TECRİT, DİL, AUSTER, GÜLSOY
28/5/2009 · Kategori: olsun da camurdan olsun
Tanrının dili diyordu Auster’ın kahramanı Stillman, Babil’den önceki dile. Öz oğlunu tecrit ederek insanlarla ve nesnelerle temas etmesini engellemekle bu dile ulaşacağına inanmıştı. Oğlunu, doğduğu andan başlamak üzere dış dünyanın seslerinden, ışıktan ve her türlü iletişimden yalıtmıştı.
Postmodern öyküler yazan Gülsoy’un Daha Önce Bu Anı Yaşamıştım adlı kitabında da geçiyordu bu örnek yanlış anımsamıyorsam.
Tecritte bir aya yakın kalındığında, hapishane deneyimi olanlardan öğrendiklerimize göre, konuşmayı unutabiliyormuş insan. Konuşmayı hiç öğrenmemiş olan bebeğin, uzun yıllar tecrit edildiğinde insan-oluşun deneyimini nasıl yaşadığını hiç bilemeyeceğiz. Zaten yukarıda adı geçen yazarlar da deneyin sonucundan pek söz etmiyor. Ama dil üstünde düşünmek için iyi bir metafor, tecrit. Romancıların düşünmüş olmasına şaşmamak lazım.
Dilin, “terörist olmayan biricik ifade tarzı” olduğunu söylüyordu Ellul. Terörist olmayan yegâne şeye, en şiddetli terörlerden biri olan tecrit metoduyla ulaşmaya çalışmak, bir delinin eylemi olsa bile, içinde, dilin ilahi oluşuna dair bir sözde-iman barındırıyor. Dil ve ilahilik… asıl sorun buradan itibaren başlıyor bence. Dilin dünyeviliğini kabul etmedikçe kullanmak da bir ayin olmaktan çıkamaz.