SÜRÜ


17/7/2009 · Kategori: the others



“On ya da yirmi kişilik güruhlar halinde dolaşan küçük hordalar arasında sürü, komünal heyecanın ortak ifadesidir. (…) En yakıcı dileği daha fazla sayıda olmak olan, heyecan içinde bir grup insandan oluşur. Avlanma ya da kavga olsun, birlikte yaptıkları her ne ise daha fazla sayıda insanla birlikte yapmaları çok daha iyi olur. (…) Bir birey zaman zaman grubun içinden çıkan ve bir’lik duygusunu en kuvvetli biçimde ifade eden sürünün içinde, kendini asla, modern insanın günümüzdeki bir kitlede kaybettiği gibi bütünüyle kaybetmez. Sürünün değişen düzeni içinde, dans ederken ve sefere çıkarken, birey kendini tekrar tekrar sürünün kenarında bulacaktır. Sürünün ortasında da olabilir; o zaman hemen sonra kenarında bulur kendini; ya da önce kenarında sonra tam ortasında da. Sürü ateşin etrafında bir çember oluşturduğu zaman, her insanın sağında ve solunda başkaları olacaktır ama arkasında hiç kimse olmaz; sırtı çıplaktır ve vahşi doğaya açıktır. Sürünün içindeki yoğunluk daima bir tür yanılsamadır. İnsanlar birbirilerine sımsıkı yaslanabilirler ve geleneksel ritmik hareketlerle bir kalabalık taklidi yapabilirler, ama onlar kalabalık değildir; birkaç kişidirler ve sayı olarak yoksun oldukları şeyi yoğunlukla telafi etmek zorundadırlar. (…) Sürüde görece az insan bulunur ve bu insanlar birbirini iyi tanır. Bu insanlar her zaman birlikte yaşamışlardır, her gün görüşmüşlerdir ve pek çok ortak girişimde birbirlerini tam olarak değerlendirmeyi öğrenmişlerdir. Sürü kendisine yeni katılacakların olmasını bekleyemez; benzer koşullarda yaşayan insan sayısı çok azdır ve çok geniş bir alana dağılmıştır. Ama yine de sonsuz bir büyüme kapasitesine sahip olan kitleye göre bir bakımdan üstünlüğü vardır. Bütünüyle birbirini iyi tanıyan insanlardan oluştuğu için kötü koşullar nedeniyle dağılmış olsalar bile, her zaman yeniden sürü oluşturabilirler. Sürü devamlılığı umabilir; sürüyü oluşturan insanlar hayatta oldukları sürece sürünün varlığı garanti altındadır. Sürü ritler ve törenler geliştirecektir; bunlarda yer alanların yeniden ortaya çıkması beklenir. Onlar nereye ait olduklarını bilirler ve yoldan çıkma konusunda akılları çelinemez.” (Elias Canetti)  

İKTİDAR VE DEVE


8/7/2009 · Kategori: the others

Kendilerini, iktidar saydıkları bir takım odaklara yaranmaya adamış, varlıklarını buna borçlu sayan, kendileri için başka çıkar yol göremeyen, şahsiyetlerini, kimliklerini, varolma nedenlerini bile bir kenara koyabilmiş edebiyatçılar, bir tutam ot için yardan uçmayı göze alan develer posta adreslerini yollarlarsa kendilerine o muhteşem (!) İktidar kitabından yollayacağım. Adolf A. Berle “iktidarı kullanmak bir sanattır” yazıyor. Berle hazretleri ayrıca “sınırsız şahsi arzu anarşi demektir” buyuruyor. Bu sanatı -iktidar sanatını- daha incelikli uygulamak için bu kitap lazım elhak. Yoksa hem yardan uçar hem de otu yiyemezsin, olur mu olur. Yazık olur.  

GELENLER - 8


15/5/2009 · Kategori: the others

KERTENKELE 7, 15

Ordu’da çıkan dergide yoğunlukla günümüz şiiri gündemde. C. Ali Ahmet ve Mustafa Celep imzaları öne çıkıyor. Dergide dosya, söyleşi ve sipariş yazı yok. Tamamen kendi imkânlarını seferber ediyor Kertenkele. 

TYB KÜLTÜR VE SANAT YILLIĞI-2009

Yazarlar Birliğinin çıkardığı yıllık www.tyb.org.tr adresinden sipariş edilebiliyor. 

MEHMET ÂKİF - EDEBÎ VE FİKRÎ AKIMLAR

Âkif'in vefatının 72. yılı dolayısıyla düzenlenen bilgi şöleninde yapılmış konuşmalardan oluşan kitap TYB tarafından yayımlanmış.

TENEZZÜL

Mustafa Akar’ın Küçük Bir Gökada kitabı yedi sene önce çıkmıştı. Tenezzül güzel isim. Arka kapaktaki “Tenezzül” şiirinde:

 

“Göklerin aydınlık haritasından sana baktım.

Bana biraz garip geldi

Bu enfes yenilgiler çağında

Mustafa adında olmak”

 

BRAFTAZOİD MASALLAR

Serkan Işın’dan siyah-beyaz bir görsel şiir sergisi. Geleneksel hattı anımsatan yumuşak ve usta bir çizgi “and” modern ironinin karışımı. …& görsel geldi.

 

HERTZ

Görsel şiir dergisi Hertz’in ilk sayısı. Serkan Işın tarafından tasarlanmış, Poetikhars’ın yan ürünü olarak yayımlanan ve sadece üyelere gönderilen bir görsel şiir bülteni. Hertz’i izlemek isteyenler http://hertz.poetikhars.com/ adresindeki formu doldurabilir. İlk sayıda Derya Vural’ın işleri irdeleniyor.

 

ONARILMIŞ YAS BİTİĞİ

Ali Emre’den yeni bir şiir kitabı. Ali Emre'nin şiir serüvenindeki üçüncü aşama. Arka plandaki coğrafyanın Orta Doğu olduğu bu kitapta yer alan kimi şiirlerde belirleyici olan tavır, bu bilincin bir direnişle hatta militanca denebilecek dizelerle açığa çıkarılışıdır. Tarih de bu şiirdeki yerini bu tavra paralel bir eleştirellikle alır. Bu eleştirelliğin haklı bir öfkeyle beslendiğini, öfkenin muktedir olanı sorgulamaya dönük "fille ebabil, ceninle ölüm arasında" bir savunma alanı olduğunu söylemek mümkündür.

 

YOZLAŞMA VE BASKI ORTAMINDA SANAT

Ali Değirmenci dergilerde yayımladığı yazılarını toplamış. Ekin yayınlarından 2008 tarihli.

 

SİSTEM

Efe Murad’ın madde şiirleri Simurg yayınlarından çıkmış. Madde-şiir’in geldiği nokta, Duchamp’la bu şekilde yüzleşmek mi olmalıydı? Yüzleşmek veya bedenleşmek… görsel şiirler bana göre lisan-ı halle "nesneleşmemek için nesne" diyordu. Burada ise restin pornografiye selamı var. Pornonun restle alışverişi yoksa bile. 

 

EKSİK EMANET

1976 doğumlu Ersun Çıplak, Karayazı dergisinin editörlerinden biri aynı zamanda.

 

“…arasındaki farkı anlamayacak

Kadar kısa günlerimde başlasam telaşla hangi işe

Evham çok geçmeden

Onlarca kukla güvertede iplerinden boşanacak”

 

DİLTOZU

Osman Erkan’ın üçüncü şiir kitabı Diltozu. Karayazı şiir serisinden çıkmış. Erkan’ın önceki kitaplarını görmedim, ancak bu kitaptaki şiirlerde 2000 sonrası kırık-dilin esintisi hissediliyor.

 

“hayatımda ben hiç rozet takmadım

Erken ölen şairlerin fotoğrafları dışında”

 

TAY

Tay bu sayıda boyutlarını büyütmüş. Karabük’te çıkıyor.  

 

TEMRİN 7, 8, 11, 12, 13

13. sayısında boyutunu değiştirdi Temrin. Yeni şekli daha gözalıcı. Kullanışlı olmasa da. Selim İleri ile söyleşi yapılmış, bunu kapağa “Köksüzleşmeye doğru gidiyor Türk romanı” cümlesiyle taşımış dergi. Söyleşide “Peyami Safa büyük bir talihsizliğin adamıdır. Tekrar tekrar dönüp bakılması gereken birisiyken Nâzım-Peyami kavgasına indirgenmiştir.” diyor İleri.

 

HECE YAHYA KEMAL ÖZEL SAYISI, HECE GAZZE DOSYASI, HECE KENT VE KURMACA DOSYASI, HECE YABANCILAŞMA, HECE SUÇ

 

Hece dergilerinin içeriklerini www.hece.com.tr ’de görmek mümkün.

 

BİR ELEŞTİRMEN OLARAK AHMET HAMDİ TANPINAR

Mehmet Erdoğan’ın Dergâh yayınlarından çıkan kitabındaki makalelerden bazıları daha önce Dergâh dergisinde yayımlandı. Tanpınar’ın özellikle eleştirmen kimliğini öne çıkarmayı hedefleyen kitapta bu kimliğin, diğer eserlerine yansımış tarafları da ele alınıyor.

 

DERGAH 225, 226, 227

Dergâh, şiir ve yazılarda son bir-iki senedir tutturduğu düzeyi değiştirmeden yayımını sürdürüyor.

 

YAZILIKAYA 31, 32

Şiir dergisi. Eskişehir’de çıkıyor.

 

KARAYAZI 4, 5, 6, 7

4. sayısından beri yazamamıştım Karayazı’yı. 7. si de geldi. Ersun Çıplak “Şiir ve Yenilik Algısı” başlıklı bir yazı kaleme almış.

Walter Benjamin, Baudelaire üzerine denemelerinden birinde “Yeni, yorulmak bilmez acentalığını modanın yaptığı yanlış bilincin özüdür. ” der. Ersun’un son cümlesi yeniliğin yenilik için olmayacağı yolunda. Oysa, yenilik, kavram olarak sanatın en yüksek değerlerinden biri ve tam da “yenilik için” var.   

 

MORTAKA 12

Mortaka her zamanki gibi yazı ve şiirle dolu. Ağzına kadar dolu.

 

SON AT

Ege Üniversitesi Şiir Topluluğu Şiir Bülteni, 3. sayı. Üniversite bünyesindeki bir şiir topluluğu için iyi bir dergi. İzlenmeli.

 

KABAHATLER KANUNU

Furkan Çalışkan’ın ilk şiir kitabı. Furkan 1983’lü.

 

Not: Eski işyerime ve eski evime gönderilen kitap ve dergiler bana ulaşmamaktadır veya çok geç ulaşabilmektedir. Kitap ve dergi göndermek isteyenler materyalleri bana sadece şu adresten ulaştırabilirler: Form Müşavirlik - Cihan sok. 37 / 12 Sıhhıye / Ankara

VESİKALIK FOTOĞRAF / HAYRİYE ÜNAL


1/4/2009 · Kategori: the others


1976 Ankara doğumlu Eren Aysan’ın ilk şiir kitabı olan Vesikalık Fotoğraf Yasakmeyve yayınlarından çıktı. Anlamsal vurgunun tümüyle fiile toplandığı bir şiir bu. Gündelik eylemlerin envanteri tuhaf bir şekilde anlamsızlığın merkezileştiği ve kesinlikle cinsel olmayan bir cinsel eylemin merkezinde durduğu bir anafora hizmet ediyor. Muğlaklığı hiç barındırmayan, söyleyişi net, üslubu rahat bir şiir yazıyor Eren Aysan, ama sık sık şiirlerin özellikle giriş kısımlarında klişe ifadelere boğulduğunu görüyoruz. Daha doğru ve kapsamlı bir ifadeyle söyleyecek olursam, girişte klişe birkaç enstantane ile başlayan şiir sırf sonuna hazırlanmış gibi vurucu bir tonla bitiyor.

         Gövde, bu şiirde sık sık kendisini gösteren, ama malzemeye dönüşmeyen bir şey. Bunun kaynağında, şairin yaşantıyı şiire dönüştürme acelesi yatıyor. Bu acele, garip şekilde, yaşantısal olanı yaşantısallıktan çıkarıyor. “2 kilo 750 gram dünyaya gelen nurtopu / kendinden menkul bir devrimcinin çocuğu / nasıl da 2 galon alkolle büyüdü” Bu kesinlik/keskinlik ve somutluk çok şiirsel. 
         Eren Aysan, tecrübeden sonraki yalnızlıkta yazıyor. Nesneler ve çevre, hep bu temanın etrafını dolduran malzemeler. Tecrübeyi manevileştirmeye çalışmaması, bence, bu şiirin avantajı. Sözgelimi Bejan Matur’un tecrübeyi işin içine katmadan, her şeyi manevileştirme çabasının tam da zıddı bu.          

 

GELENLER - 9


4/2/2009 · Kategori: the others

Az Edebiyat 3, 4

Nazilli’de çıkıyor Az Edebiyat. 3. Sayıda Hilmi Yavuz’la söyleşi, 4. Sayıda Hüseyin Atlansoy’la söyleşi var. Şairleri sıkıştırmayan söyleşiler bunlar. Atlansoy diyor ki 80 kuşağı için “Bu kuşağın şansı hâlâ edebiyatın ve sözün itibarının olduğu bir dönemde gözlerini açmış olmasıdır. Doksanların ve iki binlerin bu anlamda görüntü merkezli bir dünyada doğmuş olmaları büyük talihsizlik.” Buradan bakılırsa “talihsizlik” içinde gerçekleşen başarı daha da göz kamaştırıyor. Talih de bir yere kadar işe yarıyor.

Calvino’yu Niçin Okumalı? - Yaratıcı Yazma Süreçlerine Calvino Etkileri

Kanguru yayınlarından çıkan, Ethem Baran ve Aydın Afacan’ın da birer yazıyla katıldıkları bir ortak kitap.

Calvino zehir akıllı bir yazardır. Şairlere salık verdiğim yazarlardandır. Her kitapta hem dalgasını geçer inceden, hem edebiyatını “yapar”. Basit görünen karmaşıkları, karmaşık görünen basitlere tercih edenler sever Calvino’yu. 

Dünyada Kimse Var mı?

Hüseyin Atabaş’ın eleştirel denemeleri 2007 basımı.  

Heceöykü 33

Çağdaş İran Öyküsü dosyası kapakta.

Gri

İzmir’de, henüz ilk sayısı çıkan derginin yayın yönetmeni Celâl Fedai. Yıllıkların mahiyeti sorgulanmış dergide. Bu yıllık konusu da kadın şair konusu gibi, uzun, esnek, bitmez, çek götür istediğin yere.

Hece Medeniyet Edebiyat ve Kültür Bağlamında Şehirlerin Dili Özel Sayısı

Haziran Temmuz Ağustos 2009 özel sayısı.

Perde 2 ve 3

Konya’dan fanzin. Elle yazılmış bir mektup eşliğinde geldi. Son birkaç yıldır, ara sıra elle yazılmış mektuplar alabildiğim için şanslıyım galiba. Bunu yazarak geçmişe sevdalı olduğumu vurgulamaya çalışmıyorum.

Ama bir elin değdiği bir yüzeyin eldeğmemiş yüzeylere oranla başka enerjiler getirdiğini düşünüyorum. Elin kağıda temas etmesi, kağıdın maddeselliği, elle ve tükenmez kalemle yazarken yapılan hataların silinemez olması, daksillenmesi veya o kağıdın buruşturulup kağıt çöpüne yollanması… mektupla bana ulaşan anlam “elin yavaşlığını mekan” edinmiştir. Buna inanıyorum.

Murat’la (Üstübal) Vural’ın (Kaya) şiirleri de var Perde’de.

Madem şiir işte: “Daha Bim’e git / Vakumlu poşet kap gel iki koli öl beş paket sevin” (Vural Kaya)

Nadir Duran yazmış: “şş5T 9ÜZεL K1Z NUMA12AN Nε SεN1N?”

Ballard’dan, Ücra’dan, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’tan haberdar bir fanzin. Daha ne olsun?



Dergâh

2009 Haziran sayısının kapağında Cevdet Karal’ın bir şiiri var. Gözlemlediğime göre Karal giderek şiirde minimalizme (sözcüğü müzik alanındaki çağrışımla kullanıyorum) yöneliyor. “Sabah sardığım/ Yara bandıymış/ Parmağımda/Yüzük sandığım.”

Temmuz sayısında Mustafa Köneçoğlu “elma deyince çıkma” demiş.

Onaltıkırkbeş

Yılda sekiz kere çıkan, yani periyodu bir buçuk aya ayarlı dergiyi Metin Güven çıkarıyor. Bursa’dan. Emel İrtem, Betül Yazıcı, Gün Zileli, Önder Adalı, Fatih Yavuz Çiçek, Sibel Cevahir, Kahraman Çayırlı sık görünen imzalar.

Adem Turan

Ateşte Yıkanmış Atlar’ı Ebabil basmış. Turan’ın diğer kitapları: Hayal defteri, Son günün şiiri, Artık kuşlarını uçur, Nisan çobanı.

Spekülatörlere karşı şiiri savunmak

Celal Fedai’nin kitabı 2. Baskıyı yapmış. Bana göre, büyük harfle yazılan bir Şiir idesi tasarlıyor Fedai. Yani Şiir var şiirler var. Şiirler her zaman Şiir’e katılamıyor. Bunun ölçülerinden biri bir şiiri, “ölü”, “ulu” şairlerin şiirleriyle kıyaslamak. İkinci bir ölçü şiirin “yaratıcı bir pathos”tan sızması.

s. 30 “Bize, çoksesli şiir, görsel şiir, madde şiir vesaire diye sunulanların hiçbirinde yaratıcı bir pathostan sızmış bir yan yok.”

s. 51 “Bu isimlerin çokseslilikten anladıkları tabiattaki tenevvüde olan değil, kişisel ve toplumsal alandaki bütünleşmiş benliğin bir parçalanmaya uğramasıdır. Sanatçının çeşitli nedenlerle parçalanmış gerçekliğe yaklaşmak için bilinçli ya da bilinçsiz türlü yollar denemesi gayet tabiidir. Çokseslilik bu bakımdan kutsal kitaplardan beri onun önündeki imkânlar içinden sadece bir imkândır.”

s. 64 “Sanatçı, ister tonaliteyi lağvetsin ister çoksesliliği başat bilsin isterse felsefeye, görsel olana düşkünlük göstersin… Sonuçta ortaya koyduğu, kendinden öncekilerle ölçüştürülecektir.”

Edebiyat Ortamı 1-9

Ankara’da Mustafa Aydoğan yönetiminde çıkan dergi her sayısına “nokta vuruşlu” bir epigrafla başlıyor. 9. Sayının epigrafını bir kez de ben alıntılamak istiyorum:

“Momo geldiğinden beri, eskiden olmadığı kadar güzel oyunlar oynuyorlardı. Bunun nedeni Momo’nun önerdiği oyunları oynamaları değildi. O sadece oyunlara katılıyor, o katılınca da çocukların aklına –nedendir bilinmez- çok değişik oyunlar geliyordu. Her biri diğerinden değişik ve güzel oyunlar.” (Michael Ende)

 

Gül Kokulu Sabahları Yusuf Yüzlü Geceleri

Rahmi Kaya kendi yayını olan kitabının arka kapağında “silik bir yazıdansa/ boş bir kağıt olmayı yeğlerim” diyor. “sonuçta ne kafka okuyor kızlar / ne ece ayhan” Kitabın adı “Güzel He” olabilirdi. 

(H.Ünal posta adres: Cihan Sok 37 / 12 Sıhhıye / Ankara)

GELENLER - 5


15/7/2007 · Kategori: the others

Âşıkların Hâlleri

Ahmed Gazali’nin Sevânihu’l-Uşşâk adlı eserini Turan Koç ve Mehmet Çetinkaya çevirmiş.

Sevânih, Ahmet Gazâlî Farsça eserlerinin en önemlisi. Sûfilere göre sevânih, bir sûfinin ruh alemindeki seyri sırasında tecrübe ettiği ilhamlar anlamına gelir. Ahmed Gâzalî'nin tasavvufi düşüncelerine göre, bir sûfî müşahade aleminin ötesine yol almaya başlayınca gönül (dil), ruh ve sırr gibi bazı farklı bölgelerden ya da menzilerden geçer "Alem-i ervah" da denen ruh alemi, buna göre, arada bulunan ontolojik bir bölgedir ve aşkın gerçek yurdu da burasıdır. Sûfînin bir aşık haline gelmesi bu bölgede gerçekleşir. Bİr sufinin bu bölgedeki seyri sırasında edindiği duygu, düşünce ve izlenimlere "sevânih" denir. Nitekim Sevânih de aşkın mâverâî mahiyetini, sevgilinin ilahi niteliklerini ve aşığın ruhî durumlarını, psikolojisini konu edinen bir kitaptır. Başka bir ifadeyle Sevânih'in üzerinde durduğu asıl konu "aşk"tır.

Şiirler

Suzan Sarı, siyah-beyaz son görsellerinden sekizini bir araya getirmiş. Birisi:

 

 

Prof. Dr. Mustafa Özbalcı Armağanı-Prof Dr. Celâl Tarakçı Armağanı

Dinçer Eşitgin ve Cüneyt Issı’nın hazırladığı armağan kitapta birçok makale yer alıyor. Kitabın Armağan edildiği akademisyenler hakkında yazılara ek olarak Peyami Safa, Yahya Kemal, Haldun Taner, Mustafa Kutlu, Mehmet Âkif, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Rasim Özdenören hakkında makaleler de bu ikiz kitapta bulunuyor. 

Rölativite Teorisi Üzerine

Ernst Cassirer’in felsefî incelemesi 2008 basımı. Milay Köktürk’ün çevirdiği eser geleneksel bilgi, bilim ve varlık anlayışından, dünya kavrayışından kökten bir kopuşu, dolayısıyla da bir düşünme biçimi devrimini ifade eden Rölativite Teorisini anlatmaktadır.

Peltek Vaiz

Güzellik Uykusu

Üç Köpük

İbrahim Tenekeci’nin şiir kitapları 3. defa Profil yayınları tarafından basılmış. Tenekeci doğaya müdekkik gözlerle bakan bir şair. Bağlı olduğu değerleri pekiştiren olgulara şiiriyle şahitlik etmeyi seviyor.

“içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
nedir yalnız bize yakışan bu serüven.

bu serüven ki
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terk etti bizi huzur denen sevgili”

Yazılıkaya 26

Eskişehir’den gelen Yazılıkaya iki yaprak olmuş. Seyhan Erözçelik’in şiirinden bir beyit: “kalbin damlıyor gökten gözlerin taş olmuş / kör gözlerim nerene akar bulamadım”. Eylem Akçay, İsmet Özel şiiri üzerine uzunca bir deneme yazmış: “Hakikat: Üzüntü ve Meyan Kökü”. Olcay Özmen de genç bir şairin Ali Özgür Özkarcı’nın bir şiirini çözümlüyor.

Seke Seke Ben Geldim

M. Kayahan Özgül’ün denemeleri toplamı. Yazarın kendi ifadesiyle “kimi unika bir belge neşri, kimi eskimiş bir eleştiri; bazısı okuma notu…”

Her Masal Yarım

Gökçağrı Gürel’in çocuk şiirleri de içeren şiir kitabı. Ya da şiirler de içeren çocuk kitabı denebilir. “peltek-kekeme ve ebe” şiirinden:

Bi

         bi

                   biy

İ

         ki

Ü

         üç

        

                   döyt

 

Beş

Al

        

Y

         ye

                   yedi

S

         s

                   sse

                            ssek

                                      sssekis

Do

         do

Metin:

-         Tamam tamam Ahmet!

Sayma saklandık.

(…)

 

Sinaptik İleti, İndikatör

Derya Vural’dan iki iş. Aşağıdaki de Vural’a ait olan 2007 tarihli “sözün kifayetsiz kaldığı yer 6” adlı iş. “Gözün kifayetsiz kalmadığı yer” de denilebilir. Bende Dali ve Bunuel’in ortak yapımı Bir Endülüs Köpeği’nin bıraktığı etkiye benzer bir etki bıraktı bu seri. Nedenini kendime bir “karıncalanma” olarak açıklayabilirim.

 

Yaşamak=Yazmak

Gürsel Aytaç Kitabı’nı yayına Yıldız Ecevit, Osman Toklu ve Sevil Onaran hazırlamış. Gürsel Aytaç’ın eserlerini açımlayan ve kendisini de edebiyatçı, eleştirmen, çevirmen yönleriyle inceleyen bir çalışma. 

Dilbilim, Göstergebilim ve Edebiyat Eğitimi

Hilmi Uçan 2008 basımı kitabında dilbilim, göstergebilim ve edebiyat eğitimi konularını, günümüz göstergebilimcilerinin kullandığı iki kavramla (gerilim ve enginlik) birlikte tartışıyor. 

Yazılıkaya 29

Abdullah Şevki “Sevmediğim Bir Şair” başlığı altında Âkif’i sevmeme gerekçelerini anlatıyor. Misafir şair Gökhan Demirci.

Sensiz Üç Yağmur

Olcay Özmen’in ilk şiir kitabı. Yakınlarda ikinci kitabını da yayımlayacak olan Özmen: “yaşını biliyorum şairlerin, saati hiç gelmeyenlerin”.

Toparlanın Gitmiyoruz

İsmet Özel’in sohbet ve konferansları toplamı 3 cilt. Ebabil’den. Tanıtım bülteninden: “Toparlanın Gitmiyoruz, hem bir meseleyi gündeme taşıyabilme gücüne, hem gündemdeki bir meseleye kendi bakış açısını getirebilme gücüne sahip bir yazar olan İsmet Özel’in bugün tartışılan pek çok meseleye yaklaşımını doğrudan izleyebilme imkânı sunan bir eser. 1970’li yıllardan günümüze kadar birçok yayın organı taranmak suretiyle hazırlanan kitap, birinci dereceden Türkiye meselesine sahip bir şairin niçin belirli bir istikameti ısrarla savunduğunun en somut kanıtı. Üç ciltte toplanan metinler Türkiye kavrayışına köklü etkiler yapacak nitelikte.
Toparlanın Gitmiyoruz’la birlikte ilk defa bir İsmet Özel kitabı okuyucuya indeksiyle birlikte sunuluyor. Yaklaşık 2500 maddeden oluşan kişi, kavram, kitap, dergi, gazete, şehir, ülke… indeksi okuyucu için büyük bir kolaylık.”

İdeoloji

Kenan Çağan’ın editörlüğünde yayımlanan kitapta Hilmi Uçan, Osman Konuk ve Ahmet Murat’ın da birer makalesi bulunuyor.

Hece 136

“Çağdaş Filistin Şiiri” dosyası dışında dergide Hayriye Ünal, Mustafa Muharrem, Ömer Aksay ve Hasan Yurtoğlu’nun şiirleri de bulunuyor.

Hece 137

“Dönüşümler” dosyasını içeren derginin bu sayısında Kenan Çağan’ın da bir şiiri bulunuyor.

Derkenar 2

Şiirleriyle Hüseyin Akın, İbrahim Tenekeci, Furkan Çalışkan; yazılarıyla Hüsrev Hatemi, Yusuf Genç Derkenar’da.

Dergâh 218

Bu sayıda dikkate çarpanlar: Cihan Aktaş’la orta sayfa söyleşisi, Levent Sunal’dan “Kum Kitabı” şiiri, Dursun Ali Tökel’den “Divan Şiirinden Borges’e Katkılar” yazısı ve algıda seçicilik gereği Hayriye Ünal’dan “Kalısar” şiiri.

Dergâh 219

Orta sayfada Mustafa Akar, Furkan Çalışkan ve Ali Görkem Userin söyleşmişler. Mustafa Köneçoğlu’nun şiiri “Son Birkaç İyi Şey”den: “yıkanacak elbiseler gibi üst üste katlanarak / insan nasıl da kıvrılıp yatar kendi koynunda”.

Ateş Akvaryumu

Burak Acar’ın ilk şiir kitabı. 1980 doğumlu Acar’ın “Gündelik İşler” şiirinden:

“baskülde eksiye sokakta hayrete

tek nefeste bir dünya içime çekiyorum

güvenlik kameralarını görünce kanım çekiliyor

küllük tutan kadınlara ve silgi tozlarına bakıp ağlıyorum

bilmem ki ben böyle kime çekiyorum

ademoğlunun açmadığı kuyular geliyor aklıma”

Ben Google Değilim

Mehmet Öztek’in ikinci şiir kitabı. “Herkes İyi mi” şiirinden:

Mesela ben girince muhiti terk edenler olacak

-Kalanlar da var ama onların başımın gözümün üstünde yeri var-

O onlar o gidenler ne olacak asıl mesele bu

Biraz da bu hususta çalışacaklarım var

Heceöykü 26

“Öyküde Bilinçakışı Tekniği” dosyasını içeren bu sayıda Hüseyin Avni Cinozoğlu’nun da bir öyküsü var. Bu sayıda Öykücüler ve Öykü Kitapları Sözlüğü de sona ermiş.

Kapı Aralığından Bakarken

Ali Kozan, ilk şiir kitabında: “hayat kendini okutur / sizin okuduklarınız başka şeylerdir…”

Tay 90 – 91

Karabük Kültür Sanat derneği yayın organında Mustafa Aydoğan’dan “Hasan-Âli Yücel’e Saygı” yazısı dışında Alper Akçam, Aziz Kemal Hızıroğlu imzaları da bulunuyor.

Taşın İyisi

Osman Bolulu’dan Taşlamalar’ın 3. baskısı, Edebiyat Eleştiri Kitaplığı basmış. “Atınca taşın iyisini / devireceksin / herifin birisini”

Biri Beni Öldürsün

Tamer Erol’un romanı. Erol’un Altı Deli Bir Öykü adlı bir de öykü kitabı var.

Edebiyat ve Eleştiri

Ankara’dan çıkan dergide kapağa iki şair taşınmış. Özlem Sezer’in Söğüt Sefareti adlı ikinci şiir kitabı gündemde. Mehmet Kıyat’ın genç şaire öğüdünü alıntılamak lazım: “Bir sürü oros’lar, i’ler ve ipliği pazara çıkmış döneklerle bu iş olmaz. Genç şairler erdemli, çalışkan ve ilkeli olmalı”.

Elif 1 ve 2

İlk sayısı 2008’de çıkan derginin ilk özel bölümü Sezai Karakoç’a ayrılmış. İkinci sayıda ise Mehmed Âkif ve Said Nursî işleniyor. 

Heves 17

Utku Özmakas, Osman Konuk şiirini; Ersun Çıplak, İzzet Yasar şiirini inceliyor.

Teberik

Çağrı Gürel’in hazırlamış olduğu Teberik, Osmaniye kültürüne dair yazılar ve anılar içeriyor. 

 

Derya Vural’dan iki iş. Aşağıdaki de Vural’a ait olan 2007 tarihli “sözün kifayetsiz kaldığı yer” adlı iş. “Gözün kifayetsiz kalmadığı yer” de denilebilir. Bende Dali ve Bunuel’in ortak yapımı Bir Endülüs Köpeği’nin bıraktığı etkiye benzer bir etki bıraktı bu seri. Nedenini kendime bir “karıncalanma” olarak açıklayabilirim.

POSTAYLA GELENLER - 3


17/6/2007 · Kategori: the others

 

Hece 130

Hece’nin Ekim dosyası Ahmet Oktay şiiri hakkında. Ahmet Oktay; Hece’nin, insan eylemlerinin mülkiyet duygularına bağlı olarak kendi ethos’larını nasıl belirlediği sorusuna yanıt verirken, calib-i dikkat, çoksesli ve anti-otoritaryen söylem kurma çabasından söz ediyor. “Ben hiçbir zaman benci, otoriter ve itirafçı bir söylemden yana olmadım. Çokseslilik, çokdüşüncelilik hep ön plandadır benim için.” Çoksesli şiirin temel hipotezleri açısından tartışmaya değer bir iddia. 

 

Hece’nin bu sayısında Ali Emre’nin dört dörtlüğü bulunuyor. Nef’i adlı dörtlüğü:

 

Dadaş dediler amma hiç yolu düşmemiş Erzurum yaylasına

Muradi bir gürz altında sermiş postunu şiirin hımbıl atlasına

Kelle koltukta, dil pabuç gibi, yürek adeta mangal.. şiraze yok

Mutluluğa bakın ki gökten nazire inmiş Siham-ı Kaza’sına

 

Kenan Çağan’ın şiirinin adı “Krallar ve Kalpazanlar”

 

Varlık dergisi

Ekim 2007 sayısında görsel şiir hakkında bir soruşturma yer alıyor. Soruşturmaya verdiği yanıtta Enis Akın İkinci Yeni ile hesaplaşmaktan söz ediyor. Soruşturmada Hayriye Ünal’ın yazısı bazı sorular etrafında gelişiyor, Serkan Işın’ın yazısı da görsel şiirin Türkiye macerasını ve genel kabulleri sorguluyor.

Varlık dergisinin diğer soruşturmasının sorusu “Cumhuriyetin sonu mu?” Adalet Ağaoğlu ve Özdemir İnce’nin yanıtlarını karşılaştırmalı okumak, Türkiye’nin içine girdiği yeni durumla ilgili iki ayrı uç stratejiyi tanımak açısından yararlı olabilir.

 

Heceöykü 23

Heceöykü dergisinin dosya konusu “öyküde karakter yaratmak”. Dosyada Selçuk Orhan’ın “Öykümüzde Karşı Sesler” adlı yazısından başka Ercan Yıldırım, Köksal Alver, Nazan Bekiroğlu, Ayfer Tunç’un da yazıları var.

 

Modern Edebiyat Teorilerinin Felsefesi

Peter V. Zima’nın kitabı. Türkçede 2. baskısı. 9 bölümlük kitabın mütercimi Mustafa Özsarı. Kitapta İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Kuzey Amerika’da gelişen eleştiri anlayışlarının temelleri belirlenmiş ve bu yönelimler sistemli bir şekilde sıralanmıştır. Tartışılan kuramcılar Adorno, Bakhtin, Barthes, Benjamin, Croce, Derrida, Eco, Fish, Gadamer, Goldmann, Greimas, Hegel, Heidegger, Jacobson, Jauss, Kant, Lucacs, Lyotard, de Man, Mannheim, Marx ve Nietzsche’dir.

 

Yazılıkaya 18

Seçkinin Haziran sayısı Nâzım Hikmet hakkında uzun bir şiire yer vermiş. Mehmet Hameş’in “Deniz ile Heves” şiiri, Ömer Özgeç’in “Dil Yetisi” adlı yazısı var bu sayıda.

 

Sans Eseri

Görsel şair Suzan Sarı’nın görsel şiirlerinin yer aldığı kitap. Suzan’ın görselleri, ilkel çocuksu günlerdeki gibi bir acemiliği önemsediğini hissettiriyor. Tek bir simetrik işi yok Suzan’ın. Hep kasıtlı kayan ve sarkan işler. Serkan Işın’da boşluğu nesneyi yayarak doldurmak, boşluğu içerden germek, Sarı’da boşluktan dışarı doğru akarak taşmak belirgin bir fark. Başka bir fark da şu: Serkan olumsuzlamadan ve ironiden yola çıkarken, Sarı ufak değişikliklerle sağladığı deformasyona ve olumlamaya yatkındır. Suzan Sarı’nın seri işlerini –süreci gözlemlemek adına- görmek gerekir. Görsel şairler, görsel işlerin bir reklam panosundan farkını onu anlatarak değil, onun alımlayıcısını yaratarak ya da mevcut alımlayıcıda yeni bir paradigmal değişiklik yaratarak görünür kılmalılar mı? Çünkü dil gibi bir anlaşma aracını aradan kaydırıp yerine temsil etmeye ve pornografikleşmeye her an müsait olan göstergeler (gösterileni kasıtlı olarak –yoksa kazaen mi- kaybedilmiş gösterenler) geçirilmekte.

Sans Eseri adı da Şişman’ın Hata Devam Ediyor kitabının adı gibi kaza’yı vurguluyor. Noktanın unutulma ihtimalindeki kazayı da. Ama noktanın unutulmuş olmayacağı besbelliyken noktanın unutulma ihtimaline sürekli çağıran bir isim. Türkçe karakterleri tanımayan pek çok programla çalışıp yazıştığımız düşünülürse icat etmediğimiz ama kullandığımız şeylere ince bir eleştiri de barındırır bu isim.

Bir yandan da yazı karakteri sans’ın kastedildiği düşünülebilir. Hatta ikinci daha akla yatkın. Çünkü Sarı’nın optik bilinçdışı’nın kazara gösterdiklerine mesafeli durduğunu söylemek mümkün.

 

(alpar bujdaso)

 

Yazılıkaya 19

Akif Kurtuluş’un el yazısı ile yayımlanan “Anlar” şiiri seçkinin güzel sürprizi. Ayrıca Mahmut Temizyürek’in Kurtuluş şiiri hakkında denemesi kesinlikle okunmaya değer. Denemenin sonunda “biz”i “şairlere inanan bir bölük budala” olarak tanımlamış Temizyürek. Herkes gitmişse o gelecek, işte buna inananlar “biz”ler.

 

Yazılıkaya 21

Eylül 2007 sayısında Gökçenur Ç. bir şiirinin artalanını anlatmış. Çiğdem Sezer’in el yazısı şiiri “Parça”. Olcay’ı, tek yapraklık bir alana göre şiir adına ve şiir için maksimum çabasından dolayı kutlamak lazım.

 

Dergâh 210

Derginin Ağustos sayısında Cihan Aktaş’ın İslam Coğrafyasında Kadının Yeri adlı bir yazısı dikkat çekiyor. Fatma Çolak ve Levent Sunal birer şiirle katılmışlar bu sayıya.

 

Dergâh 211

Orta sayfa sohbeti konuğu Mustafa Aydoğan. “Eleştiri cesaretle beslenir” demiş Aydoğan.

Kapakta Bülent Parlak “Vakit Tamam Galiba” şiirinin her mısraı bir İsmet Özel mısraına gönderiyor. Mantıklı bir açıklaması var mıdır bunun? Varsa metinler arasılık denilen esnek teorilerle mi açıklanmaktadır? Yoksa açıklanmadan öylece kimsenin dikkatine değmeden geçip gidiyor mudur?

Arka kapaktaki iki şiirden biri Furkan Çalışkan’ın “İyi Şeyler” adlı şiiri.

Biricik E. Doğan “M.S. 2006 Lübnan” adlı şiirinde “dramatize bir kesit”in psikolojizmini yapmış.  

 

Magmanın Gözleri

Fahri Güllüoğlu’nun YKY’den çıkan ilk şiir kitabı. Güllüoğlu 1975 İzmir doğumlu. “Benlemler” adlı şiirden:

“Hiçliğe demirlemek, pas dokusuyla gün gün eksilmek sularını zehirler geminin. Batmayan gemi karaya oturur. Belki düşsel kurdelerle sarılı uğraklar gezinin bengiliğine su verir. Yaşam dikenli tellerle mi sınırlı, kuzey-güney birleşmez yakası mı gömleğinin? Sınırların içinde kurulamayan, diriliğini korumayan çadırlar bizim göçebeliğimiz.”

 

Heves Şiir Eleştiri

Sayı 15. Şiirlerden bazıları; Ahmet Güntan’ın “Artık Bilmeyeceğim”, Hayriye Ünal’ın “Oyun Kurucu”, Ali Kozan’ın “Züğürt Tesellisi”…

Efe Murad’ın “Günümüz Yeni Türk Şiiri: Serbest Çalışmalar” adlı bir hayli hacimli yazısında dikkate değer yargılardan bazılarını alıntılamak lazım, bağlamı içinde okumak daha anlamlı elbette:

 

“Ömer Şişman (…) tekrarlama ile pekiştirilmiş sıfatın özünde değişiklik yapmadan, onu kökten yapıbozuma uğratmadan, kullanımı ve sıralanması üzerinden gizli bir yapıbozuma uğratmakta ve anlamını soyutlaştırabildiği kadarıyla tüm madde-şiirinin geometrik yapısına katmaktadır.”

 

Erhan Altan’ın “Şapka Çıkar, Türk Şiiri” adlı yazısı ise ilgiyle okunacak çok yaratıcı bir yazı.

 

 

 

POSTAYLA GELENLER-2


30/5/2007 · Kategori: the others

Dergâh 209

Bu ay orta sayfa söyleşisi Mehmet Solak ile. Kapakiçinde Ali Emre'nin "Yalan Giysisi" adlı şiirinden "Yolu bunca uzatan, yanlış yoldaş seçimi"

"Usta İşi" başlıklı yazı Abdullah Harmancı'nın "Otuzüçüncü Peron" hakkındaki yazısı. Arka kapakta ise Tenekeci'nin bir şiiri var: "Düzenli Birlikler"

*

Kör Sahaf

Hüseyin Avni Cinozoğlu'nun Mühür Kitaplığından çıkan şiir kitabı. 2007 basımı.

"belimde bir zincir ve ona bağlı bir taş yoksa

ve şehrin aptallarından olmadığım için

Mazhar Osman'a teşekkür ederim"

 

*

Cehd 4

Bu sayıda girişte bir not düşülmüş. Dikkate değer: Cehd yazarlarının avangard olmak gibi teleolojik takıntısı yokmuş. Ziya Paşa ne yazmış, Namık Kemal neyi değiştirmiş, Safahat'ten ne ders alınabilir... bunların peşinde olduklarını ifade etmiş Güntan ve Efe Murad.  

 

*

Renga

Vural Kaya'nın ilk şiir kitabı. Ebabil 2007 yayını. "Hafakan" şiirinden:

"Geçmişini bir mukavvaya tıkıştırıp bir zelilin

Toprağına ısınacağım

Alnındaki çakalından kişneyecek bunu uluorta

Sırası gelince bir karabasan gibi

Ve soluğan atları anıştıracak biraz bu yara

Ben ısınınca toprağına"

 

*

Kardan Harfler

Betül Tarıman'ın üçüncü kitabı. Alemdar'ın türlü özveriyle sürdürdüğü Hera'dan çıkmış 2000'de. Betül'ün YKY'den çıkan son kitabının adı ise Kar Merdiveni.

 

*

Müseyyeb-Nâme

Haz. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dursun Erdem. Anadolu coğrafyasında oluşturulan destanların içinde Battal Gazi Destan'ından sonra en önemli destan olan Müseyyeb Gazi Destanı hakkındaki ilk çalışma. 2007 Hece basımı.  

 

*

Müseyyeb Gazi Destanı (Kerbela'nın İntikamı)

Haz. Prof Dr. Necati Demir. Destandaki olaylar; Hz. Peygamber'in sevgili torunu, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'in şehit edilmesi, Zeynelabidin ile diğer fertlerinin zindana atılması ve halifeliğin Haricilere geçmesinden sonra başlar. 2007 Hece basımı.

 

*

Dergâh 208

Kapaktaki şiirden: “zehrinden / vereceği zekatla kaç bin akrebi öldürebilir / evet öldürebilir o bir şair olsa da olmasa da” (Biricik E. Doğan)

*

Heves Şiir Eleştiri

Adana’da yayımlanan derginin 14. sayısında şiir tahliline yönelik yeni bir bölüm var: Ş11R

*

Yerlere Göklere

Abdullah Harmancı’nın üçüncü öykü kitabı. 2007 Ebabil yayını.

*

*

Mehmet Âkif – Türkiye’de Modernleşme ve Gençlik

TYB 2007 yayını

*

*

Yazılıkaya (Aylık Şiir Yaprağı)

Eskişehir’de çıkan tek yapraklık seçkinin Mayıs 2007 sayısının konuğu Ahmet Ada. Yaprağın arka yüzünde Celal Soycan’ın Ada’nın şiirine dair bir yazısı var.

*

Kural Dışı

Osman Özbahçe'nin yazıları. Ebabil. 2007.

"Osman Özbahçe, eleştirel denemeleri Kural Dışı adı altında bir araya getirdi. “Teker Teker Yenildik / Teker Teker Kazanacağız”, “Göklerin Nuru”, “Genç Şair, Geber!”, “İsmet Özel, Daima!”, “Kayıp Yıllar 2005” başlıklı beş bölümden oluşan kitapta 56 yazı bulunuyor. Ebabil Yayınları eleştiri dizisinden çıkan Kural Dışı, Türk şiirini mesele edinenlerin kaçınamayacağı bir kitap." (Basın Bülteninden)

*

Tüğün

Serkan Işın'ın yazıları. Ebabil 2007.

Görsel şiirin meselelerini tartışmaya açmasının yanı sıra, internet çağında Türk şiirinin durumu ne olacak gibi soruların açımlayıcılığında günümüz şiirine yoğunlaşan Serkan Işın’ın ele aldığı meseleler birçok açıdan bir ilk olma özelliği taşıyor." (Basın Bülteninden)

*

Yakı

Mehmet Aycı. Ebabil. 2007.

*

Yorgun Denge

Hüseyin Atabaş'ın 2005 Ceyhun Atuf Kansu Ödüllü kitabı. Papirüs Yayını.

"Bir akşamüstüydü Kızılay'da, geldin / yaralarım sağaldı."

*

İflah Olmaz Ruhlar Reyonu

Fettah Köleli'nin Kül Sanat'tan çıkan ilk şiir kitabı. Zafer Ekin Karabay'a adanmış.

*

Macbeth-Mühürlü Bir Kelt Hikayesi

Emre Fidel'den Kül Sanat 2005 yayını.

"Üç cadının / gözlerinin akına / işlenmiş / alın yazısı"   

*

'olgünlüğü

Ahmet Gök, Kül Sanat 2005. www.ahmetgok.com

*

Issız Kuğu

Halide Yıldırım. Kül Sanat. 2005

 

GELENLER - 6


7/5/2007 · Kategori: the others

Dergâh 220

Furkan Çalışkan, Evren Kuçlu, Mustafa Akar, Biricik E. Doğan şiirleriyle, Mehmet Erdoğan detaylı kitap çalışmasının bir parçası olan “Bir Eleştirmen Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar” yazısıyla dikkat çekiyor.

 

Dergâh 221

Ahmet Edip Başaran: “bir başınayım teberrüken kanat çırpıyorum ölüme ve Allah’a”

Nesrin Aydın, Turgut Uyar’ın “Göğe Bakma Durağı” şiirini incelemiş. İkinci Yeni henüz şairlerinin bir kısmı hayattayken kültleşmeye, bir diğer deyişle fazla görünürlükten ötürü “görünmez”leşmeye başladı. Edebiyatımızın hangi arada derede sorgusuz redden sorgusuz kabule geçtiği bir muamma olmaya devam ediyor.  

 

Hece “Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Modernizmden Postmodernizme” Özel Sayısı

Hece’nin Haziran Temmuz Ağustos 2008 sayısı postmodernite konusunda “düşünsel, felsefî arkaplan”, “edebiyat”, “mimari, resim, sinema, tiyatro, TV” ve “soruşturma” bölümlerini ihtiva ediyor.   

 

Karayazı 2

Derginin bu sayıda soruşturma konusu “manifestolar”.  

Derkenar 21

“90 Şiirinin İmkânları”nı Mustafa Akar yazmış. “90 şiirinin kalbi Dergâh dergisidir” yazıyor Akar. Furkan Çalışkan’ın şiiri “İngilizleri Kim Yenecek Seni Kim Öpecek”. İbrahim Tenekeci’nin şiirini irdeleyen iki de yazı bulunuyor Derkenar’da.

 

Modern Şiirimizin Kökleri

Osman Özbahçe Sağlam Şiir ve Kural Dışı’ndan sonra bu defa Nâzım, Necip Fazıl, Orhan Veli, Turgut Uyar ve İsmet Özel üzerine yazılarını topladı. 

İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm

Yakup Altıyaprak ismi Dergâh’ta yayımlanan İkinci Yeni yazılarıyla tanınmıştı. Altıyaprak, kitabında varoluşçuluk ve şiir ilişkisini de çalışmış.

 

Kahramanın Dönüşü

Modern Epik Şiir Üzerine alt başlığıyla yayımlanan kitapta “Modern Epik Şiir Geleneği”, “Mükemmel Şiire Doğru” ve “Cesaretin Şiiri” başlıklı üç bölüm var. Modern Epik üzerine Türkçede derli toplu ilk bütün olan kitap, epik türüyle ilgili güncel sorunlara da değiniyor.

 

Derin

Mehmet Aycı’nın dördüncü şiir kitabı.

“Bu kitabıyla Aycı, şiirinde konuşma dilini iyice işletmeye başladı. Baştan sona sadece bir kişiye yazıldığı hissi uyandıran Derin’de 22 şiir olmasına karşılık bu şiirler tek şiir olarak da okunabiliyor. Konuşma diliyle denetlenen lirizm, şiirlerin insana ulaşma kabiliyetini artırıyor.” (Tanıtım bülteninden)

 

Sokaklarda Seksekler

Mustafa Kurt’un öyküleri “sırrımızı kimseye söyleme”. “Eksile Eksile…” öyküsünden: “Dört adam, bir kapıdan çıkıp dört ayrı yönde yürüdü. Dört adam değil, dört dünyaydı belki sokaklara dağılan. Arkalarında bıraktıkları geniş ve karanlık odalarda keskin bir tütün kokusu dalgalanıyordu. Masanın üzerinde dağılmış kağıtlar…”

 

Tay 92 ve 93

Karabük Kültür ve Sanat Derneğinin yayımladığı dergi İbrahim Yıldız’ın “Sevin Tay’ı, korkmayın tepmez” sloganıyla çıkıyor.

 

Tenha

Yaşar Bedri’nin 2006 ve 2007 şiirlerini içeren kitabı.

“-cinnet geçiren kızlar nasıl sevişir?

yukardan aşağıya on yedi:

-ağlayarak!..

(dört seçeneğin hiçbiri)

-şerit değiştirir gibi, vitrinleri indirir gibi..”

 

Unutulmuş Sosyalist: Esat Adil

Emin Karaca’nın 2008 basımı eserinde Esat Adil’in 54 yıllık hayatı, Kuvayı Milliyeci yıllarından sonuna dek ayrıntıyla inceleniyor. Kitapta ayrıca Sabahattin Ali’nin ölümü ile ilgili bir bölüm de bulunuyor.   

 

TYB 2008 Kültür ve Sanat Yıllığı

Her yıl çıkanlarda olduğu gibi birçok alanı birden kapsayan yıllıkta bu sene Yusuf Turan Günaydın’ın titiz 2007 dergi bibliyografyası göz dolduruyor.

 

Vakitler İncelikler

Hüseyin Alemdar’ın Attilâ İlhan ödülü almış olan şiir kitabı. Kitaptan:

Cem’âh Süreya

 

"Kan yok kelimelerin altında cemal süreya
Kanın altında kelimeler kazısan okunacak"
Hayriye Ünal

I
Yeni şeyler söylemenin eski tadı yok Cem’âh abi
adı Güzelleme de olsa içadı âh-ı güzel şiirlerin
güle günâh hohlasan, sapına şiir dolasan da alan yok
sahi, gül de artık şiirden sayılmıyor bak
Mardin mızıkası susmuş bir yas uzakta
Kars’ın üstüne karı kan bir kış çökmüş nicedir, okunmuyor
türkülerde ağlamanın öksüzü bir adressizlik Tunceli
haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında’ halâ
iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi
senden sonra kadın da, aşk da ölüm gibi bir şey Cem’âh abi!

II
Ama iyi ama kötü kimse artık şiirden ölmüyor
bir dize daha söylesem sanki her şey düzelecek
iki adım iki kalp söylüyorum bak,
düzelen bir şey yok Cem’âh abi
kimse kimsenin içini ellemediğinden mi ne
herkes herkese hiç kimse bilesin
iyilerin tanınmış kırmızılarda bordolaşması
ne kötü be Cem’
al
abi!

III
Şiir diye bir uğuldama,
ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi
sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya
orda, Kulaksız’da-
bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam
sesimi kar soğuğunda yıkasam da!

"Sesim tanınmaz bir çocuk sesi."

 

Unutma Beni

Şükrü Erbaş’ın düzyazı-şiirlerini içeren kitap 2. baskısını yapmış. Kitapta şairle yapılan iki de söyleşi var. Şiir yazma gerekçesinden söz ederken şöyle diyor Erbaş: “Değersizliği kültür edinmiş, adalet duygusundan yoksun, özgürlüğü şiddetin hakkı gören, güzelliği zavallı bulan, sevgiyle emeğin bağını çoktan koparmış, yirmi dört saat sizi aşağılayan bir dünyada yapabilecek daha iyi bir şey var mı?”

 

Meşaleyi Tutan El

Şaban Abak’ın özellikle Pakdil ve Karakoç hakkında yazılarını içeren kitap, yazarın “yolu yeniden inşa edenler”e duyduğu özel ve güzel ilgiyi gösteriyor. Kitap bu vasfıyla “kahraman aydınlar” nesline bir ithaf olarak algılanabilir.

 

Türk Şiirinden Son Okumalar

2008’de ölen Mehmet H. Doğan’ın İkaros’tan yeni çıkan kitabında şairlerden Cumalı, Cansever, Altıok, Tanpınar; eleştirmenlerden Ataç, Burian ve Gürson hakkında da eleştirel denemeler bulunuyor.

 

İkinci Yeni Şiir

Mehmet H. Doğan, İkinci Yeni’nin daha çok sürecine vurgu yaptığı seçkisinde şiirlerin yanında yazılara ve tanıklıklara da yer vermiş. İkaros yayınlarından.

 

Gam Kuşağı

Desibel

Lâlfabe

Mustafa Ergin Kılıç’tan üç kitap. 1977 doğumlu Kılıç ODTÜ Maden mezunu.

 

Cehenneme Kurulu

İlk şiiri Ağır Ol Bay Düzyazı’da yayımlanan Ayşe Nalân’ın ilk kitabı.

 

Heceöykü 27

Derginin bu sayısı “Çağdaş Suriye Öyküsü” dosyasını ihtiva ediyor.

 

Uzun Yürekli Nehir

Kral

Osman Özbahçe’nin şiirleri Ebabil’de ikinci baskıda.

 

Makâlât 2

“Sanat nereye? Alt başlığı ile çıkan makale seçkisi Dinçer Ateş yönetiminde hazırlanmış. “Türk Edebiyatı’nda Tarihsel Romanın Gelişimi”, “Sanal Edebiyat Dergiciliği”, “Cumhuriyet Dönemi Türk Hikâyeciliğinde Modernist Açılımlar” bazı makale başlıkları.

 

Şiiri Özlüyorum 26

Eren Aysan’ın “İlan” şiirinden: “üstümde parçalanan yas elbisesi”.

Ebuzer Saray, şair kadınların şiirdeki istatistiksel oranlarını çıkardığı yazısında Eser Gürson’u da “poetik kitap yazan kadınlar” arasında saymış. -Toprağı bol olsun- Gürson’la bir-iki defa görüşmüştük, Ankara’da yanlış anımsamıyorsam Girgin’de olacak. Ama kesin anımsadığım şey Eser Gürson’un kadın olmadığı idi. Aslında Gürson’un cinsiyeti beni pek de ilgilendirmiyor; bir kadın olsaydı da yazılarından eşit ölçüde yararlanabilirdim.

Bu cinsiyetçi tasnif biçimiyle ilgili olarak, kadınların edebiyat alanındaki “yabancılığı, ötekiliği, misafirliği”, onların ancak ve ancak şiirin yanı sıra “düzyazısal bir akıl” geliştirmeleriyle kurtulabilecekleri bir durum gibime geliyor. Bunun da bin bir çeşit riski ve zorluğu var. Başlıca zorluğu dört başı mamur, Türkçe bir cümle kurmayı öğrenmek gerekiyor. Başlıca riski de, “sözünün sahibi” olanın “evin de sahibi” olacağının bilinmesinden dolayı “azgelişmişliğin reflekslerinin tehlikeli sınırları”na yaklaşılması. Ama kadınlar, eş durumundan, babalarının kızları olmaktan veya “seviyeli” birlikteliklerden veya da “erkek gibi”lik sıfatını hazmederek şiire dahil oldukları iftiralarından kurtularak var olmak istiyorlarsa yazı da yazmak zorundalar. İyi şiirlerin yanı sıra elbette.

Yıllıklarda ve dergilerde “boşluk doldurma harcı” olmak maalesef bir kalite hizası olmaya yetmeyecek çünkü. 

 

Patika 60

“Şiirde Kör Nokta” adlı dosyayı içeren dergide Betül Tarıman’ın “İp Sıkıntısı” şiiri göze çarpıyor. H. Avni Cinozoğlu soruşturmaya verdiği yanıtta “Bireysel Kâmus”un önemine değiniyor.   

 

Etken

Alanya’da çıkan üç aylık şiir dergisinin dosyası “Şiir ve Metafizik”. Dosyada Mustafa Durak, Celal Soycan ve İsmail Mert Başat’ın da yazıları var. Dergide Kemal Özer ile bir söyleşi de bulunuyor.

 

Yolcu

Samsun’da çıkan dergi 48. sayısına ulaşmış. Orta sayfa söyleşisinde Hilmi Yavuz “Sanat ve edebiyat seçkinci ve elitisit bir meseledir” diyor. Hüseyin Akın, İhsan Deniz, Hilmi Yavuz, Hakan Arslanbenzer, Nazan Bekiroğlu, Ali Görkem Userin vd. yazarlara yöneltilmiş soruşturmanın konusu “Direniş Edebiyatı”.

 

Kent Kültürü

Samsun’da çıkan derginin 9. sayısı. Şaban Sağlık’ın “Bombalar ve Şehirler” yazısı, Ömer İdris Akdin’in “Osmanlı’da Tütün Kokusu ya da ‘Reji Geliyor Reji” yazısı dikkat çekiyor.   

ERHAN ALTAN* İLE SOMUT ŞİİRDE DEFORMASYONUN İŞLEVİ ÜZERİNE BİR KONUŞMA


3/5/2007 · Kategori: the others

 

Somut şiirdeki deformatif özelliklerin kazanımları, tüm edebiyata, diğer türlere yayılabilen bir zihniyet yenilenmesi sağlayabilir mi?

Somut şiir, dilin somut, yani maddesel yanını öne çıkarttığı, yani sözcükleri seslere veya harflere dağıttığı için böyle olmayan bir şiire göre daha deformatif bir görünüm arz ediyor ama bu böyle olmak zorunda değil. Heimrad Bäcker örneğine baktığımızda somut şiirin tam tersine klişeleri çözücü yanıyla daha önce gerçekleştirilmiş ve klişe halini almış deformasyonu ortadan kaldırıcı bir işlev içinde de olabildiği görülüyor. Ama daha ileri gidilerek deformatif nitelikler içermeyen modern bir şiirin zaten oluşturulamayacağı da söylenebilir. Ancak somut şiir, belli dilsel ve edebi kullanımlara karşı çıkışı ile en az tüm diğer akımlar kadar deformatif tabii ki.

Somut şiirin kazanımlarının tüm edebiyata yayılmasından önce dilin kendisine yayıldığını görülüyor. Somut kullanım içermeyen bir reklama rastlamak zor hale geldi, büyük insan kitlelerinin bulunduğu havaalanı, gar gibi yerlerde kullanılan işaret dili (gate/peron levhaları, tarifeler vs.) hep somut şiirin türevleri. Gündelik yaşamda, zaman kısıtının olduğu yerlerde bu tür kullanımlar yaygınlaşıyor. Dolayısıyla denilebilir ki, Eugen Gomringer’in, somut şiirin gittikçe rasyonelleşen bir dünyaya uygun bir kullanım olduğu öngörüsü tutmuş görünüyor. Türkiye’de ise kendi edebiyat geleneğine dair öyle “koruyucu” ve kendini dışarıdan gelecek etkilere karşı sürekli uyararak “kendi” kalmaya çabalayan bir tutum vardı ki, şiir bu gelişimleri genelde sadece seyretmekle yetinmek zorunda kaldı. Gerçeklik denen ele avuca sığmaz kurgu sürekli bir optimizasyonu gerekli kılıyor ve biz bu konudaki dilsel esnekliğimizi arttıracak her bilinçli deformasyona müteşekkir kalabiliriz.

 

“Deformatif nitelikler içermeyen modern bir şiirin zaten oluşturulamayacağı da söylenebilir.” dediniz. Bu tespitinize katılmakla birlikte, mevcut şiirimizin (şüphesiz belli bir entelektüel seviyedeki şairler kapsamında konuşuyorum) “koruyucu” olmaktan çok yön tayini konusunda “kararsız” olduğu yorumuma ne dersiniz? Gomringer’in öngörüsüne de atıfta bulunarak düşünürsek, sizce Türk şiirinde cesaret sorunu yaşanıyor mu?

 

Bilemiyorum. Koruyucu ile kast ettiğim dönem 2000 öncesi son otuz yıldı. 2000’lerle birlikte birden buzların eridiği fark ediliyor ama bu bir kucaklaşma değil tabii ki. Otuz küsur yılık bir muhafazakârlığın etkisini bir çırpıda atmak olanaksız. Eski koşullandırmalar hepimizin içinde bir yerlerde duruyor. Diğer taraftan, yapılması gecikmiş bir sürü şey de diğer yanda duruyor. Buna son dönemde birden gelişen deneysel şiirin sevindirici çeşitliliğinin yol açabileceği şaşkınlığı da eklerseniz bahsettiğiniz yön yitimi kendiliğinden anlaşılır, hatta beklenilir bir durum olur. Bunun sonucunun da bazı şairlerde kararsızlık olarak ortaya çıkması son derece muhtemel bir durum. Buna karşın Ahmet Güntan’ın otuz yıllık birikimini bir kenara atıp yepyeni bir şiire yönelmesi umutlu olmamız gerektiğini gösteriyor.

Deformasyon sanıldığının aksine sanatta/edebiyatta her dönem vardı. Denilebilir ki, eşik altı bir kıpırdanma her zaman mevcuttu. Modern dönemleri geleneksel dönemlerden ayıran deformasyonun varlığı değil miktarının artmasıydı. Bu sanata bakışta yapısal bir değişikliğe yol açmak zorundaydı, öyle de oldu. Uzlaşımın (konvansiyon) yüksek dozu demek olan düzeni
  yansıtan ve üreten geleneksel sanatın aksine modern sanat, meşruiyetini düzeni çoğu kez can alıcı yerinden deforme ederek/ettiği için elde etti. Bunu yol açan karmaşıklaşan ve akışkanlaşan yaşamın, artan bir biçimde esnek, sürekli oluş halindeki yapıları öne çıkarmaya başlamasıydı.

 

Denilebilir ki, İkinci Yeni’ye kadar şiir anlaşılabilir, takip edilebilir bir çizgi üzerinde ilerledi. Şiirde bütün’ü İkinci Yeni imha etmişti ama buna rağmen şairler arasında en azından bu eylem temelinde bir birlik vardı. Oysa şimdiki durumda (ki bu İkinci Yeni’den bir sonraki aşama demek oluyor) artık çok soyut bir ortak paydaya sahip bir şiirle karşı karşıya geliyoruz. Bu yeni durum: daha otonom, bireysel bir ahlaka sahip kendi içinde tutarlı bir şiir. Eh bu ise gerçekten cesaret gerektiriyor.

 

Dilin hem akustik hem de optik işaretler kullandığını, somut şairin ise bu işaretleri "işaretlerin kendilerini ifade aracı" olarak da kullandığını biliyoruz. Sizin deyişinizle bu, "şiirin görsel ve işitsel sınırlarına doğru genişletilmesi“ni sağlayacaktır. Peki, size göre, bunun şiirde anlamın geliştirilmesi için ne gibi bir yararı olacaktır. Veya "anlamın geliştirilmesi" bir sorunsal olmaktan tamamen çıkarılmalı mıdır? 

Yeri gelmişken söyleyeyim: Somut şiir başka, görsel ve işitsel şiirler başka şeyler. Her somut şiir görsel (veya işitsel) şiir olmak zorunda değil ve her görsel şiir de somut şiir olmak zorunda değil. Somut şiirin malzeme olarak bazen metnin kağıt üzerindeki görüntüsünü kullanıyor olması yanlışlıkla görsel şiir olarak anlaşılmasına yol açıyor. Temsil sözcüğü görsel/işitsel şiir ile somut şiiri birbirlerinden ayıran çizgiyi çiziyor. Buna veya “somut” olan ve olmayan görsel şiirleri birbirinden ayırıyor da diyebiliriz. Görsel, işitsel veya kalıpsal olabilen somut şiir, dilsel malzemeyi kullanır ancak bunu dilin içinde kalarak, dikkati dilin kendisine veya düşünme süreçlerine yönlendirerek yapar. Somut şiir temsil etmez, referanstan (gönderge) uzaklaşır. Dolayısıyla gönderge, görsel ve somut şiiri birbirinden ayıran ölçütü oluşturur. Örnek vermek gerekirse, Gerhard Rühm’ün yasakmeyve’deki söylesisinde belirttiği gibi, Reinhard Döhl’ün elma sözcüklerini elma görüntüsü verecek şekilde dizdiği şiiri, görsel şiirdir ama somut şiir değildir, çünkü eser elmanın temsil edilmesine yöneliktir, bundan bağımsız metinsel bir varlık içermemektedir.

Anlam deyince ne anlıyoruz? Anlamayı mı, gerçekliğe göndermeyi mi, mesajı mı, kolay anlaşılırlığı mı? Bana herkes başka bir şeyi kastediyor ama sanki aynı şeyi anladığımızı zannederek konuşuyormuşuz gibi geliyor. Somut şiir her şeyden önce şiiri üretmeye ve alımlamaya yönelik elimizdeki teknik araçların artışı, yeni projeksiyon alanlarının doğuşu, dilsel ve şiirsel tazelenme olanağı ve anlamın ortaya çıkış koşularının da incelenmesi demek (Bu arada söylemek lazım: bu teknik araçlar aslında hep vardı, ama ara sıra bunu unutup tekrar anımsıyoruz). Böyle bakınca somut şiir anlam üretiminin ta kendisi gibi geliyor bana. Bu sınır ötelemesi, Heinz Gappmayr ve S.J. Schmidt’e göre poetik bir aydınlanma işlevi görür ancak böylesi bir aydınlanmanın sonuçlarının diğer şairlere nasıl etkidiği kolayca gösterilip kanıtlanacak bir olgu değil. Ama gittikçe hızlanan, akışkanlaşan, sivilleşen bir dünyanın yeni yapılara, yeni anlamlara gereksinim duyduğu aşikâr ve somut şiir de bu gereksinime verilmiş kocaman bir yanıt.

 

Rühm, sözünü ettiğiniz söyleşisinde kendi yöntemlerinden söz ederken "ilk yapılması gereken duyarlı bir biçimde malzemeye yönelmektir" der. Ayrıca "kişilik öne çıkarılmamalıdır" der. Ardından da "somut şiir politiktir" diyor. Bunları açmanızı, özellikle "politik oluş"un çerçevesini kısaca belirlemenizi rica etsek. 

Somut şair sayısı kadar farklı yönelim nedeni var belki. Franz Mon ve Helmut Heißenbüttel için somut hedef, kalıplaşmış dilsel kullanımı kırmaktı. Heißenbüttel, II. Dünya Savaşı sonrasının Nazilerce kirletilmiş dilinden kurtulmak istiyordu ve bu olanağı eğretileme (metafor) içermeyen somut şiirde buldu. Onun için bir arınma olanağıydı bu ve malzemeye yönelim kuşkusuz temiz bir başlangıç sözü veriyordu. Ernst Jandl, somutlarca eleştirilmesine karşın somut şiiri, dış gerçekliği anlatmada kullanmış, bu anlamda tamamen saf olmayan bir somut kullanım da geliştirmiştir. Bu girişimin başarısı somut şiirin sunduğu deformasyonun, dönemin II. Dünya Savaşı’yla yüzleşemeyen ve Holokaust konusunda ifadesini bulamayan bakışındaki yabancılaşmayla örtüşmesindedir. Bäcker ise bambaşka bir yerden gelir. Bilgi taşısa da artık duyarlık, kavrayış taşımayan klişeleri, dilsel kalıpları kendine bir somutluk alanı olarak seçer. Bu klişeler ki, Holokaust vahşetini uygulayıcılarına hissedilmez kılmış, onların, mekanizmanın uslu birer dişlisi olarak işlemelerini olanaklı kılmıştır. Vahşet de, iktidar da dille kurulur, Bäcker’in somut şiiri bu mekanizmanın nasıl işlediğini, klişeleri deşifre ederken sadece somut şiirin politik olabileceğini değil, politik şiirin nasıl yazılacağını da ulaşılması zor bir emsalle gösterir.

 

Okuyucudaki zihinsel klişelerin yıkılması açısından somut şiirin işlevlerine dair neler söylersiniz?

 

Birçok büyük klişe de dâhil olmak üzere, klişelerin ve uzlaşımların (konvansiyon) neler olduklarını bulmak, tanımlamak dilde ve sanatta hiç de kolay değil. Birçok pratik iletişim bunlar üzerinden işliyor, binlercesinin, milyonlarcasının içinde yaşıyoruz. Ancak uzlaşım, çoğu kez deformasyonla fark edilebilen bir olgudur, deformasyona uğrayana kadar doğallık zannedilir. Diğer yandan deformasyon ise sadece uzlaşımla tanımlanabilir, ancak onu bozarken görülebilir. Yaşamı sürekli bir hareket hali olarak tanımlarsak uzlaşmak ve bozmak birbirlerinin ikiz kardeşleri olmak zorundalar.
Bu bakışın şiire ilk izdüşümü, şiirin ne olduğu konusundaki uzlaşım ve bunun deformasyonu olur ki, somut şiirin ilk işlevi burada, beraberinde getirdiği konstelasyon, tipogram, ideogram, liste vs. gibi metin türleri ile kafamızda kemikleşmiş mısra düzeni dışındaki metinlerin de şiir olabileceğini göstermesi olarak ortaya çıkar. Bu anlamda hem şiire alan açtığı hem de şiirle gündelik hayatta karşımıza çıkan metinler arasındaki keskin ayrımı yumuşattığı söylenebilir.
İkinci izdüşümü şiirin kendine konu edindiği dilsel kullanımlar ve bunların gerçekliğe yaptıkları göndergeler hakkında olabilir. Somut şiir, dili bir bütün olarak değil de neredeyse yapı taşları halinde ele aldığı için klişe gibi kompleks yapıların şiire girişini zorlaştırır, ya klişe dışı kurgulara yönelir ya da klişenin kendisini saldırı alanı seçer. Diğer yandan, dil-gerçeklik bağını kopardığı, dil-içi bir konumda seyrettiği için dikkati hem dilin kullanılışına hem de im-gönderge ilişkisi üzerine yöneltir. Edebiyat türleri içinde dilin kendisiyle en haşir neşir olanı olan şiir, dil-gerçeklik ilişkisi üzerine ister istemez en çok kafa patlatmak zorunda olanı. Somut şiir ise, kendisine dilin maddesel yanını ve dilin kendisini konu edinmesi nedeniyle dil üzerine, dil-gerçeklik ilişkisi üzerine düşünmemizin, gerçekliğe dair zihinsel klişelerimizden ve yanılsamalarımızdan kaçınma mücadelemizin hiç bitmeyecek sisyphus çalışmasına uygun olanaklar sağlıyor.

 

 

*Erhan Altan, 1963 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümünde lisans eğitimini, Viyana Teknik Üniversitesinde lisans üstü eğitimini tamamladı. 1986'dan bu yana Viyana’da yaşayan Erhan Altan Türkiye'de ve Avusturya'da yayımlanan dergilerde inceleme ve eleştiri yazıları yazmaktadır. Selda Saka ile birlikte, Avusturya deneysel şiir derlemesi kontrapunkt 1 ve Heimrad Bäcker’in holokaustu deneysel şiir yoluyla sözcüklere döken kitabı Tutanak'ı Türkçeye çevirdi. 2006 yılında Avusturya II. Dünya Savaşı Sonrası Deneysel Şiiri Seçkisi'ni yayıma hazırladı. Ayrıca Altan’ın Turgut Uyar üzerine Tomris Uyar ile yaptığı söyleşiler 2005 yılında Ben Koşarım Aşağlara, Koşarım adıyla kitaplaştı.

« Önceki :: Sonraki »