarında hafifletmek, asıl varılması gereken hedef akışkanlığın yaşamın lehine kullanılması. İç doğa ile dış doğanın bir bütün oluşturduğunu ve bunların bir akışkanlık içinde var olduğunu duyumsatabilmek.” (“Yeni Şiirden Konu Komşuya”, Karagöz, Temmuz-Eylül 2009)

Yorum (yok) Yorum yaz!

ŞU KADIN ŞAİR MESELESİNE BİR AÇIKLIK GETİRELİM DE HERKES RAHAT E


21/7/2009 · Kategori: sair diyesi

Sanırım dünya durdukça şiir yazılacak ve şiir yazıldıkça “kadın şair” konusu bitmeyecek. (Son olarak Buruciye dergisinden fikir almışlardı, yayımlanmış. Birazdan ekleyeceğim bloga. Bugün de Turuncu dergisi konuya eğiliyormuş.)

Hani bitsin mi, orasını bilemem. Niye bitsin? Hangi geviş bitiyor ki bu bitsin? Eminim ki bugün doğan şair kızlara da aynı konu sorulacak 20 sene sonra. Beni bu konuda yayılan damgalamalar ve karşı tepkilerin karın ağrısı durumları ilgilendiriyor.

Şimdi dergiler durup durup bu konuya eğiliyor. Tamam. Medyatik bir şey bu. Ben eşcinsel şairler diye dosyalar da olsun diyorum, nedense yapılmadı hiç. Soruyorlar bir liste yapıp. Bazı şair kişiler “pozitif ayrımcılık” diyerek reddediyormuş bunu. Yani mesela 80 şairisin diye soruşturma sorusu gelince pozitif ayrımcılık olmayıp kadınsın diye mikrofon tutulunca niçin pozitif ayrımcılık olsun? Olsun bir de. Mutlak eşitlik diye bir şey mi varmış? Genç şair diye mikrofon tutulunca sana yaşlılar karşısında pozitif ayrımcılık olmuyor mu yani? Erkek olup bu konuya tepki verenleri çok iyi anlıyorum. Kadın olup da “kadın şair” konusundan gıcık kapmaksa anlamadığım bir durum. Aslında hemcinslerin olmasa da ooohh bi rahat etsek biricik kalıp demek bu. Asıl pozitif ayrıma tek başına talip olmak bu. Başka türlü olmayacak yani. Ha?

Bu ülkede şiir yazıyorsam, bu ülkenin her türlü sorununa karşı bir tepkim, bir hissim vardır. İstediğim konumda istediğim şekilde bunu yazarım. Beyaz eşyaları kullanırken somunu yerleştirenin cinsiyetiyle ilgilenmiyoruz hiçbirimiz, değil mi? Çünkü ondan bireyselliğini katmasını beklemiyoruz eşyaya. Yazının da cinsiyeti yoktur; ama bireysel yönelimlerimiz yarattıklarımızda etkilidir. Hatta ötesi yoktur bunun. Gol de goldür zaten. Her şekilde. Maradona’nın en “yararlı” gollerinden biri elle atılandı J, sonradan anlaşıldı. Genç şairler bilmez belki. 1986’da İngiltere’yi eledi Arjantin. Eledi yani. Ötesi var mı?

Örneğin; ben Ülkü Tamer’in, Zarifoğlu’nun, Lale Müldür’ün şiirini yazdım, Murat Güzel, Osman Özbahçe, C. Ali Ahmet, Furkan Çalışkan benim şiirimi yazdı. Öyle veya böyle. Yükseklik korkusu olanların zaten tepelere çıkması yanlış. Hiç tavsiye etmem. Şiir yazmak dağcılık gibidir. İşin heyecanında değilsen bir tarafın da çok değerliyse orada miden bulanır, başın döner, kulakların çın çın eder ve birilerini itmek bir tarafa, nasıl tutunacağım diye kumrucuk gibi düşünür durursun. Oysa dağcılar ölümleri pahasına birbirlerini terk etmezler. Sürü olmaktan bahsetmiyorum. Sonuçta her dağcı, kendi yeteneği, cesareti ve kararlılığıyla zirveye ulaşacaktır. Diğerinin ittirmesiyle değil. Çağdaş olup da şairlerin birbirlerini gerçekten doğru yere koyabilmelerinden bahsediyorum. Öyle “Turgut Uyar, Cansever, İkinci Yeni/ Turgut Uyar, Cansever, İkinci Yeni/ Turgut Uyar, Cansever, İkinci Yeni/ Turgut Uyar, Cansever, İkinci Yeni” diye geviş getirmeyle olmuyor şiirden anlamak.  

Yorum (yok) Yorum yaz!

BÜYÜK İDDİALAR


30/3/2009 · Kategori: sair diyesi

“Büyük iddialar bana her zaman itici geliyor çünkü ‘yeni ne yapılabilir’ sorusuna verilecek yanıtlar sorunlu. Modern edebiyatın araçları ortada. Bir şair çıkıp ben ‘felsefi şiir yazıyorum’, ‘ben çoksesli şiir yazıyorum’ dediği zaman şiiri bazı kavramlara bağlamış oluyor. Oysa şiir tüm bu kavramlardan daha geniş bir şey. Bunlar ancak şiirin araçlarından biri, ikisi olabilir ve bu araçlar var diye de ortaya yeni ve iyi ürün çıkması garanti değildir. Zaten çoğu zaman da çıkmıyor.” (Nilay Özer, Üç Nokta, 2009)

Yorum (yok) Yorum yaz!

HER ŞEYİN KAYNAĞI


19/3/2009 · Kategori: sair diyesi

"Şiirsel Deha, gerçek İnsan'ın ta kendisidir ve beden ya da insanın dış biçimi Şiirsel Deha'dan türemiştir... Nasıl bütün insanların dış kuvveti aynıysa bütün insanlar Şiirsel Deha bakımından, aynı biçimde (ve aynı sonsuz çeşitlilikte) birbirlerine benzerler... Bütün Uluslar'ın Dinler'i, Şiirsel Deha'nın o ulus özgülünde algılanışından türemiştir... Bütün insanların -sonsuz çeşitliliklerine rağmen- birbirine benzemesi gibi bütün Dinler de birbirine benzer ve kendilerine benzeyen şeyler gibi Dinler'in kaynağı tektir. Gerçek insan, yani Şiirsel Deha her şeyin kaynağıdır."

BLAKE

Yorum (yok) Yorum yaz!

METİN ALTIOK’TAN ÜÇ YANIT


28/6/2007 · Kategori: sair diyesi

 

Enver Ercan: Nesnel gerçekle şiirin gerçeği diye bir şey var. Bu konuda neler söylersiniz?

Metin Altıok: Şiir nesnel gerçekliği bozar, değiştirir. Hatta ona ters düşer. Bu doğal bir şeydir. Çünkü şiir bir anlamda nesnel gerçeklikle boy ölçüşen bir sanat dalıdır. Bu, şairin bir başka gerçekliğin eşiğinde olduğunu gösterir. Şairin evreni dildir. Şair dünyaya sözcüklerle bakar ve yeni bir dünya oluşturur. İşte bu yeni dünyadaki gerçeklik, nesnel gerçekliğin dışında, onunla gerçek olmak bakımından yarışan bir dil olmak gerçekliğidir. Bu bakımdan, şairin nesnel gerçekliği bozması, şiirin doğası gereğidir. Ne var ki şair bu bozuşun hesabını okura vermek zorundadır. Bu hesap ise bozulanın yerine konulan şeyle verilir. Eğer şair bu hesabı veremezse, ortaya şiir yerine saçmalık çıkar.

Okur bir şiirde nesnel gerçekliğin dışında bir olguyla karşılaştığı zaman ‘olmaz böyle şey’ diyememelidir.

 

EE: İnandırmak zorundadır okuru, öyle değil mi?

MA: Eğer şiir, okuru bir mantık çatışmasına düşürüyorsa suç şiirin ve şairindir. Çünkü bu durumda şair, sadece nesnel gerçekliği bozmakla kalmamış, onun yerine şiirsel bir gerçeklik getirememiştir.

 

EE: O zaman şairin nesnel gerçekliği bozduğu da kuşkulu değil midir?

MA: Evet, aslında bu şairin nesnel gerçekliği de bozamadığını gösterir. Çünkü amaç, nesnel gerçekliği kağıt üzerinde değil; okurun kafasında, düşüncesinde bozmaktır. Okurun ‘olmaz öyle şey’ demesi, nesnel gerçekliğin onun kafasında bozulmadığını gösterir…

 

(Sombahar, Kasım-Aralık ’90)

 

 

ŞİİRDE HETEROGLOSSİA


26/6/2007 · Kategori: sair diyesi

“Romansal söylemdeki Bakhtinci heteroglossia ben ve ötekinin hâlâ monist sınırlar içinde ilişkilenmesinin ifadesidir. Oysa, şiirde heteroglossia, ben ve öteki arasındaki ilişkinin hızlandığı, çetrefilleştiği noktada ben’in sanki bir ayna hayali karşısında hem kendine hem de bir başkasına bakar halde yakalandığı yakın ama yabancı bir melezliğin temsiline dönüşür. Şiirin kendine dönüklüğü dışta kalanı da içselleştirdiği anda anlam kazanır.”

(Murat Üstübal, 2008 “Dokunaklar” adlı yazısının "ayna ayna..." bölümü)

BLAKE KONUŞUYOR


27/3/2007 · Kategori: sair diyesi

FAŞİZM ŞİİRE DÜŞMAN


14/3/2007 · Kategori: sair diyesi



faşizm ötekine tahammül edemez, öteki bazen başka ulustur bazen bir kadın bazen zenci
faşizm başkalarının acısına gözünü kırpmaksızın bakabilir 
faşizm ötekinde kopardığı gürültüyü, yıktığı dünyayı fark etmez, çünkü dinlemez
faşizm şiire karşıdır çünkü faşizm temizlikçidir 
faşizm çamaşır suyu dökerek böcek ve sair hayvanlar olarak gördüğü başkasını öldürür, öldürdüğü canlının can çekişmesi esnasında o steril ellerini oğuşturur
faşizm bundan zevk alır çünkü sadisttir 
faşizm yaptığı temizliğe "temizlik imandandır" bile diyebilir, bu imanın neye iman olduğu önemsizdir, çünkü her faşist arkasını sağlam ve geleneksel bir inanca dayar, başka türlü kalabalıkları arkasına alamaz

faşizm farklılıklara karşıdır
faşizm uniforma giyer çünkü uniformdur bu yüzden şiire karşıdır
faşizm ölçüye uymayanları testere ile budayabilir, böylece herkes aynı boyda ve simetrik biçimde durabilecektir
şiir, eğer gerçekten bir şairin doğasına ihanet etmeden doğuyorsa, faşizmin bütün hesaplarını bozar, bu yüzden şiir de faşizme düşmandır

resimdeki temizlikçiler: Franco ve Mussolini

Yorum (yok) Yorum yaz!