hayriye ünal
28 Takipçi | 0 Takip
02 04 2011

VAR Bİ BİLDİĞİ

  “Özgür insan ahlaksızdır, çünkü o her bakımdan geleneğe değil, kendisine bağlı olmak ister: İnsanoğlunun bütün kökensel durumlarında ‘kötü’, ‘bireysel’, ‘bağımsız’, ‘keyfi’, ‘alışılmamış’, ‘hesaplanmamış’ anlamına gelir. Hep bu tür durumların ölçütleriyle ölçülür: Gelenek emrettiği için değil, başka güdülerle eylemde bulunulur (örneğin kişisel çıkarlardan dolayı), hatta geleneğin vaktiyle oluşturduğu güdülerden dolayı da yapılır; o zaman buna ahlaksızlık denir ve yapan kişi tarafından da öyle anlaşılır: Çünkü geleneğe itaat edildiği için yapılmamıştır. Gelenek nedir? Bize yararlı olan şeyleri emrettiğinden dolayı değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir. – Gelenek duygusuyla korku duygusu birbirinden nerede ayrılır? O emredici yüksek bir akıldan, kavranılamayan, somut olmayan bir güçten, kişiselden daha fazla bir şey olandan korkmadır, - bu korkuda batıl inanç var. –Kökende sağlığın, evliliğin, tedavi sanatının, ziraatın, savaşın, konuşmanın ve susmanın, insanların birbirleriyle ve tanrılarla olan ilişkisinin bütün eğitim ve bakımı ahlak alanına giriyordu. Ahlak, insanın kendisini birey olarak düşünmeden, kurallara uymasını istiyordu. Başlangıçta her şey gelenekti ve onu aşmak isteyen kimse ya kanun koyucu, ya büyücü, ya da bir çeşit yarı tanrı olmak zorundaydı: Yani örf ve adetler koymak zorundaydı, - korkunç, hayati tehlike yaratan bir şey! –En ahlaklı olan kim? Önce yasaya en çok boyun eğen kimse: Yani bilincini sağa sola ve her küçük zaman dilimine taşıyarak hep yasaya uyacak işlere katlanan Brahman gibi. Sonra ona en zor durumlarda bile boyu... Devamı

28 03 2011

CISSS!

Eleştiri bir zulüm müdür? Eleştirilene ne olur? Şiir eleştirisine uğramak ve mağdur edebiyatına dair bir örnek için bkz. Şuraya da bakılabilir. Engelsiz Türkiye için. Metnin içinden konuşmadan sadece ağlayarak da “–ey kamuoyu vicdanı size sesleniyorum! Beni eleştiriyorlar yaaa..” tam şurada! Devamı

28 03 2011

ANADOLU DEYİP GEÇEMEM

Gaziantep’ten kafam bi dünya döndüm. Son hazırladığım kitap hakkında konuşma şansım oldu orada. Çoksesli Şiir. İdris, Musab ve Mehmet Raşit’le. Aslında Sivas, Antep ve Antakya tümüyle ordaydı denebilir. O kadar enerjikler yani. Ankara olarak ben de üstüme düşeni yaptım; yazı esnasında keşfetmeyi sevdiğim gibi, konuşma esnasında sadece konuşma esnasında bana açık olan şeyler vardır. Düşünmediğim ama konuşurken öyle olduğunu fark ettiğim şey, kitabın sadece yazılmış olmasının önemli olduğuydu. Yayımlanmasında bu kadar acele etmeyişimin altında bu vardı demek. Ben keşfetmiştim gerekli bulduğum şeyi. Şiirlerimi bana tanıdık gösteren şeyi bu araştırma sayesinde bulgulayabilmiştim. Buna ihtiyacı olabilecek kişileri düşünmeyişim bencillik gibi görünse de gerçek bencillik yanında bu hiç kalır. Antakya bunu tehlikeli buluyordu, Sivas için bu meydan okuyuşa meydan okuyuşla yanıt verilebilirdi, mümkündü, Antepse Sontag’ı bile anlayıp yazmıştı, susmanın gururunu son noktayı görüyordu. Anlıyordu. Bunu, bu hissi aktarmak olası değil. Kitap aslında amacına ulaştı diyebilirim, gerisi sadece sayıdan ibaret. Ne yaptığımı, neyi tahrip ettiğimi gördüm ben.   Kent Gaziantep’e müteşekkirim, bana verdiği armağanı henüz açmadım denebilir, ama biliyorum içinde ne var. Biraz zaman alacak…   ... Devamı

25 03 2011

CİDDİYE ALMIŞLAR, GALİBA DÖNÜŞÜ YOK

E'yi seçenler de vardır di mi? Hata devam ediyor, etsin. Devamı

20 03 2011

AÇIKLAMA'NIN GEREĞİ

Bu yazıda yazar, şairin kelimelerin med-cezirinde nasıl da “yeni ve saf, katışıksız bir dil evreninin izini” sürdüğünü anlatıyor. Buraya dikkat, buradan soracaklar. Devamı

20 03 2011

ŞAİRİN DİŞİNE BAKILMAZMIŞ

“Şimdi yaşlandığım için değil, eskiden de öyle idi: ‘genç’ sözüne pek tutuluyorum: ‘genç mühendislerimizden, genç şairlerimizden, genç doktorlarımızdan…’ Pazarda hayvan satar gibi, sanki ölmesi için daha büyük bir sebep olmadığını, satın alınırsa daha yıllarca işe yarayabileceğini söyler gibi bir şey… Mühendis, şair, doktor gençmiş, bana ne? İşi, bilgisi nasıl, ona bir bakalım. İnsanların ikide bir yaşını ileri sürmek ayıp şeydir.” (Nurullah Ataç) Devamı

15 03 2011

SIFIRI TÜKETMEDEN

SIFIRI TÜKETMEDEN son dakika gözyaşları arasına sıkıştıracağım, mesela gerçek anlamda bir palimpsest gibi, güçlü bir şeyin etkisinde kalabilip silinip gitmek isterim. Ama hani o güçlü şey? Her şey işte burda, maaz ve hüseyn, sordular söyledim: http://gel.io/YLl Devamı

07 03 2011

VOICE OF THE INTELLECT

 “Şiir sosyal bir şey mi” bir yazı başlığı bu, düşünüyorum üzerinde. Yine sosyal paylaşım ağlarından ilhamla. Yok, kötülemeyeceğim bu defa, rahat, sadece birinin olmadığı her yerde ne kaybedeceği konusunda müsterih olabilirliği? Haziran 2010’da THY ile uçanlar Skylife dergisinde canlı Türk şiiriyle karşılaştılar. Canlı Türk Şiiri! dedim ve beğendim. On isimle sınırlı olsa da, ki beşi hatta dördü de yeterliydi canlılık için, doğrusu ya. Biraz böyledir. Kumu kalır gibi, kum gibi bir şey şair dediğimiz de, hafifleyemez bir türlü çöker dibe. O ay uçan uzak ahbaplar için üç cümlede şair portremin kanıtı oldu, bazıları hiç bilmez de. İki dilde birden, İngilizcesinde tat kelimesi geçmiyor.    VOICE OF THE INTELLECT "Hayriye Ünal, who has published three books, weaves many sub-texts and references into her long poems, each one of which is an adventure in intellectual discovery. This is a poetry not to be consumed in a single reading, a poetry that demands labor and patience of the reader." ENTELEKTÜEL BİR SES “Hayriye Ünal üç kitaba imza atarken, uzun soluklu şiirlerinde nice alt metinler, göndermeler barındırıyor. Her şiiri entelektüel bir keşif macerası tadında. Bir defada tüketilemeyecek, okurundan emek ve sabır isteyen bir şiir için mesai veriyor.” (Haz. Suavi K. Yazgıç- Necip Şahin, Skylife Haz.2010)     ... Devamı

07 03 2011

BAZI HABERLER

Blogspot engellendiği için girişler azaldı. Etkili şekilde kullanabilmek zor. Takipte olduğum google blogları hemen hepsi üretimi durdurdu. Marifet iltifat öyküsü. “Taklacı güvercin” evin yolunu bir şaşırdı mı dönemeyebiliyor. Ben yine de boş bırakmamaca. Şu şiir alınmasa olur muydu? ankara’ya kış yağıyor hayriye uzun süren yazın öcünü almak için Wordpress’ten de bir iki hesap var artık, şimdilik hello world’le yetinen, fakat aktarmaca ohoo, iş. Bir süre blogcunun kısıtlı imkanlarına talim. * Zeki Bulduk beni mest eden bir şey yapmış, on kadarını yakından tanıdığı delileri anlattığı bir kitap. Müstesna Deliler Albümü. Çoğunun fotoğrafını da eklemiş kitaba. Henüz okumadan fikriyle heyecanlandım kitabın. Duygusal anlatıma diyecek lafım yok, o öyle istemiş. Hayykitap’tan Şubat 2011 basımı. Azıcık bir alıntı, delilerin dümdüz hayatı ve beklenen ölümüne dair. Önce Zeki’nin bir sorusu: “deliler sever mi sizi?”, “çok” diyorum, “o zaman delilik yok sizde”. Deli deliden hoşlanmazmış. “Çete, kışları donmamak için ucuz şarap içerek hayatta kalmaya çalışan bir evsiz, yersiz, yurtsuzdan öte değildi. Sokaklarda gördüğümüz her sahipsizin elbet bir sahibi vardı. Ama insan evlatları sınıflandırmayı severler. Hele gördükleri ardından bir şey söylemezlerse dilleri çürür. Oysa, sokakta çürüyen bizim vicdanımız olmasın sakın?! “Çete’yi düştüğü kireç kuyusundan çıkardıklarında elinde bir şişe köpek öldüren varmış. Kimsesizler mezarlığına gömülmüş. Cenaze merasimi olmamış.” * 11 Mart Cuma akşamı, Ankara’da Kurtuba Kitabevinde, bir seri prog... Devamı

24 02 2011

ELALEMİN KIZINI

“Paşazade’nin rakı sofrasında karşısına oturttuğu kızı Mürüvvet neden topaldır? Evet, anlıyorum, olamayacağı bazı şeyler var Mürüvvet’in: Örneğin sağır olsa babasını dinleyemez, yatalak olsa, çardağa gelemez. İyi ama çolak ya da şaşı da mı olamazdı? Mürüvvet’in olabileceği şeyler arasında özellikle topallığın seçilmesi öykünün kurgusunda bu topallığa bir işlev yüklemeyi gerektirir. Yoksa gelmiş geçmiş yazarların en büyüğü de olsanız, elalemin kızını aklınıza esti diye öyle durup dururken sakatlayamazsınız!” Adnan Benk Devamı