hayriye ünal
28 Takipçi | 0 Takip
18 05 2011

FURKAN ÇALIŞKAN / HAYRİYE ÜNAL ŞİİRİNDE DİL VE NEDEN

  Oluşumunu tamamlamış bir şiirden söz etmek istiyorsak şairinin “neden”ini bulmuş olması gerekir. Nedenini bulan şairin artık bir meselesi vardır ve şiir ile “dışarısı” arasındaki perdeyi kaldırabilir. Böylece Japon şair Başo’nun dediği gibi “şiir yazılmaz, kendini yazdırır” noktasına ulaşılır ki sahih şiir de budur zaten. Ortada bir nedenden söz edemiyorsak şiiri kilitli kapıların arkasından çıkaramayız. Kelimelere hükmetme arzusuyla despot bir zihinsel uğraş, tıkanmaya ve kendini tekrar etmeye mahkûmdur. Yazımın aritmetiği bu hususları referans alarak son dönem Türk şiirinde teknik açılımlar, meseleler ve dil bağlamında Hayriye Ünal şiiri üzerinden ilerleyecektir. Hayriye Ünal’ın son şiir kitabı “ Sert Geçecek Bu Kış” ( hece yayınları, Eylül 2006 ) şairin kendi poetikasını tamamlama yolunda attığı önemli bir adımdır. Benim nazarımda Hayriye Ünal şiirini farklı kılan, bu nefes nefese, seri şiirlerin ve heyecanın içinde modern Türk şiiriyle yüzleşebilmeyi ve kendine bir yol açabilmeyi deneyen sabırlı bir damar bulunmasıdır. “Sert Geçecek Bu Kış”, şiddetli şiirlerin kitabıdır öncelikle. Eğilip bükülmeyen doğrudan kırılan bir şiir. Yani şöyle ki Hayriye Ünal şiiri çıkış noktasını toplumsal psikolojimizden, ortak bir unutmaktan alıyor. Türk toplumunun kırıklığının desenleri var bu şiirlerde ve Hayriye Ünal şiirini heyecanlı ve zinde yapan da bu kırıklığın içinde biriktirdiği enerjidir. Mesela;   “ Kırık yayda kalıveren ok gibi kaldım amma Hiç korkmadım seni sukut-ı hayale uğratmadım” ( Beni sade sen sevdin ) Meselesi olan bir şair Hayriye Ünal, bu şiirinde ki çabalayıcı, mücadele edici yanına poetik bir meşruluk kazandırıyor. Böyl... Devamı

16 05 2011

SOLUDUĞUMUZ ŞEY OLARAK

Bugün İnternet’in bir şeyle yaşamla, edebiyatla, şiirle, sanatla bağını sorgulayanlar yok değil. Ama büyük çoğunluk tıpkı sudaki balığın bir davranışı gibi eyliyor, yani içine doğduğu bir ortam olarak algılıyor. Örneğin; yer aldığı katıldığı sitelerin birer müşterisi, onun reklamlarını sayfasında yayınlayan bir kullanıcısı olduğunu unutuyor. Orgazmik bir unutuşa sahip olabilmek de bir çeşit mutluluk. Hafifleme hali. Bende yok diye kötüleyemem. Ağırlıkları atamıyorum, unutamıyorum diye… bunun normu belki de unutmaktır, ters giden benimdir. Bu konuda Hece’de bir yazı yazdım. Şiirle yoğun ilişkilendirdiğim bu yazı, aha! Devamında da Takip Mesafesi’nde farklı bakışlardan bunu sürdürüyoruz. Selçuk başladı. Dijital kültürle. Bir kısmı şurada. Zeynep yazıyor, Eylül’de basılacak. Devamı gelecek.  Devamı

14 05 2011

İYİ ŞEYLER DEVAM EDİYOR

Cahit Zarifoğlu şiirlerine dair bir konuşma yapmalıyım. Yukarıda belirtilen saatte belirtilen yerde. Şiirlere ve ilgili yazılara bakışlar atıyorum. Uzun zamandır okumadığım şiirlerdi onlar. İyi geldi. Amerika’da karşılaşmışızdır önceden mesela, bugün Çin desem orda da çıkar karşıma. Bu biraz bir sürü soysuzluğun içinde soylu olmakla ilgili. Yaşamak’ta yalnızlıktan bahsediyor Cahit şair. Bütün olası güçlükleri göğüslediğine dair işaretler. Ha bu o, o da bu dedirten izler. Söyleyeceklerimi burada harcamaya niyetim yok. Yalnız şunu almadan edemedim: “Gelecekte yapacağın küçücük bir kaçamak için aylar önce öyle hücumlara uğrarsın ki böyle bir şey yapacağın takdirde başına geleceklerin dehşeti ile, bütün o masum arzularını seve seve öldürürsün.” Burada da yazmaya dair bir kuple.            Devamı

08 05 2011

İYİ ŞEYLER

Ece Ayhan'ın kişileri modernin anladığı anlamda birer özne/fail değildir. Hemen hepsi de yaşadıklarından ayrılması imkânsız olan uğradıkları şiddetle sıkıştırılmış bir yığının parçasıdır. Hiçbirisi de –bir yığının içindeki mülevves unsur olarak- diğerinden keskin sınırlarla ayrılmaz. Onların üstben gibi bir problemi yoktur. Yaşamsal bir tözün çerçevesi değildirler. Bu nedenle ağırlık merkezleri içlerinde değil, onları birbirlerine bağlayan “kirli” ilişkilerin görünmez ipleri üzerindedir. “Varolabilmek içindir bir kambur”. Onlar alternatif kentlerin datum noktalarıdır. Taşkınlıkları kendileri için taşkınlık olarak tanımlanmış değildir. Onlardaki saklı skandal gücü modernizmin sınırlarını aşındırmıştır, hiç değilse Türk şiiri açısından bu böyledir. Bunun sonraki sözde aşırılıklarla –örneğin küçük İskender şiirleriyle-örneğin sözde deneyci şairlerle- uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Ece Ayhan’ın şiirlerinde arzu, akışkandır. Arzunun bir salgının yayılması gibi bir yayılma biçimi vardır. Bir başka deyişle, çizgisel ama aynı zamanda değişken, bir yerden başka bir yere atlar arzunun yolu. Salgın hastalığın yolunun asla tahmin edilemez olması gibi arzu da dizginlenebilir veya önceden yönlendirilebilir bir şey olarak tanımlanmaz. Taşkınlık ve ölçüsüz yayılma arzunun da vasfıdır. Şiirin yazılma yöntemi de –tuhaf ama teknik anlamda- bu yolu izler. Bir amaca yönelmemiş, belli biçimlere girmeye çalışmamış, hiçbir teleolojik niyetle gölgelenmemiş, rüzgârın içinde kımıldayan ve uçuşan hafif nesneler gibi yönsüz ve havaya asılmış sözler olarak kâğıda adeta dökülmüşlerdir. Aktörel açıdan daima bir ... Devamı

05 05 2011

BURASI

Northrop Frye, “Edebiyatta Ütopya Türleri” adlı makalesinde, tekniğin gelişmesiyle birlikte düş ülkelerinin uzamda bir yer olmaktan çıkıp zamansal bir kavram olduğundan söz eder. Düşlenilen, artık herhangi bir yerdeki topluluk ve mekân değil “geleceğin düşü”dür. Zorunlu olarak “orası neresi?” sorusunun yanıtı da artık “bura”dır. Burası, gidilecek tek yerdir. Şairin burgu gibi kendi iç dünyasına yönelip oradan aldığı hızla şiirde atılım yapması, gidecek yeri kalmamasındandır. Doğduğu yıllar ve izleyen otuz yıl için öncü sayılan gerçeküstücülüğün psikanalizden güç alması bunu doğrular. İki büyük savaşın arasındaki dünyanın huzursuz ortamı da şairi sıkıştırmıştır. 1918 tarihli Dada manifestosunda “Herkes bağırsın: Yapmamız gereken yıkıcı, olumsuz, büyük bir iş var. Süpürmek, temizlemek. Kişinin temizliği, yüzyılları yırtan ve yıkan haydutların elleri arasında kalan bir dünyanın deliliğinde, saldırgan deliliğinde, tam deliliğinde ortaya çıkar.” deniyordu. Burası, tamamiyle değiştirilmek zorunda olunan, bütün eleştirilerin ortak nesnesi ve yine de terk edilmeyip üzerinde yeniden doğulacak yerdir. Orası için de bir çift sözüm yok değil. Devamı

02 05 2011

ÜÇ ÖĞÜNDEN BİRİNDE PROTEİN ŞART

Kuzuların Sessizliği filminde Hannibal’ın (Anthony Hopkins) eninde sonunda kızı (Jodie Foster) yiyeceğini düşünürüz. Basbayağı ekmeğine katık edip yemek. Filmin sonunda Hannibal telefonda kıza “seninle dünya daha eğlenceli” gibi şeyler söyler, o zaman onu hiç yemeyeceğini anlarız. Devamı filmlerde aşk meşk karışıyor işe, ama temelde ilk filmdeki mantık doğru. Kızın yaşamasındaki hoşluk, et besini olarak vereceği tada tercih ediliyor. Şiir ortamında olup bitenler karşısında herkesin bir yorumu var, bunlar arasında birilerinin olmamasını / kaybolup gitmesini tercih edenlere şaşıyorum. Her zaman şaşırdım. Bence herkes olmalı. Hele bir lokmada tüketilecek birini niye yemeli ki insan? O yaşamalı ve eğlendirmeli. Daha fazlasını da yapmalı, yapabiliyorsa. Hele kitap filan karıştırmaya devam edecek kadar alışkanlıklarını koruyabilmiş biriyse, ara sıra esprili şiirleriyle bizi mutlu ediyorsa –anlık bir mutluluk, kızsa pembe tokalı fotoğraflarıyla erkekse mavi tulumuyla profil resmiyle neşemize neşe katıyorsa. İleride daha tatlı ve tombul olduğu bir anda yenebilir de. Güldürmeli yüzümüzü. Onu desteklemeliyiz. Eğlence konusunda zaten sıkıntı çekiyoruz. Yani ben çekiyorum. Kan değilse de entrika istiyorum, şiddet değil belki ama doz yükselsin istiyorum. Yaşamın yaşam tozu az kaçmasın. Elmadaki elma oranı düşmesin. Her gün başka bir şeye uyanalım ki marjinal faydalanalım ha!   TYB yıllığını hazırlayan Özbahçe’nin de -benim kadar değilse de- canı sıkılıyor bence, bu sıkıcı partiye bir ucundan katılarak biraz hareketlendirmeye karar vermiş. Yıllıkla. İyi fikir. TYB yıllığına ilk kez görsel şiir koyan ben olmuştum. 2008 yılı şiir seçimlerini ben yapmıştım. Herhangi bir yıllıkta görsel şiirin yer alması da sanırım 2008’le benim seçimimle sınırlı kaldı. Bu yıl görsel şiir almamış şiirleri s... Devamı

02 05 2011

SIFATLARDAN UZAKTA bir LEKE

Büyük güzel derin içli mahdut beyaz flu sıkıcı aşkî eflatun dilli minicik kanlı bu şu o gıcık pak alicenap silikonlu bahtiyar -tanrım bana bir sıfat daha! Masum suçlu beyaz aciz açıkgöz açgözlü alımlı çalımlı anaç arkaik antetli azgın belirgin biletli biletsiz bomboş boğucu bozbulanık Hiçliği koklayabilir misin kokusu var mı hiçin. Ben alıyorum o kokuyu. Tütüyo gece gündüz… ne korkusu. hayye birden sizi sıkıyor muyum diye sordu hayır dedi kibar bey nicedir böyle bir aksiyonun parçası olmamıştım. adımla başlarım her güne adımı her yere taşırım bir hamal gibi adıma başlatır adım beni adıma başlarım. İsimlere mi yakın olalım, peki, sıfatlardan uzakta. Beşparasız buyurgan  bütüncül büyülü çatalyürek ecişbücüş düzeysiz egzodermik ekşi eğri ferah fasılasız gayretkeş grimtrak güneşsiz hodgam hükümsüz hüzünlü izansız janjanlı kadınsı kasvetli küçürek küskün kütür kütür loşça metanetsiz mübarek müzmin müddei nimetşinas nü ondüleli özürsüz  pürhiddet püskürme benli reşit salaş soluk benizli sütliman şikemperver şomağızlı torpilsiz eksiketek vabeste yalımı alçak zırhsız bir şiir  Leke  Okudukça yaklaşacaksınız ona. ... Devamı

02 05 2011

BEN DE ONU DİYORUM

“Gerek iktidar sistemlerinin, gerekse mübadele değeri ve ekonomi politiğin bütün baskıcı ve indirgeyici stratejileri, göstergenin içsel mantığında başından mevcuttur. Göstergenin ve değerin yok oluşunda simgeseli ancak topyekun bir devrim (hem kurumsal hem pratik anlamda bir devrim) geri getirebilir. Göstergelerin bile yakılması gerekir.”   Devamı

27 04 2011

ÖLMİYCEKTİN MUSTAFA

"O" OLAN ÖLÜ olduğunda, kaskatı olduğunda, unufak olduğunda, acı çekmiyorsun ve kimseden daha özel hissetmiyorsun kendini. Burada ihtiyacımız olan ne varsa. Devamı

27 04 2011

Ci. izlemiş o filmi

Ne iyi etmiş. Bunu benden başka seven olmaz sanıyordum. Ingmar Bergman / Wild Strawberries. Fani dünyayı sevenler izlemesin. Ama izlemiş ci. olan oldu bir kere.   ilgili bağlantı  bu da benden:   Kadın : Sen bir korkaksın. Adam : Evet bu yaşam beni hasta ediyor. Arzu ettiğimden bir gün fazla yaşamak sorumluluğuna itilmek, zorlanmak.  Ve dediklerimi gerçekten kastettiğimi biliyorsun.  Kadın : Bunun doğru olmadığını biliyorum.  Adam : Doğru ya da yanlış bile yoktur. İhtiyaçlarımıza göre davranırız.  Kadın : Neymiş onlar? Adam : Seninki yaşamak ve bir hayat yaratmak için duyulan iğrenç bir arzu.  Kadın : Ya seninki?             Adam : Benimki ölmek. Taş gibi ölü olmak. (aynı filmden) ... Devamı