AŞIRI AŞK / Hayriye Ünal


22/11/2009 · Kategori: siirler

bugün + 35 spalarla doluysa çantam

senle ne ilgisi var diyebiliriz

galiba hiç sevişmeyeceğiz ve senin

 

bir muharrik gücü kazanıyor gözlerin

belki sadece öyle boş bakıyorsun herkes kadar hızlı giden biri ölüme

belki sadece bir ölü

ama ben buradan ileriye sıçrayabilirim ve senle

 

hiç binmeyeceğiz doğuya doğru karda bir trene

bilerek bunu burada oturmuş şiirler okuyorum senden kendime

yazdığın her sözcük bir kırbaç darbesi 

aşk elde değilse çekilecek demektir ve senden

 

düşen kalem zaten çizmişmiş beni

benimmişsin ve dalmışız hikayenin ortasından

ahbaplığa vurulan şiire saklanarak öleyazmak ne bildim

beş saniye ve yerdeyim rodeo bitti

 

ve seni

 

bir daha hiç görmeyeceğimi

bilsem bile bir kere…

 

telefon edeceğim kulübenin camına yaslanarak

ellerim el boynum boyun olacak dudağım dudak

yazdığım parmaklarım sözlerim kadar gerçek

dokunacak gerçek sakal sendeki üç günlük gerçek bendeki

kol bacak saçlar yine kısa ve jölelenmiş olacak

 

üstümdekileri sorarsan

 

balıkçı kazak -kıştır- etek severim çizmeyle arasında dört parmak   

mesafe iyidir aşk değilse

telefonun çalmıyorsa o sensindir bil kimse ateş yak

mayacak bir dağda isyan çıkarmayacak bir köle daha azad

-bir kez olan bir daha asla olmayacak-

masadaki adam bir kez kalktı mı yüzüne iyice bak hiç unutmayasın diye bak

seni aptal! bir daha sıkmayacak aşırı aşk

 

şimdi uyumaya gidiyorum kuşlar uyandı

eti uyutup hayvanları sağlam bağlarım

“ben istesem pusu bile kurarım”


GÖZ İZİ


29/10/2009 · Kategori: siirler

Aşağıdaki şiiri Varlık dergisinde yayımlamıştım. Bir yılı geçti galiba. Onu burada yayımlamak istediğimde şiirde bazı şeylerin değiştiğini fark ettim. Değişen gerçekliklerle uyuşma anlamında dürüst olmak zorunda değiliz şiirde. Hiç değiliz, ama mizacım gereği “ey eğme”nin eğme’sinden rahatsız olmam onu atmama yetti. “Sevmem uzun uzun”, “severim uzun uzun” oldu. Doğrusu ya en doğrusu da bu. Kitaplarıma koymayacağım bir şiir, şimdilik yani, bunun için burada yayımlamak gerekti. (h.ünal)

1. ölü ya da diri

bana değmez

2. bana eğmez

bu ufuklar beni almaz bu bitap

3. bu kitap

daraldıkça açacak açıldıkça ey hep az

4. ep ey hazla

yetinmeyi bilmiş erme ey

5. verme kuleler

tepeler de lazım olacak her şey sırasıyla

6. her şey gayrıyla

ince duvarlı otellerde öğrenilir adab-ı muaşeret

7. ne hırgür ne gürültü ne mülahaza

ben buyum serin sakin revaç bulmaz koylarım

8. huylarım

huysuzlarım her şey zarardır bir kopuğa

9. bir kopuk

bana baksa baktığı yerde ben olmam

10. ben olmam

dünyanın nescini bozuverecek git kopuk

11. kopmuşsa düğmelerim hızınla

sabırsızsan alırken beni karşına

12. beni karşıla

bitince ağzım yanaklarım boynum… her şey sırasıyla

13. severim uzun uzun

yolları birazdan basacak karanlıkla

Yorum (yok) Yorum yaz!

KUŞKUSUZ / HAYRİYE ÜNAL


22/10/2009 · Kategori: siirler

 

                                               “kuşkusuz gözlerimle git, muttaki gözlerimle”

 

Hadi artık eylen biraz, oyalan ve kal

                Burada silahlar boşaltıldı

                Burada incelikli bir soğuk savaş

Başlamayacak

Garanti

 

Ama istersen

Holywood’da bir trajik, Petersburg’da bir mujik

yaka paça atılmışsa   

Bir yer altı adamıysa çarpıştıkça küfrettiğimiz

Daha dikkatli olmalıyız

                Proust okurken yatak odasında bir josefine 

                Musil’de berjere dayanmalıyız

Solgun ve muttaki görünenlere

Sonuna kadar, dayanmalıyız

 

Bir deniz kadar canlıdır kıpır kıpır kalbi

Bütün okyanusların bildiği bir sır

Eğil “vereceğim” de “herkesin bilmediği”

kimsenin görmediği bir cürmü, söyle

burada ağır basıyorsa kefe

burada sırrın faş olmuşsa kendinde bir taş

buluyorsan bakarken bir mazluma

 

mülteci yüreğim demezsin gevşemiş imgeleminle

mültecinin rezilliğini bilirsen

Zehra ağlarken elleri ellerinde kömürleşmiş kocası

grizu diye bir gerçeğimiz de vardı

sayısız gerçek bulabilirim sayısız korku

sayısız itiraf bulabilirim sahte kefaretler ödemek için

tanrının eli deriz buna

                fonetik açıdan kusursuz bir tını

                bulabiliriz ölüm hakkında bir koleksiyon

yapabiliriz sıfır sıfıra eşittir bu doğrudur

                ama bu doğruyla bir yere gidemeyiz

 

herkes için striptiz

biri için tapınma

                otizm de bir makine olmaktır

                bu sırayla yazınca

 

cool anılara dönüşmesin diye uğraştığımız didindiğimiz

geçmişin felaketi

felaketin üstüne titrediğimiz -yeryüzü mü konuşan-

doğsun diye doğsun doğ doğ –tam burada işte diyemediğim şey

her şey yolunda mı, değil

niçin susmuyor mezarlıkta bir kemik

niçin ısrarla aynı tutkularla çalkalanarak

first class bir mezarda –bu benim, şehit gibi kefensiz 

gözü açık gittiğimden değil ne açım ne tok

ne ders almış ne şehvetsiz

bence bir kez olsun birbirimizi..

yeniden o sabah sevişmesi

nonlineer denklemler bunda da etkili

sonuç değişebilir, küçük kızlar ağlarken gülebilir

bence son kez olsun birbirimizi..

mandelbrot, euclid’i herkesten çok sevmişti

 

burada önce sessizliği sağlayalım

…………………………………..

.………………………………….

kelimeler ağırlaşsın ve Amerikalı polis kararlı bir şekilde:

- sonra hepimiz eve gidebiliriz!

Yorum (yok) Yorum yaz!

PİRUS


30/9/2009 · Kategori: siirler


Steven Meisel'in objektifinden İsabella Rosselini


"kız olur mu hiç afyon kaymağından, ben olmuşum

en son kızıla boyadım ama saçımdan

süpürge sütümden yarar ummam" (Pirus'tan)
  

Yorum (yok) Yorum yaz!

SÜPÜRGE SONATI*


13/8/2009 · Kategori: siirler

1.    ARTIK Bİ SÜPÜRGEM VAR

Artık bi süpürgem var.

philips 8613 hepa fıltrelı toz torbalı 350 wat emiş güçlü bana göre süper bi makine. fiyatıda cok uygun 180 tlye aldım. Şimdilik memnunum eski süpürgem süpürge değilmiş onu anladım

*

arkadaşlar topiği açan kişi olarak kendime ihanet ettim ve toz torbasız bir süpürge aldım.


philips 8716 modelini aldım, şu ana kadar çok memnunum.
çekiş gücü çok iyi ve hiç azalmıyor, çıkışındada hepa filtresi var.
neden sulu almadın derseniz, koku yapması ve haznesinin küçük olması dolayısıyla bir defada süpürülemmesi vede işin bittikten sonra devamlı boşaltmak zorunda kalmamız yüzünden vazgeçtim.

*

Ben halısız olmaz dedikçe o halı istemem demişti.

Halı sorunsuz çıkınca ortada anlaştık.

Dyson'ı kullanmak çok zor geliyor bana çünkü o kadar kuvvetli ki yere yapışıyor, gerçi ayarı var başlığın, yer için, halı için falan ama itip çekmek bana ölüm geliyor. Temizlikçi geldiğinde o kullanıyordu, çok memnun, nasıl olmasın. Ona silecek toz bile bırakmıyor. Dyson'a su çekemiyorsunuz. Kuru olmalı. Toz torbası yok ve dünyada siklon sistemi denen sistemi ilk kullanan marka. Ben şahsen bir tane Alışveriş merkezlerinde kullanılan beyaz dikdörtgen paspaslar gibi bir paspas aldım. Zaten ortalıkta halı falan yok. Onunla yerleri bir kez kuru silip, sonra viledayla doğada çözünebildiği iddia edilen bir sıvı katkısıyla yerleri siliyorum. Zaten toza takıntım var, eşim astım olmasa da böyleydim.




2. ŞİKAYET VAR

Beko firmasından bks 2016 1600 w süpürge makinesi aldık. Ürün tek kelimeyle felaket. Kimseye tavsiye etmiyorum. Her tarafı dökülüyor neredeyse. İlk önce tekerlekleri çıktı. Sonra fan kısmının plastiği eridi nasıl eriyorsa.

Kapak takılmıyor artık. Bununla kalmadı süpürge sapı ayarlanabilirliği bozuldu. Bu ne biçim ürün anlamış değilim. Tek kelimeyle ürün kötü. İyi olsun en iyisini alalım dedik yanıldık. Onca para verdik yazık oldu. Bu şikâyet sadece bizden değil çevremizde de duymaktayım. Değerli Beko yetkilileri ürününüzü bence piyasadan kaldırın.

Eşim süpürge al dedikçe sinirlerim tepeme çıkıyor.

*

Eylül ayında almış olduğum Beko Bks 1015 elektrikli süpürgesi ile doğru dürüst bir kere bile tam olarak evi süpüremedim. Beko hizmet merkezini aradığımda süpürgeyi aldılar ve garanti kapsamında olmasına rağmen 15 YTL ücret ödedim. Kullanıcı hatası olduğunu söylediler.

Makineyi kullanamıyorum bile, çok sık çalıştırmıyorum. Buna rağmen süpürge 10 dakikaya bir duruyor. Tekrar çalışması için bir saat beklemem gerekiyor. Bu durum benim bir günümü temizliğe ayırmamı sağlıyor.

*

2002 yılında, o zamanın parasıyla, 500 milyona, bir buzdolabı fiyatına Beko'dan elektrik süpürgesi satın aldım. Ama nereden bilebilirdim ki bu süpürgenin Kore'de fason olarak üretilip, Türkiye'de Beko adıyla fahiş fiyatlara satılıp, 5 yıl sonra arıza yapınca tamir edilemeyeceğini.

Neyse adı geçen süpürge alındıktan 5 yıl sonra, geçtiğimiz ay, plastik aksamındaki küçük bir kırık yüzünden kullanılamaz hale geldi. Süpürgeyi servise götürdüm. Ellerinde söz konusu plastik parçanın olmadığını, fabrikadan isteteceklerini söyleyip şahsımı haberdar edeceklerini söylediler.

Ancak aradan 15 gün geçip, kimse aramayınca, servisi ben aradım. Bana “fabrikada da bu parçanın olmadığını, yeni bir süpürgenin %45'ini ödeyerek, bir süpürge alabileceğimi” söylediler.

Bunun üzerine Beko müşteri hizmetlerini aradım. Onlar da aynı şeyleri söylediler. Ben de onlara sattıkları bir ürünün 10 yıl boyunca yedek parçalarını ellerinde bulundurmaları gerektiğini hatırlatıp, %45 ücret ödeyemeyeceğimi, süpürgemin parçasını temin etmelerini, aksi takdirde temin edemiyorlarsa o parçanın fiyatını ve işçilik ücretini ödeyerek, bana yeni bir süpürge vermelerini istedim.

Müşteri temsilcisi bana hak vererek, haklı isteğimi ilgili kişiye bildirip, beni tekrar arayacaklarını söylediler. Ancak yine arayan soran olmadı.

Sözde müşteri hizmetlerini tekrar aradım. Bu sefer teklifi %45'den %35'e çektiler. Ancak haklı olarak bunu da kabul etmedim. Sonuçta 5-6 yıl önce 500 milyona satın aldığım bir süpürgeyi, bir plastik parçası yüzünden çöpe atacak kadar zengin olmadığım gibi, her 5 yılda bir, bir süpürgeye %35 fark verecek kadar zengin hiç değilim.

 

* ”Madem şiir” serisinden. Tamamı kolajdır. İmla yanlışları düzeltilmemiştir. Aralarda bir yerden etik mi sızması lazım. Lazımsa, bence sızıyor. H.Ü.

Yorum (yok) Yorum yaz!

AZMETTİRİCİ - 3 / HAYRİYE ÜNAL


23/6/2009 · Kategori: siirler

biri var burada sadece biri herhangi biri gibi bak ona

sadece bak ona ve bakmaktan sakınma

o bir rüşeym ama kendini duyuyor

kulağından sesler

dilinden tatlar

ve göğsünden uzak istekler geçiyor

–denmiş miydi?

 

geçiyor yalnızca salınarak bir salda fırtına

sadece sen oku diye yazarak havaya hemen silinebilir

bir pasaj bir kıta bir işaret bir arma

duman da olabilir burası uzak burası bir çıkmaz burası bir ada

tamada

sen o dumanı okuyarak

yürüyerek ve dizlerinde paçavra

ve uzamış saçların karışmış güzelim sakalına

senden neyi istediğimi hiç bilmeyerek

tutkuyla yürüyorsun istemli sanarak kendini

 

meğer eski bir laftır

biraz ufunet ve küf kaplı

yalan olmuş derler söze değmez sözler

ağır ince sıcak ılık birden hızlanan trenler

edenlerden olmalı erine niyaz

bana ikna edici uzun sözler yaz bana kırıcı

çok kırıcı, yüzünü fotoğrafla tutmak hatrımda

 

ama 99

kerre adını söylersem o gece giriyorsun rüyama

 

yalnızım diyor yalnızdır dır

güçlüyüm diyor tek başına bir tümendir dir

ona güvenip sayarsın tanıyabilsen ama yoksun sen

sana bakınca ardın görünüyor

konuşsan sessizlik dağılmıyor

dokunabilsen -ah yararı yok yararı yok- pürüzler düzleşmiyor

(not: ah burda bir şiir cümlesi değil gayri ihtiyari oluyor

foule son nom!

ceux qu’on n’a jamais vu, ceux qu’on ne connait pas)

(henüz yayımlanmamış "Azmettirici" şiirinden bir bölüm)

Yorum (yok) Yorum yaz!

SURKONTR / HAYRİYE ÜNAL


17/10/2008 · Kategori: siirler


Güzel bir günde salâ

güneşli günde

Okunurken dört koldan şehri basınca

Canın sıkkınken yakından bir de ölüm

         ayyuka çıkıyorsa ölüm sesli bir salâ

Herkesin bir avuntusu olmalı diyorum

Herkeste bir yanılgı: yakını uzak tutan

Olmalı affedecek bir düşman

Hiç uğur getirmese de

uğuruna inanılan bir nişan

 

Zorla dönmeyecek şans Mallarmé

Zarla dönebilir mi hiç bilmem

Zar içinde bir yasla

dur duraksız ölüleri gömerim

Üstüne üstüne yürürüm korktukça sıfıra giderken

Sıfırın üstüne yemin ederim

Zorun rolü nedir tarihte

sor İbn-i Haldûn söylesin

Bense cebren aktığını söyleyeceğim

Belki sonsuz bir akış

Conatus diyebilir Spinoza

Ağında kıvrandıkça sinekler

sor: mutlak masumiyet var mı doğada

 

Yoldaşlarını götür indir bu engerek dağından

Keskin vadilerin ağzı dev çalılarla gizlenmiş

Kaç vadide kaç uygarlık başlamış bitmiş

Hücrede ölmüş sesine aşina olmadan keşiş

 

Söylenebilir mi bir çırpıda

bir çırpı bir zaman mı

Geçer mi birbirine yer ve gök

mahrem bir anıyı

anlatsam bu yerle bir olan odayı

Kimsenin bilmediği kuralı ihlal etmiş

“Olur mu hiç, yenmez eti insanın”

Kim demiş?

Büyüktü aramızda

Ne varsa havsalanıza

Sığmayacak -Hayır zaten siz bilmeseniz de olur

Bu bendim

Eşkâli hâlâ tanımlanabilir

İşgali defaatle inkar edilmiştir

 

Düşmedim ya sana bakarken

Eğildim ama hizana geldim

Bu asfalt bu şose bu demiryolları bizim midir

Bizim midir iki cihan savaşından artık saadet

Artık idealler artık bir buruk gülümseme

Ne diyordun, biz çok gençtik, vurup rintliğe

Ömür dar pabuç gibi vurunca

Buradan gideceksin!

 

Yol uzar yorulunca

Hem ölmüş de olabilir taşıdığım yaralı

 

Bu bendim son konuşan, son susan da bendim

Galiba ölmüştüm sırtında ve sırttaki bir ölü

Bu bendim ve kendiliğimden

Terminallerin kirli ve soğuk arasında

Havalimanlarında önüme eğerek yüzümü

Her gün beklemekle bir sonraki günü çekerek kendime

Ölümünü duymazdan geldim

 

Geçti lanetliler arasında adın

Okundun ve çağrıldın

Acı yüklü kılıcın anıldı

kalemin

şiddetinden ortadan yarılırdı

Öleceksin!

Biliyorsun ve hiçbir şey avutamaz

Seni hiçbir ihbar

hiçbir tabela

hiçbir neş’eli şarkı

Artık beyhude yere bir beldeye vâsıl olma

Bir sediri ısıtacak kadar oturmak sana yasak

Kalmanı en çok isterken kavmin gitmen gerekecek

Susayacaksın daha boşalmadan bardak

Bu sendin -şüphesiz böyle derdin

Konuşabilseydin

 

-Hiçbir yol avutamaz seni

Bana geleni kadar

Bir tehiri bekleyecek sabrım var

Karşılamaya da gelirim belki

aşkın hatırı var

Yorum (yok) Yorum yaz!

OYUN KURUCU – 2 / AFAZİ


4/5/2008 · Kategori: siirler

ben ve filiz otururken opusta opus olmayabilir sakarin olabilir masalar

daracıktı belki dardı belki değil ama falsızdı ----------------------------

-------------------------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------------------------- filiz mi dedim gala demeliydim kocaman ışıklı

küreler asılmıştı tepende senin değil benim hani hep geç gelen taraf ol

an benim ---------------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------------------ filiz olan ben ile otururken sen tepende kürelerle sen

de eluard olmayasın ben gala isem ------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------------------------------- hey tatlı şey dedin sen bana ben hani o

zamanlar sude olan ben -----------------------------------------------

hem ne fark eder sude veya ben --------------kim bilecek ki farkı ben

söylemesem -koşarak lavaboya gittim ve yüzümü ıslattım ve rujumu

tazeledim kırmızı giymiş olabilirim -------------------------------------

------------ince süet pabuçlarım ıslanınca delirmişimdir----------------

-------------------------------------------------------------------------

-------------------------------------sude geldi arkamdan ve bana seni

ispiyonladı ciddi bir suratı ve pembe bluzu vardı ve ben buna çok üzül

düm eluard ---------- süet pabuçlarımı bile unuttum bir an yani --unut

muşumdur kesin -------------------------------------------------------

--------------------------------------- masa yukarıdan çok ısınmıştı ve

ben üşümüyordum genelde üşüyen ben hiç üşümüyordum gerçekten

üşümüyordum hiç ve üşümediğim için kafam karışıyordu -------------

çizmelerim siyahtı --------------- midemin biraz üst tarafı yanıp durdu

sude geldi burnunu sildi ve bana baktı ---------------------------------

-------------------------------------------------------------------------

------- belki de sana bakmıştır önce sonra da masaya doğru eğmiştir

bakışını masadaki camel paketine takıldı bakışları yoksa lark mıydı ona

danışıklı dokununca ben yaylım ateş başladım biz bunu kurmuştuk san

a dolap çevirdik anlıyor musun eluard ----------------------------------

gala olan ben iğrenç bir 2000 yaktım ve dumanı seyrettim ------------

--------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------

------------------ belki de sadece kürelere doğru baktım ama nedense

dumana baktığımı sanmışımdır sonradan dumanı da berbattı maltepenin

--------- filiz çıktı geldi ben anlamadım bunu filiz nerden çıktı anlamadım

ben filiz olmadan önce hani filiz değildim daha ben gala değildim ---sude

ben olmuştu filiz ortada yoktu sen bana ucuz armağanlar alırdın ben on

ları çöpe atardım yooo sudeye verirdim güzel boynuna takardı ben kiç

aşklarla eskiyen ağrıyan kafamı durup durup masaya vururdum kafam

daki ağrı hiç durmazdı uyuyup uyanırdım ağrıyı öylece yerinde bulurdum

senin pintiliğin belliydi benim kibrim en baştan ---------------------------

----------------benim kıskançlığım belli değildi o zaman -----------------

----- filiz hortlayınca sude koşarak kapıdan fırlamaz mı gala bir kutu

hapı içip uzanırdı yatağa eluard mezarından çıkıp gelecek sanırdım ----

ama gelmezdi eluard al basmaz hava sıkmaz yol uzamaz -----eluard

tuhaf bir yolcudur ama gala fena kadındı ------fitil fitil getirirdi eluardın

burnundan adamın üç kuruşluk aldığı zevki -- sonra gala her seferinde

bir güzel yahoolarımızı çökertirdi --------- filiz hepsini görüp kendisini

çekiştirdiklerimin verip veriştiklerimi nefes almadan eluarda anlatırdı

eluard veryansın ederdi sudeye daha koynu soğumadan -----------

-----------------------------------------------------------------------

----------------sana melbonun kapandığını söylemiş miydim---------

------------------------------------------------------------------------

siz öpüşürken ben size bakıp gülmüştüm sizi çok komik bulmuştum

--------- yani sadece seni dikiz aynasında aslında kendimi komik

bulmuştum - karanlık ve kıştı araba iyice ısınmıştı bozuk değildi

henüz kliması astranın -----------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

-------------------------aslında alacakaranlıktı ve belki nisan filandı

sen sude ile bana küfrettin gittin filiz ortada görünmüyordu o ara biz

de kıymetli passatına tekme attık ikimiz de berbat yalnızdık LM

paketin çantamda kaldı -pardon dilim sürçtü sen filizle kaldın orda

ben çıktım gittim tekmeleri yiyen de bendim clio değil tufan öldür

ürdü beni çizilirse BMWsi ---------------------------------------------

--------------------------------------------------------sanırım araba

yokuşa vurmuştu ve gök yıldız doluydu ben tekme değil de harbi

sille yemiştim sude de yoktu aslında yanımızda sen ve ben vardık

-----------------------------------------------------------------------

--------o zaman ruslar da yoktu yol kenarında ağladım ------------

-----------------------------------------------------------------------

---------------------------------yol inişti ve hava pusluydu yıldız filan

görünmüyordu ağlamak hoşuma gitmişti gözlerimden biri görmez

olmuştu sen kasaba otelinde göğe bakıp yıldız saymışsın bu

yaşında hoşuna gittiğini anlatmıştın benim göğümdü hiç böyle

ciddileşmemiştim gözlerimden birine kan oturmuştu ---------------

-------------aslına bakarsan ağlamaktan nefret ederim-------------

-----------------------------------------------------------------------

---------------sana sakalın feci yakıştığını söylemiş miydim----------

 

HAYRİYE ÜNAL

OYUN KURUCU (1. EFENDİNİN FENDİ) / HAYRİYE ÜNAL


7/7/2007 · Kategori: siirler

 

 

(...)

 

hepsinden vazgeçtiğimin bilmem farkında mısın

ne sensizlik nedeni ne mutluluk dinleri böyle gevişlerim yok

ıssız ve çorak toprağımdan kaçış bitti………………………..

kendimin tadında kendimin göbeğinde kendimin ortasındayım

dünyanın da tam göbeği burası

buradan başlıyor şehir de şiir de şaibeler de

bitti saltanatı poetik hırsların -bana rağmen bittiyse-

bitti yazınsal dervişliğin sırları açıldı -kamu kamuysa hâlâ-

fahiş kamu fahiş fiyatlarla değişti herkes gidebilir

kapılar ardına kadar açık laissez écrire laissez chier

 

kaleler kapışılmış olabilir -sen de pisliğin tekisin biraz kansız ve serseri

olabilirsin -senden acayip hoşlanıyorum hâlâ.. belki.. ihtimal ki..

seni sevmek üslubunu da sevdirir

kaşların ki sevdirir çatılışı

düşmanı, cedelin çetin alametleri

bir form ki iç içe köprülerin altı ve kıyısı güneşli sahillerin

iç içe dip dibedir kehanetle bilimsel içerikli özdeyişlerin

bir ânı kovalayan öteki ânın hatırı için

hatırı için iki kişiyi birbirinden ayıran şeyin

köleliğimin, natıkası kesilmiş tutulmuş dilleri

itaatimin, kusursuz dikkatimle sarf eden gerekli kipleri yerli yerinde 

varsa çıkışı hepsinden sana çıkmış -bu ne güzel bir başlangıç!

nasıl bir buluş böyle beni bana yedirişin!

varsa kadın / bir yerimde saklı kirli / vesair bir kadın kalabilmişse

kadın kalmış bir yerim filan varsa hepsi senin…

 

(...)

 

Heves Şiir Eleştiri (sayı 15)

iletişim: hevessiir@hotmail.com

 

 

ASIL GÖSTERİ BİRAZDAN BAŞLIYOR


3/7/2007 · Kategori: siirler

 

 

ASIL GÖSTERİ BİRAZDAN BAŞLIYOR

-önce biraz ısınalım- benim adım tümen -ben nisa -ben beşir -ben fütuhat

                                                                                          

                                                                 kim ki güzel sürçer

                                                                 şaşkınca tökezler peşinden gidenler

                                                                

çünkü bendim fakları kuran, bilirim

 

o yaz büyükbaba avluya çıkamadı

biz de mevsimin bitmesini bekledik

 

haydi herkes yerini alsın korkan varsa şimdi çıksın

peşin uyarı: bir ceset manzarası baştan çıkarır beni

ben deliririm hazdan bir düşüş karşısında / hızla iniş

sıfıra yakın seyreden gafil avlanıp dibe vuran çıldırtır beni

arzu ne kadar çılgınsa o kadar farkında kendi hummalı yasasının

ama heyhat! köleliği azalmaz bağları gevşemez

almadığım varsa / yerdeyse kanım / bağışlamış değilimdir

bağışlamış değildi sevgilim halid ziya / simsiyah bir ruh tene / ye’sle çakılırken

simsiyah rıh bir tomar müsveddeye…

bana geri gelmekte gecikmez, atmadığım her tokadın ellerime işlemiş sancısı

görmedim, açılarak sadece bir el olmuş yumruk kadar zavallısını

böyle de teatraldir cömertliğim ama elhak yatışmış değilimdir

 

sanılanın aksine kazandığımdan fazlasını kaybettim

çünkü bu oyunda tek hatada bütün puanların geri alınır

 

ilk kural: seyret bak onlara gözlerin faltaşı olarak

bir sonraki iş için kendini hazırla bu defa sadece izleyeceksin

 

hayır yılmış değilim, iyi bilirsin

 

uzaksın içinden çıkılmaz bir beladır uzaklığın

kininden çınlıyor senden değil kulaklarım

 

şimdi limanlar dolup boşalıyor orası öyle

şehir terminallerinde neyse ki ışıklar hiç sönmüyor

çekip gidelim desek gidilmiyor razı olalım bari kazaya, değilse de kedere

senin evin mezarlıktır zincirler parçalanır ben düş görünce

kollarımız iyice morarır, görseniz, asla bulaşmak istemezsiniz bize

geçmiş öyle uzaktır şimdi içinden çıkılmaz duvarlar niçin kaygandır

inelim bakalım avluya büyükbaba hangi günler çıkmıştır

bak bu nihaî biçim kusursuz melodi ve sayıyla hesaplanmış heceler geçmez akçe şimdi

hiç uyunmamış soluya soluya koyu dumanı

hiç aktarmasız trenler mucizeyken burdur-ankara arası

derûnunda bir iptilaymış tarih

bu kanında var, affet hüsamettin albayı

 

ikinci kural: çevredeki her şeyin farkında ol nesneleri fark et… kapalı bir yere girince

küçük ve ağır bir şeyin yanında dur onu silaha dönüştüreceksin gerekince

 

tanımıyorsun bu konuşanı, belli 

 

bir çizgiyle bölünmüş iki kaşının ortası, gittiğin o değildi geldiğin sen değilsin

inanıyor şiire de allaha inanır gibi iki enjeksiyon arası

 

bu yol eve gitmez bu yol sana gelmez

bu yol ucuca eklenmez başka yollarla

kavşaktan sola dönünce trafik artık milim ilerlemez

hiç kimse bir kez varım demişse gönüllü çıkmaz şerit dışına

hiç yoktan bir intihar ayarlar giderayak birkaç defter sabıkalı birkaç erkek

vay gözüpek yenilikçinin kutsal ayak izi

çiğnendi minik ayaklarla ve paspal ayaklarla ve korkusuz sanılan küstah ayaklarla

o kırıntısı bile mimetik kışkırtmanın hepsini birden uçuruma döküverdi

hepsini, o geri alınamaz jeste bağlanmış delileri

sanırsın koşarak tepelerden aşağı şehri basacak gerasanın cinleri

amaç ki ne kadar beyhude ve ölümcülse arzuyu esinlerdi

 

üçüncü kural: bırak harcasın sadakta son oku da

engel olma sakın vurmak ayrı zevktir silahsız kalmışa

 

bunca seneden sonra seni görmek güzeldi

 

sen busun sayın adalet adetin veçhile sanmıyorum ki bu tutumuna bir ara veresin

adlî görevlerini yerine getirirken / puronu yakarken ellerinle siperleyip

haydi otuz kamçı derken irikıyım bir milise, adilsindir hiç şüphen yoktur uyursun deliksizce

anılar gibi adaleti de kokular çıkarır yuvasından peki öyleyse where I go… where I sink…

geçtiğim bahçenizde ot bitmesin dedim ihtilal ihtimali suya düşünce

aşk göğsünde bitmesin burada şiir ağır ağır demlenir mahzende

ben kim miyim, adım tümen, çünkü sayımız çoktur

peki, ısınma faslını burda keselim

 

Kitap-lık, Temmuz 2007

« Önceki ::