hayriye ünal
28 Takipçi | 0 Takip
02 04 2007

<font color=blue>DİNÇER EŞİTGİN - SERT GEÇECEK BU KIŞ HAKK

  Dinçer Eşitgin / Kitap Zamanı   Saçları Vardır Aşkın (Dergâh Yayınları, 2000) adlı ilk kitabının açılış şiirinde “Anlatacaklarım var/Giz dolu bir ülkeden geliyorum (...) Geniş alanlarda gezindiğim bir düşten/Bu sır ellerimden taşarken uyandım.   (…) Anlatacaklarım var/Oysa bir tüyü kıpırdatmıyor kelimelerim” mısralarıyla söze başlayan Hayriye Ünal, ikinci kitabı Âdemin Kızlarından Biri’nin (Birun Yayınları, 2003) son şiirini ise “Ben biraz ella fitzgerald charlie parker falan dinleyip geleyim...” diyerek kapatıyordu. Üç yıl sonra Hayriye Ünal, Sert Geçecek Bu Kış (Hece Yayınları, Eylül 2006) adlı kitabıyla çıkıp geldi. Sert Geçecek Bu Kış, ‘Değil Pişman’, ‘Soğumaz Yüreğim Benim Hiç Soğumaz Hiç Hiç Hiç’ ve ‘Yüzüm Var Dünyaya Karşı’ adlı üç bölümde toplanan -daha önce Dergâh, Hece, Kökler ile Edebiyat ve Eleştiri dergilerinde yayımlanan- on bir şiirden meydana geliyor. Hayriye Ünal’ın bu üçüncü kitabındaki şiirleri, ilk şiirlerinden itibaren ipuçlarını sezdiğimiz, kendine mahsus denilebilecek şiir dilini daha belirgin bir şekilde müjdelemekle kalmıyor, aynı zamanda “oysa bir tüyü kıpırdatmıyor kelimelerim” gibi ironiyle bezenmiş olsa da yine de içinde edilgin ve kırılgan imalar barındıran ses tonunun daha tok bir edayla “anlatacakları”nı dile getirme kararlılığına büründüğünü gösteriyor. Bu kararlılığın en somut ve şiir-içi ifadesini Sert Geçecek Bu Kış’ın son şiiri Transparan’dan alınmış şu mısralarla ispatlamak mümkün:   “Ben uygunadım ben bazen koşaradım telaşlı ve ivedi Bazen durup dinlenerek ama dimdik Bazen durup dinleyerek doğanın ritmini Halkın ayak seslerinden kalbime fon vererek Ama hep ufukta gözlerim Hiç geri bakmaz hiç nemlenmez gözlerim Türkçenin eriyim ister er niyetine ister hatunkişi” (s.113.) Sert Geçecek Bu Kış’taki şiirler bir bütün olarak okunduğunda ‘anlatılacak olan&... Devamı

19 02 2007

TEK OĞLUMUN MEZAR TAŞI II

  HAYRİYE ÜNAL     (ARTIK GÖLGESİZ BİR CANLI O)   Gölgesi bile terk etmiş onu bir teke sürüsü karşısında O ağır kokular bungun atmosfer altında Tecessüsle izlenebilir doğrusu                                                                            dirseklerinden ellerine yürüyen çürüyüşü Anbean moraran sırtta toplanmış kan çürüyüşün kokusu Bende bu koku varken bu kokuyla en azgın sulara girsem Sudan çıkışını görsem                                                                  uzun saçlarıyla bir kadının Suya geçirir miyim senin beni saran çürüyüş acısını Bu kokuyla nereye gitsem bir lahza kapayamam gözümü senin ölüşünden   Her sabah bütün katliamlara evet demiş olmanın utancıyla uyanıyorum Hazırolda bekliyorum sükutu seviyorum kabusla bölünüyor geceuykularım Dize dize ilmek ilmek aldığım hayatların Satır satır düşürdüğüm başların değmezliğine hayıflanıyorum Her sabah senin ölümüne evet demiş olmakla bir kerbela Seni saran kumaşı dokumakla otbitmez bir mezra oluyor gururlu alnım   Yandaşlarımda bir bir siper korkusu Çukurlarda büzülmüş adamlarla hangi savaşın hangi son kurşunu Ağlamak mı dedin hani bir damla vermeyecek sana Sen onu en iyisi diğerlerine benzet Mabedinden çıkar Mihrabından... Devamı

19 02 2007

BİR SOYGUNCUNUN YÜZÜ

  HAYRİYE ÜNAL   -Ülkü Tamer Şiirine “Bir Soyguncunun Yüzü” ve “Giyotin” Üzerinden Bir Bakış-                                                              Akşamdır, iniktir elinin perdeleri                                                                               Çocukların koşuştuğu bir avludur kalbin                                                                               Dilsiz, ama ağlamasını bilen çocukların                                                                               Gökt... Devamı

05 02 2007

BİR HOMO LUDENS*: İLHAN BERK

  HAYRİYE ÜNAL     “Hep şiirin dünyayı değiştireceğine inandım; pisliklerin, yoklukların, kıyımların üstünü çizeceğini, düşledim. Bunun şiirin doğasına ters düşmediğini biliyorum çünkü. Bu inancımı yitirdiğimi de söyleyemem. Söyleyemem çünkü buna inanmaya gereksinimim var. Ama şiirin dünyayı değiştiremeyeceği de bir gerçek.” (İ. Berk)               Bu yazıya, bu ikircikli paragrafı en başa alarak başlamayı tercih ettim. Bunun sebebi, A. H. Tanpınar’ın bende etkili olmuş bir sözüdür. Bir şeyde, zayıf bile olsa, bir ihtimal görmek, o ihtimalin gerçekleşeceğine delalet eder, anlamına gelen bir sözdü bu. İlhan Berk, muhtemel olanın bir gerçek olduğunu söyleyerek tercihini yapıyor; üstelik kendi gereksinimlerine rağmen bunu yapıyor. İçinde hiç şiir yazılmayan bir dünyanın nasıl olacağı bilinmediği halde, bu hükme varmak, bana öyle geliyor ki, şairin rasyonel bir tutumu gibi görünse de, şiirsel tutumunun peşinen savunulması amacını güdüyor.               Nedir bu şiirsel tutumun içeriği, sorusunu yanıtlamak istiyorum bu yazıda. İlhan Berk’in altmış yılı aşkındır yazdığı şiir kitapları ve çeşitli dergilerde kendisiyle yapılmış söyleşilerden yola çıkacağım. Şair, ne yapmak istediğini açık seçik bildiği için, onun şiirsel tutumunu belirlemede kendi açıklamaları önem taşıyor. Hakkında çok yazılıp çizildiği için şiiriyle ilgili bazı ortak kanılara da ulaşılmıştır. Olabildiğince bunları tekrarlamaktan kaçarak, kendi perspektifimden bir İlhan Berk yorumu yapacağım.               L. Aragon’un “La mentir vrai” deyişiyle ilişkilendirilebilecek bir sözü var Nietszche’nin: “Yalnızca bilinçle ve isteyerek yalan söyleyebilenler doğruyu söyleyebilir, ki bunlar sadece şairlerdir” der o. Buradaki yalan ve doğru sözcüklerinin n... Devamı

19 02 2007

GEREKLİ AÇIKLAMA

  HAYRİYE ÜNAL   Buradayım her zaman                denize nâzır evler gibi Hep tedirgin                külden burçlu kaleler gibi Elbette konuştum bazen çığlıklarla                bazen fısıltılarla Bazen söz sağanaklarından                kollayarak kendimi O ise elinde çiçeklerle                beklemiyor beni Usul usul gül yaprakları dökülür gibi                inmiyor balyoz gibi iniyor Bir barış antlaşması                yapmıyor benimle Bir taarruza                hilâl biçimli bir taktiğe benziyor gelişi   Hâlâ buradayım o gelişe nazîre yaparak Cepheden kaçan zavallı askerlere vuruyorum diviti   Buradayım suskun ve vazgeçmiş Kapalı ve artık pürtelâş sözlerim Sessizliğim henüz acemi sözlerimde açıkça güceniklik var Şen olmasa bile tutulmuş düzenlere saygılar Tutulmuş tüm koltuklar kapılar zorlanmış kırılmış kollar   Ancak bir çılgın sever beni renkleri kavlamış metamorfik figürlerimi Ancak bir çılgın değerlendirebilir sonsuz şiir uçlarıyla donanmış Aynı anda birden çok olabilenler yaşamın gerçek efendileri Onlar için sözler sona ermiştir Su için dövüşenler Kardeş toprağını telle çevirenler ……………………………….. Kimse duymaz da gece soğukta yabanıl sesini Kulaktan kulağa yayılır kente girişi Bakın! der çocuklar çıkmış çivisi   Sana sessiz ned... Devamı

19 05 2007

90 SONRASI ŞİİRDE GENEL EĞİLİMLER VE ÜÇ FARKLI ŞİİR ÇİZGİSİ

ALİ EMRE / Hece, 2007 Şubat   Şiir bağlamında gelişimini henüz tamamlamamış bir süreçten söz etmek önemli ve gerekli olmakla birlikte, bu kuşkusuz, çeşitli riskler ve değerlendirme sıkıntıları da içermektedir. Örneğin Divan edebiyatı hatta İkinci Yeni derken az çok sınırları çizilmiş, tartışmalı olsa bile genel okuyucu zihninde belli ölçüde karşılığı olan bir olgudan söz ettiğimizi bilerek konuşuruz. Ancak genel ve tali yolların henüz belirginlik kazanmadığı bu son dönem şiiri hakkında konuşmak, aynı zamanda bu olguyu belirlemek anlamına da gelen bir sorumluluğu içkindir. Başka bir açıdan bakıldığında, böyle bir çaba içinde bulunmak, değerlendirme konusunda kişiye bir özgürlük alanı da sunmaktadır. Şu da var ki, sözgelimi üç-dört kitabı çıkmış bir şairin eğilimi de az çok bellidir. Bu yazının konusu, söz konusu belirlemeler eşliğinde, genel şiir haritasındaki kimi yükseltilere değinmek olacaktır. Son on beş yılda şiir yazmanın yanı sıra şairlerin bir isim yaratma, isimler etrafında kavramsal bir manyetik bir alan yaratarak var olma eğilimi dikkati çekmektedir. Bu, aslında doğal bir şair eğilimidir. Örneğin Sezai Karakoç'u “Diriliş” kavramı ile birlikte düşündüğümüz zaman, şiirinin gerekçesi konusunda sıkıntı çekmeyiz. Bu, şiire ek bir değer yüklediği gibi, şairin tüm hayatını ve çabasını kapsayan bir çerçevedir de. Diriliş örneğinde bu tutum güçlü bir şekilde içi doldurulduğu için, ekole dönüşmeye uygun bir boyut kazanmakta, şiire devralınır ve sürdürülebilir bir zemin sağlamaktadır. Bunun her zaman ve her şair için geçerli olduğu söylenemez elbette. Özellikle günümüzde, bu tür şiir ve kavram özdeşleştirmelerinde bir yapaylık olabiliyor. Devir de bunu körüklüyor; çünkü şairin kendi adını ve şiirini bir kavramla birlikte düşünmesi, kavramın çağrıştırdığı her bağlamda şairin adını da yanında çağırıyor. Belli bir süre belli bir tarzda ısrar etmek, bazen şiirden bağımsız bir etiketi, eleştirmenden (zamandan, tarihten, çeşitli değer yargılarında... Devamı

22 05 2007

Ali K. METİN - “2005 YILINDA ŞİİR ELEŞTİRİMİZ”

    “2004 Yılında Şiir Eleştirimiz” yazısında yaptığımız tarayıcı nitelikteki değerlendirmelerden farklı olarak bu defa, Türk şiirinin karakteristiklerini ve reflekslerini belli etmesi açısından 2005 yılının -yine dergi yazıları çerçevesinde- öne çıkan ve gündem oluşturan konuları etrafında bazı belirlemeler ve değerlendirmelerde bulunacağız. 2005 yılı şiir eleştirisinin genel bir panoramasını vermek bu yazının amaçları arasında değildir. Belirttiğimiz çerçeve dahilinde 2005 yılında şiir ve şairler etrafında en öne çıkan konu kuşak tartışmaları oldu, diyebiliriz. Yavaş yavaş ısındığı belli olan kuşak meselesinin bundan böyle edebiyat gündemini daha fazla meşgul edeceğini gösteren bazı ipuçları ortaya çıkmış gözükmektedir. Kuşak tartışmalarının şiir etrafında bir hesaplaşma veya yüzleşmeye zemin oluşturması sağlanabilirse şiire yarar getireceğini umabiliriz. 2005 yılındaki tartışmalar, daha doğrusu söylemler, bu noktada ne yazık iyimser bir tablodan söz etmeyi mümkün kılmıyor. Kuşak tartışmalarının dışında, 2005 yılında, kimisi aranışlar niteliği taşıyan, kimisi ise manifesto olma iddiasındaki bazı poetik yönelişler / derleyişler dikkati çekti. Ahmet Güntan, Yücel Kayıran, Hakan Şarkdemir, Efe Murat Balıkçıoğlu’nun yazılarını bu bağlamda anabiliriz. Gelenek konusu ise her zaman olduğu gibi bu yıl da konuşulmaya devam etti. Yine, şiir yaşıyor mu, ölüyor mu tarzında pek de bir anlam taşımayan, gündeme getirilmesinden ne fayda umulduğu anlaşılamayan konuların, âdeta “Başka neyi konuşacağız ki?” mantığı içinde dergi sayfalarını işgal ettiği görüldü. Bunun dışında kimi genç şairler üzerine yapılan tartışmalar da 2005 yılının dikkat çeken konuları arasında yer aldı.   Türk Şiiri Nereye Gidiyor?   Genelde şiiri, özelde Türk şiirini anlama çabaları, şiirin ne olması gerektiğine ilişkin bir düşünceyi de öne çıkartacaktır. Şiir ve Türk şiiri hakkındaki düşüncemiz, nihayetinde şiire vaziyet edici bir konuma gelecektir. Ş... Devamı

19 02 2007

ELHAN-I KITAL

    Bilirsin acı değildir aşilin mızrağıyla can vermek Sağlamdır gözlerinle izlersin sana doğru gelirken Sana doğru gelmişse denksiniz demektir İki kılıç ustası iki sırtı yere gelmez kişi Durup bakarlar göz göze överler birbirini: Düşmanımsın ne iyi! Yenilsen bile bu sözle bir kere sevişmişsindir   Buranın halkı perişandır sensizdir Evin yok kümbet diplerinde sana dair kırık tabletler Her kazıda aranıyor izlerin örenlerin delik deşiktir Yazık! Kadîm gözyaşı şişelerin ıslatmıyor kimsenin mendilini Rüzgârımla düşürdüğüm kuşları dinle: Sana gıda olduk ne iyi! Yenilsen bile bu sözle bir kere sevişmişsindir   Seviyorum denmez bizde sevilen kendini bilir Sen sevmekle aş koyarsın fakirin tabağına Taş koyarsın tefecinin çarkına ve aşk Parkta kuşların dağda kartalın Dört duvar arasında gelinle güveyin koynuna Yenilsen bile bu sözle bir kere sevişmişsindir   Utkun bu ne düşmanına ne yoldaşına teslim ettim senin görkünü Yedi yangın ateşi kesilse tütün bile yakmadım nâmertle Utkun bu işte! Yazık, sulbünü boğduğun ibrişimdir Gölgelere asıllara basar geçer de benim efendim O ağızdan çıkan sözü çiğnetmez demiştim bir kez öptüğü Sevişsen bile bu sözle bir kere yenilmişsindir    ... Devamı

13 12 2006

kapak

Devamı

12 12 2006

SERT GEÇECEK BU KIŞ

Hayriye Ünal'ın son kitabı SERT GEÇECEK BU KIŞ çıktı.     Son dönem şairleri içinde en çok dikkat çekenlerden biri olan Hayriye Ünal'ın Saçları Vardır Aşkın (2000) ve Âdemin Kızlarından Biri (2003) kitaplarından sonra Sert Geçecek Bu Kış kitabı eylül ayında Hece Yayınlarından çıktı. Ünal, Türk şiirinin krizde olduğunun söylendiği bir zamanda şiire farklı, özgün ve güçlü bir ses ile katkıda bulunmaya devam ediyor. Türk şiiri, belli çevrelerde tıkanma içerisine girmesine ve bunun sıklıkla dillendirilmesine rağmen, Ünal gibi genç kuşak şairlerin ürünleri ile gücüne güç katıyor. Şiir bitmedi demek için, şiirin bitmediğini göstermek için fazlasıyla yetkin şiirler Ünal'ın şiirleri.   İlk şiirlerinden bu yana Ünal'ın şiir tavrında giderek belirginleşen sertlik bu kitapla birlikte çağa yönelik bir eleştiri biçimine dönüşmüştür. İlk kitabında henüz karanlıkta kalan dünyalar vardı, ikinci kitabında bu dünyaların sahipleri söz hakkı istiyorlardı. Sert Geçecek Bu Kış'ın dünyası apaçık ve kişiler için haklar artık geri dönüşsüz biçimde alınmıştır. 128 sayfa ve üç bölümden oluşan kitabın bölüm başlıkları bu geri dönüşsüz yolu ve kararlı edayı vurgular: Değil Pişman, Soğumaz Yüreğim Benim Hiç Soğumaz Hiç Hiç Hiç, Yüzüm Var Dünyaya Karşı.   Şair, yoğun bir ihtirasın dışa vurumu olan şiir dilini yarattığı karakterler aracılığıyla çoğullaştırarak bir evren yaratmak peşindedir. Bu evrenin yerçekimsel yasalarını belirleyen dil, merkeze doğru değil merkezkaç çekimiyle şekillenmektedir. Bu da düşmanlar yaratarak var olan bir dünyada olabilir ancak. Eylemlere ve edimlere değil sözcüklere ve kavramlara tapılan bir dünyada kim düşman olmak istemez ki ona:   NAMUSUN CANINA KIYMIŞSA NAMUS SÖZCÜĞÜ ÖYLE BİR VELED-İ ZİNA Kİ ARTIK İSTEMİYORUM VERİN KOMŞUMA KAMUSTAKİ NAMUSU   diyecektir elbette… Çünkü imaj ve asaletin savaşında onda asalet kazanmıştır.             Ve a... Devamı