hayriye ünal
28 Takipçi | 0 Takip
07 12 2010

ŞİİR SÖZ KONUSU İSE

ŞİİR SÖZ KONUSU İSE http://gel.io/aRK ve http://gel.io/aRL Devamı

03 12 2010

SONAT

SONAT 
 |  görsel 1

SONAT hakkında bir yazı şurda http://gel.io/aLH Devamı

30 11 2010

MOTOSİKLET SONATI

MOTOSİKLET SONATI http://gel.io/aI5 Devamı

27 11 2010

BİRKAÇ ŞEY

BU, SADECE GÖLGESİ Karakoç hakkında bir sempozyuma katılıyordum. Geçtiğimiz yıl. Bildiriyi kendim sunacağım şekilde tasarladım; fakat bir şeyler oldu gidemedim. Yerine biri sunacak dendi. Ali Ayçil dedim. Ben ne kadar hızlı hızlı konuşursam o da o denli tane tane konuşur. Ali’nin önüne laptopla son anda geliyor bildiri. Ve beş dakika süren var deniyor. Bildiri yaklaşık 30.000 vuruşluk. Konusu da Sezai Karakoç’un Türk şiirine etkisi. Ali, İsmet Özel’i sever, onun adı geçen bölümü gözüne kestirip okuyor. Salon karışmış dediklerine göre. Ben tabii neye kızdıklarını anlayamadım. Karakoç severlerin pek seveceği, Özel severlerin hm hımm hıııımmmm filan yapacakları bir yorumdu benimki. Bu bildirinin yayımlanması önemliydi benim açımdan, biraz akademik şekilde detaylandırmak zorunda kaldım, maksat anlaşılsın. Şimdi Hece Sezai Karakoç özel sayısının yeni baskısında yer alacak. Bugünlerde basılıyor. Karakoç hakkında bu son, evet evet son.   BEN YIKAMIŞTIM Adam yaktı. Kinci baskı izle. http://www.youtube.com/watch?v=8oXNAS7Tx6U     Varsa söyleyin, kinden iyi malzeme. GEREKLİ AÇIKLAMA GERÇEKTEN ÇIKMIŞ, GÜNÜ GEÇMİŞ AMA KANITIM VAR http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1056606&title=siirden-kanatlari-olmali-kisinin-ucurumu-seviyorsa ademin kızlarından beri kadınlığı, “sert geçecek bu kış”tan beri sertliği açıklamak zorunda kalışım kaderle ilgili olmalı. Söyleşiyi şuraya attım: http://kisass.blogspot.com/2010/11/o-muhtesem-teslim-kabiliyetinden.html AŞK ŞİİRLERİ ne âlemde? “leke ve humma” ilerliyor, şiir olarak. Leke de humma da.    ... Devamı

23 11 2010

KÖR

http://kisass.blogspot.com/2010/11/insan-koru.html Devamı

19 11 2010

ŞÖVALYE

Şövalyeler temel görevleri savaşmak olan kişilermiş. Ama özgür doğacak, şart bu. Hiç düşünmediğim sözcüklerden biriydi, bugün baktım. Şöyle oldu, biri canımı sıktığı zaman –genelde birilerinin güç tutkusu, sayıca çokluğa meyilleri, budalalıkları hâlâ canımı sıkar. Neden sıkıyorsam, demek ki insanoğlundan beklentim sıfıra inmemiş daha. İşte o zaman yahu, derim, şövalyelik diye bir şey varmış, çoğu özelliği doğuştan gelmeyen kazanılan bir şey hem de. Böyle şeyler olmuş yani bu dünyada. Hani hiç olmamış deseler tamam diycem. Birileri filan zaman böyle adamlar olabilmiş. Yüzde yetmiş olduysa o da bir şey. Bir şövalyenin elkitapçığında şöyle şeyler varimiş, farkındayım hepsi olumlu şeyler, kimsevmez, yani başkasında kimsevmez: Kutsal saydığı değerleri ölümü pahasına korumak. Savunmasız ve acizleri korurken onlara saygı göstermek. Ülkesini sevmek. Düşmandan önce savaş meydanından geri çekilmemek. Tek bir bayana karşı aşk beslemek, ona bağlı olmak. Kötülüklerin ve acımasızlığın karşısında durmak. İnandığı değerlerle çakışmadığı sürece, emri altında olduğu amirlerinin tüm emirlere uymak. Sözüne sadık olmak, onurunu küçük düşürecek davranışlardan uzak durmak. Cömert olmak, kendisine gösterilen iyiliği asla unutmamak. Her durumda doğruluğun ve iyiliğin temsilcisi olmak. (maddeleri wikipedia’dan yapıştırdım) ... Devamı

27 10 2010

BİZCE DADA RUHİ

Dada Ruhi babamdır benim. Fil gibi sağlam, hiç sarsılmayan sağlamlıkta bir inanç adamıdır. Bana “baktığın yere gidersin” demişti. 30 sene sonra bunu bana biri daha söyledi. Atom karınca. Doğruydu. Yere baktığım için düşüp durdum ben. Yeri öptüm, başparmağım ve boynum kırılayazdı. Adı Ruhi değil esasen, İbrahim. İbrahim ismini çok severim bu yüzden. Oğlum olursa adını İbrahim koyacaktım, olmadı. Ucuna bir isim daha takacaktım, o da olmadı. Şiirini yazdım: “Baba adı: İbrahim”. Ben nasılım pasajlar karşısında diye sormazdı, o nasıl olduğunu bilirdi, ipe sapa gelmez adamları sevmezdi, ipe sapa bir türlü gelemedim. Da’yı iki kere söylemezsen olmaz. Ba’yı da. Tekrarlardan hoşlanır Dada Ruhi, Ci’den cici yapar Pi’den pipi, ekonomiktir. Ama itiraf edeyim abuk sabuk işleri sevmez babam. Saçmadan hoşlanmaz. Zırvayı yanına yaklaştırmaz. Zottirikleri hayretle gülümseyerek izler. Düzenlidir. Zarflarının akıl almaz düzenini görseniz şaşarsınız. Ivır zıvır işleri hep anneme yaptırır. Kıytırık insanlara pek yüz vermez. Hoppalara Allah akıl fikir versin der. Ama adı çıktı Dada’ya. Bütün cemaatlerden atıldı, cemiyetlerden atıldı. Kurduğu her sistem kafasına yıkıldı. Lisedeyken şiir defterini yaktılar, başka bir şehre sürdüler. Ruhisi gitti, da’sı kaldı. Hayati bir sınavda kardan yolları kapanmıştı. Kızları birer birer başlarını yaktılar. Başarma yolundaki büyük başarısızlık büstü onun olmalı. Onun iradesine sahip olsaydım Dada Ruhi ben olmuştum bile. Saçlarını kazımış birinin kelden farkı iradesi. Malayani kelimesindeki üç a’nın üçü de uzundur, not edelim lütfen. Fasa fiso diye lakap takmıştı bana. Benim aile arasında adım fasa fiso’dur. Taslak da derdi bana. Bitmemişliğimi kastederek. Müsveddelerimi atmadığımı... Devamı

25 09 2010

GÖRÜLMÜŞTÜR

Bundan böyle Takip Mesafesi’nde bu isimde yeni bir bölüm daha olacak. Şiir ortamında şiir dışı etkenlerin belirleyiciliği olduğu konusunda inanca sahip kişiler açısından şiir magazini başattır. Bu kişilerin şiirin aslına dair meselelere kuşkuyla yaklaştığı, şiir metnine çoğu zaman yaklaşamadığı, iki kişi arasında veya herhangi bir mahfilde konuşulan bir konuyu –konuşanların niyetinden habersiz kalarak- samimi saydığı ve doğru kabul ettiğini ileri sürebilirim. Bu,  çoğunlukla alt tabakadır. Ama aynı zamanda bir üstündeki tabakayı taşır. Taşıyıcı tabakadır. Güdümlü zihinler. Tabii aynı zamanda yazıp çizdikleri için yanılsamaları görüşleri, kasıtlı çarpıtmaları yaydıkları da doğrudur. Bu tabaka şüphesiz farklı farklı yönlere sahip ve sanıldığı kadar homojen değil. Bazılarını “duyarlılık” sözcüğünü şehvetle telaffuz etmesinden tanıyabiliriz; ama bir diğerini tanımak için onu lösemi kadar kadın sorunları ile Gazze kadar nükleer santrallerle, travestiler kadar belediye etkinlikleri ile ilgili görmemiz gerekebilir. Ben alt tabakanın hiçe sayılmasından yana değilim; amacım bu yazıda onlara kara çalmak filan da değil; alt tabakanın ve dergilerinin –evet çok sayıda dergisi vardır- varlığı edebiyatın şartıdır; çünkü onlarsız bir edebiyat hiçbir ülkede yoktur. Onlar edebiyatın, şiirin önemini kamuya dikte edenlerdir. Örneğin; popülerleşen romancılar, şairler öncelikle bu tabakayı tavlamaya borçludurlar şöhretlerini. Onlar olmasa şiir bu derece bir hırs nesnesi gibi algılanmazdı. Onlar şiirden daha koyu şiir yazarlar, şairden daha koyu şairdirler ve onlara sorarsanız edebiyatsız yaşayamazlar. Değişen şiir koşullarını hava durumuymuşçasına takip ederler ve gereğine göre bir şemsiyeyi hazır eder gibi... Devamı

26 09 2010

“HİÇKİMSEYE KENDİ TRAJEDİSİNİ VAAD ETMEDİĞİMİ İLAN ETMEK İSTERİM

Heceöykü dergisinin bu sayısında (Ekim 2010) Selçuk Orhan’la 40 Hadis, roman ve ‘Türkiye’nin ruhu’ hakkında yaptığımız ayrıntılı söyleşinin bir kısmı yer alacak. Bu özel bölüm için Zeynep Arkan 40 Hadis üzerine bir yazı yazdı. Selçuk “Bazı karakterlerin öyküsünü onun ağzından değilse de onun bilinçliliği aracılığıyla anlatırken bazılarında –iç yaşamlarına katılamayacağımız şekilde- salt konuşturmayı seçmen sadece çeşitlilik adına mıydı, yoksa başka bir bildiğin mi var?” soruma şu yanıtı verdi:   “Roman yazmak şöyle bir deneyim: İnsan kendini ayrı dil katmanları ve farklı teknikler arasında buluyor. Kimi yerlerde bilinç akışından yararlanmışım; ama romanın ağırlığında sanırım bana özgü diyebileceğim bir iç konuşma modeli var. Bunu belli bir teknik olarak adlandırabilecek değilim ama niyetim belli bir kafanın koşulları içinde farklı sorunları tartışabilmekti. Bu bir bakımda bilim-kurgunun tekniğine benziyor. Bilim-kurguda örneğin totaliter rejimler gibi tipik bir mesele Mars’ta bir yaşama transfer edilir ve çoğunlukla da kabataslak işlenir. Ben de, belli soruları karakterlerin kafalarına transfer etmeyi denedim. "Diyaloglar büyük önem taşıyor; çünkü adı üstünde - ikili bir konuşmayı, bir çatışma anını temsil ediyor. Diyaloglar aynı zamanda bir iktidar alışverişidir; politika da cinsellik de diyaloglardan doğar. Okuru da düşünmeye zorladığını sanıyorum. Okuru savaş alanına çekmenin en etkili yoludur. Karakteri diyalogla yargılamak da zordur; çünkü aslında o karakter konuşurken var olmaktadır. Yargıyı vermek için sözünü bitirmesini beklemek gerekir. Ama karakter konuştukça çatlaklar bırakıyorsa okur gelecek yargıya da ikn... Devamı