hayriye ünal
28 Takipçi | 0 Takip
13 06 2011

AMA DELEUZE BAZEN HAKLIDIR

  “Bir sanatçı kendisini yinelediği için yaşlanmaz; çünkü yineleme farklılığın gücüdür ve farklılık da yinelemenin gücüdür. Bir sanatçı ‘zihin yorgunluğu’yla, yalnızca eserinde ifade edebileceği, eseriyle ayırt edeceği ve yineleyeceği şeyi, hâlihazırda mevcutmuşçasına, doğrudan hayatta bulmanın daha basit olduğunu düşündüğünde yaşlanır.” İntihar için Deleuze kadar beklemeyenler hakkında bir şeyler.    Devamı

07 06 2011

İNZİVADA HİÇLİĞİN GEÇİYORLUĞUN NASILSININ KONUŞUN ONLANIN

  4. Haziran akşamı, Antalya dönüşü uçakta Sert Geçecek Bu Kış vardı yanımda, kendi kitabımı okudum, tuhaf bir duygu, Osman Çakmakçı’nın yeni çıkan toplu şiirlerini -Bir Hiçlik Anatomisi, kapakta kapkara bir böcek- bitirince sıra kendi kitabıma geldi, toplu taşımada kendi kitabını okumak. Uzun zamandır dönmemiştim bu şiirlere. Bazı şiirlerin benden uzaklaştığını, bazılarının bana yaklaştığını hissettim. “Darda Bir Aslan” şiirinde “İnzivada” sözcüğüyle başlayan kısmı, ne şans ki, bana anımsatan o şeyi, o ses, sonra “Evden Bozma Bir Pansiyon” şiirimle tanıştım, en baştan, Antalya’da bir pansiyon odasındaki olağanaltı geçiciliğimi, bana kafama vura vura öğreten deneyimle birlikte, bu şiiri bugün bir kere daha yazmış gibiyim, yenilebilir böcekler, bazı su canlıları canlı pişirilince makbuldür, pişmeden hemen önce beynine sokulan sivri bir şeyle öldürülürse bu daha insancadır, yoksa pişerken ölür, ki bu oldukça acı vericidir. Her ne kadar onun acısını ifade edeceği sesi yoksa da ve bunu ifade edeceği bir edebi türe dahil bazı işaretler bırakmıyorsa da, bilimsel bazı veriler bu acıya dair bir şeyler söylemektedir bize. Pişme esnasında bacaklarının önce hızlı sonra yavaşlayan kıpırdanışı vb. Lara, Beldibi, Finike, Kumluca, kıyısız güzelim Kaş’ı otomotik vitesle. Aynı serin sulara girerek. Bir tabire göreyse, Volvo’dan Akdeniz’e karışan soğuk su öteki denizdir. İnzivada doğrulanmaz insanın kalbi, uzakta ise sadece yanlışlanır. Olmadığın yerde olmadığını, olduğun yerde olabileceğini, olduğun yerde doğrulanacağını sadece, olduğunda olabildiğini vs. bilincim akmaktadır İkinci bir bağlantı da şiirin deneyimle alakasına dair.  ... Devamı

01 06 2011

BAKMAKLAR

  Burada bir efendinin fendi izlenebilir. Yaşama saldırılamaz. Yaşamı sadece terk edebilirsiniz. Ben o zaman bunu bilmiyordum.   Bu ise köle ruhun tamahtan sonraki.   Devamı

27 05 2011

KONUŞAN CESETLER

  Bu ifadeyi Barthes’tan alıyorum. İki sözcük bile olsa yan yana gelen sahibinin adını vermeye devam edeceğim inatla. Bunu belki başlık yapacağım. 10. Akdeniz Şiir Günleri yapılıyor Antalya’da. Benim oralar. Yaşadığım yayla Antalya’nın batısında, Korkuteli’nin yamacında saklıdır. Kant’ın “yıldızlı gök”ünü gösterir, içindeki yasayı göstermez.  Oturumlardan birinin, benim katılacağım kısmın konusu “Türk şiirinde kanon var mı?” Ben bu başlığı uygun buldum buna yanıt olarak, yani konuşan cesetleri. Sıkıcı olmaya çok yatkın bir konuyu, insanlar uyumasın diye ilgi çekecek şekilde düzenliyorum. 4 Haziran’da benim konuşmam. Onlara gizli sözleşmelerden, “kazanılmış bireysellik”lerde yüklü suç unsurlarından bahsedeceğim. Konu sıkıcı mıkıcı, ama uğraşırken birçok kavram öğrendim. Mitleştirmeden ve kültleşmeden bahsedeceğim. Biri kendiliğinden olan, diğeri ise insanlar eliyle olan bir şey. Bu ayrım çok önemli. Kendilerinde “güncellenme potansiyeli” yüksek şairler üzerinden yapılan, güncelleme davranışının ruhsal dayanağı ilginç bir husus mesela. Şairler eliyle yapılıyorsa, bunu gerçekleştirenlerin kendi varlıkları konusundaki endişeleri calibi dikkat. Bu davranışta ilgili putun şefaatine güvenilmektedir. Malum olunduğu üzere eleştirmenlerin yarattığı “eleştirel kanon” (critical canon) denen dar kapsamlı kanonizasyon, şairlerin bu tutumlarından etkilenmez mi? Elbette etkileniyor. Bugün eleştirmen diyebileceğimiz birinin, hangi birikimle hangi cüretle şairleri aşacak bir değerlendirme yapmasını bekleyebiliriz? Bilmiyorum, varsa da ben görmedim. Bir eleştiri yazmış biri, işte onun gözünü kamaştıran bir pırıltı, bana sönmüş kibritin ucundaki ince dumanı anımsatıyor... Devamı

27 05 2011

GOOGLE’IN GÖZLERİ VAR

  Buralarda, bloglarda yazdıklarım, damlacıklar. Tencereden sıçrıyor. Tencere, yemek değil, o değil, koku kazanı, kokuyu alıyorum. Suçlar toprağa gömülüyor. Diğerleri ise asıl kaynaklardan aldıklarım. Blogcu’dan Kisass’a Hayriye Ünal Mevzubahis yazılarının bazılarını aktarıyorum. Bu sayede bir göz atma fırsatım oldu. Şiirler, kendisiyle ilgili kıldığı kişiyi kendi alanına çekmiş hep. Hem kendisi kalıp hem yazmak yiğit işi olmuş biraz. Bundan ötürü belki de yazılar da şiirlerdeki cesareti sergilemiş. Garip, bunu şimdi fark ettim. Bunlardan biri de Murat’ın yazısı. Şuraya aktardım.  Devamı

27 05 2011

NEYSE

Mayıs bitti sayılır, belalı bir aydır Mayıs. Olmadık işler açmasıyla ünlü benim halklar arasında. Bu yazı, artık tamamen okunabilir. Zaman şiirlerin lehine işler ha Bachmann, öldün. Her şey şiirler lehine işliyor zaten. Şiir kadar dayanıklı bir şey görmedim. Bir kez de yazmışsan, hiçbir yerden geri çekemiyorsun onu. Diyelim ki çekiyorum, dedin, yazmamışım varsayalım istedin, bir şiiri, ondan bir kişiye bile söz etmişsen, renkli bir dövme gibi çıkmayacak derinden. O şiiri yok edecek bir güce sahip değilim. Neyse... neyse... neyse...  Devamı

25 05 2011

İYİ ŞEYLER HER YERDE

Başkalarının Hayatı,Salim Nacar’ın çıkardığı derginin adı. İki sayı çıktı. Üçüncü sayısı hazırlanıyor. Hayriye Ünal’ın lirik bir şiiri de bu sayıda bulunacak.   (…) herkes kadar sonlu dağ başında aktarmalı bir yolcu “kasların üstünde yük ve dağlar” onunla ben sonsuza değer gibi aktık birbirimize (…) * Mustafa’nın annesinin yazdığı 1833 sayfalık bir kitap var elimde. İ harfinde de şapka var isimde. Mîna Urgan. İngiliz Edebiyatı Tarihi. İpi, Dryden’in bir şiirinin bulunduğu bölüme koymuşum. Dreyden ve Donne arasında bir kıyaslama yapıyor Urgan. Dryden, Donne’a kadınları hoş tutacağı yerde felsefî sorunlarla kafalarını karıştırdığı iddiasıyla çatar. Bu bölümü şurada da geniş geniş okumak mümkün. İpi şimdi 1126. sayfaya koydum. Emily’nin ölümü korkunç olmuştur kızkardeşinin deyimiyle. Ölmeden evvel “dinle avunmadan, Tanrı’ya sığınmadan, ölüme meydan okurcasına, dimdik, ayakta can vermek istiyordu.” (Urgan, s. 1135) Charlotte: “Yoğun bir acı duyarak, ona şaşkınlık ve sevgiyle bakıyordum. Ömrümde böyle bir şey görmemiştim. Zaten hiç görmedim ona benzer birini… Kendine acımıyordu…” Bu sayfaları okumaya devam. “George Sampson, Wuthering Heights’ın King Lear ayarında bir başyapıt mı, yoksa gülünç abartmalarla dolu, metelik etmeyen bir melodram mı olduğu konusunda eleştirmenlerin henüz karar veremediklerini söyledikten sonra, şöyle bir yargıya varır: ‘ The book is unique. There was nothing like it before, there has been nothing like it since, there will be nothing like it again.’ ‘Bu kitabın eşi benzeri yoktur. Daha önce de olmadı, o zamandan beri de olmadı, b... Devamı

24 05 2011

CİHAN AKTAŞ / SOĞUK MEVSİMLERİN ŞİİRİ

  Hayriye "Ünal Saçları Vardır Aşkın" (Dergah yayınları, 2000) ve "Âdemin kızlarından Biri" (Birun, 2003) isimli eserlerinden sonra üçüncü şiir kitabını yayınladı; Sert Geçecek Bu Kış (Hece yayınları, Ekim 2006). Bu yeni kitaptaki şiirlerini okurken, ilk şiir kitabından bu yana Ünal'ın şiirlerinde mitsel simgelere dönük göndermelerde, bu simgelerin kullanımında bir azalma olduğu, buna karşılık yaşanan hayatı derinlemesine kurcalamaya yönelik bir ısrarın belirginleştiği izlenimini edindim. Yine de efsanelerle ve mitlerle ilgili, kelime ve kavramları yapıbozuma uğratarak ilerleyen, dilin yaşanılırlığını dert edinen bir şiiri var Ünal'ın. Bu şiirler bizi her daim tarihsel süreçlerin, toplumsal ilişkilerin ve tabiat sahnelerinin farklı alanlarına sürüklüyor. Şairle birlikte bu yolculuğa çıkmak istiyorsak, bunun rahat bir yolculuk olmayacağını da bilmemiz gerekiyor.  Sert Geçecek Bu Kış'ta yer alan şiirler, geniş canlandırmaları, hızlı yine de yeteri kadar belirgin geçişleri, akıp giden iç monologları ve çok çeşitli alımlanma imkanları açısından "epik" olarak değerlendirilebilir.  Ünal'ın şiiri bana kendi kuşağından şairler arasında en çok Hakan Arslanbenzer şiirini hatırlatıyor. Sadece her iki şairde de öne çıkan bir tür büyük toplumsal görünümler sunabilme başarısı da değil bunun nedeni. Her iki şairde de kendi şiirini derinleştirmeye dönük tutku ve potansiyeli, sürüp giden monologlar boyunca kelimeleri kendi içinden taşıran derin kaynağı hissediyor okuyucu.  Bununla birlikte Arslanbenzer şiirinin "erkek birey" üzerinden bir tür güvenle toplumsala yönelerek gelişen şiirine karşılık, Ünal'ın şiirinde bir sesi olabile... Devamı

23 05 2011

SERT GEÇECEK BU KIŞ/İBRAHİM TENEKECİ

  Hayriye Ünal’ın edebiyat serüvenini dikkatle takip edenlerden biriyim. İyi bir okuyucusu olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. 1973 doğumlu Ünal, Saçları Vardır Aşkın isimli ilk şiir kitabını 2000 yılında yayımlamıştı. Üç yıl sonra ikinci şiir kitabı Ademin Kızlarından Biri’ni yayımladı. Her iki kitap da hatırı sayılır bir ilgi uyandırdı. Kitaplarla ilgili önemli dergilerde kayda değer yazılar çıktı. Ünal, Eylül 2006’da üçüncü kitabı Sert Geçecek Bu Kış ile okuyucu karşısına çıktı. (Hece yayınları.) Şimdi 2008 yılının Mart ayındayız. İnsanların olduğu gibi, kitapların da bir kaderi var. Sert Geçecek Bu Kış çıkar çıkmaz hemen kitabı edinmiş, güzelce okumuş, bazı yerlerini işaretlemiş ve kafamda eserle ilgili bir yazı kurmuştum. Sonra kitap kayboldu. Kitabı yeniden almam, tekrar okumam derken, aradan bu kadar zaman geçti. Kitap hâlâ eskimediğine göre, yazımız da sıcaklığını koruyor demektir. Hayriye Ünal, sadece şiir yazmıyor, şiir ve şairler üzerine esaslı metinler de kaleme alıyor. Özellikle modern Türk şiiri ilgi alanına giriyor. Tabii bir de Hece dergisi için hazırladığı dosyalar var. Hece dergisini son birkaç yıldır bu dosyaların sürüklediğini söylemek mümkün... Hayriye Ünal, şiirlerini adeta bir denklem gibi kuruyor. Bilmiyorum, belki de matematik bölümü mezunu olmasından kaynaklanan bir şeydir bu. Ünal, gerilimi yüksek, sert şiirler kaleme alıyor. Bugün insan olarak, millet olarak nelerden şikâyetçiysek, işte onları eleştiriyor: Bu kirli çağı, popüler kültürü, yozlaşmayı, sunileşen insan ilişkilerini, içi boşalan hayatları... Hayriye Ünal&... Devamı