YENİ EDEBİYAT CEREYANINA DAİR / AHMET HAMDİ TANPINAR

22/6/2007 · Kategori: olsun da camurdan olsun

 

Gençlere – içlerinde bu cins cereyanlarda daima olduğu gibi otuz beş, kırk yaşlarında bulunanlar da var – yapılan serzenişlerden biri de ciddî olmamalarıdır. Bence bu, bir aksülâmelin mahsülü olmalarından ileri geliyor. Alaycılardır, fanteziden hoşlanırlar ve an’ane ile değilse bile, görenek edebiyatı ile olan münasebetleri menfî bir şekildedir. Bunu kendileri itiraf etmeyebilirler. Fakat aynı yoldan otuz, kırk sene evvel geçen Avrupalı rehberleri, hâtıralarını yazacak çağa geldiler; binaenaleyh onlardan öğrenebiliriz. Hakikaten aksülâmel devrinde yetişen her şairde bu menfî münasebet şekli daima mevcuttur. Dün, filân şair, kendinden evvelki şairi geçmek için yazardı, rekabet ve döğüş aynı sahada ve aynı silâhla kabul edilirdi. Bugün ise, tam aksi oluyor. Yeniler müşterek bir yolda evvelkileri geçmek istemiyorlar. Daha ziyade onlara benzememek suretiyle rekabetten kurtuluyorlar. Düne kadar cemiyet için firar mahiyetini muhafaza eden sanat şimdi bizzat sanatkâr için meslekî bir kaçamak şeklini almıştır. Modern sanatlar, oyunda lazım olan asaleti buradan kaybeder.

         Onlarda benzememek aşkı bir hastalık hâline geliyor ve bittabi bir nevi şaşırtma edebiyatına yol açıyor. Tam şiiri bulduğu, büyük damarı keşfettiğini sandığımız anda şair, bir sirk hokkabazının kahkahasiyle bizi kendi yarattığı ruh hâletinden uyandırıyor. Âdeta “budala diyor, ne diye bana kandın ve bir vesika fotoğrafçısı karşısında durur gibi o hazin ve hulyalı tavrı takındın; ben şaka ediyordum; bir şaka ki, saflığınla alay oldu.”

         Sebebi malum: eskiyi yıkmak istiyorlar. Fakat çok def’a aksini yapıyorlar, şiirden bıktırıyorlar. Gençlerin bu hâlini de sevmemek kabil değil; çünkü şiirin lugatı, şiirin rüyası ve melankolisi, şiirin ürpermesi ancak hakikî şiirde güzeldir. Taklitte sadece gülünçtür. Fakat her taklit şey gibi bazen şiir taklidi de safdilleri avlayabilir. Gençler, fantezileri ile bizi safiyetten kurtarıyorlar.

         Hazır elbise ile, lastik yaka ve takma kravatla zarif şekilde giyindiğini zanneden nahvetli otomat ile, hakikî şiirin geniş ve yaldızlı lugatını kendi hiçliğinin üstüne bir harmanî gibi geçiren ahmak mukallit arasında hiç bir fark yoktur… Şarlo’nun harap melon şapkası, yırtık bonjuru, iddialı bıyıkları ve muzdarip bastonu her ikisi ile beraber alay eder. Şiirimizin son zamanlarda Hint hikâyesinin karacaları ile, boyacı dükkânını açık bulduğu için küpten küpe girip boyanan ve sonra kendi cür’etinden korkup kaçtığı ormanda garip manzarasına aldananlar üstünde ilk haykırma ânına kadar saltanat süren zavallı mahlûklarla dolmuştur. Gençler, onların mezarcı ciddiyetiyle, sahte vakariyle, asalet yokluğuyla, hesaplı cinnetleriyle alay ediyorlarsa elbette haklıdırlar. Fakat…

         Bütün bunlar görülüyor ki, güzel şeyler, hoş şeyler. Fakat şiirle, sanatla alâkaları, müspet bağları nerede? İşte asıl düşünülecek mesele… Hakikatte şiirin ne bu geniş fanteziye, ne bu taşımayacağı kadar ağır zenginliğe, ne bu alaya ne de bu cinsten bir aksülâmele ihtiyacı vardır. Güzel eser, kendi yolunu ebediyete doğru bizzat açar. O, zamanın malıdır, onunla güreşir, onunla zaferini kazanır. Elverir ki, bu tahripkâr ilâha mukavemet edebilmek için bir salâbeti, bir formu bulunsun. Ve bunu ancak müsbet taraflarımızla yapabiliriz. Sanatımızın nizamını aşan bir aksülâmel, şahsiyeti haricî tesirlere kiralamaktan başka bir şey değildir.

         Gençleri seviyorum. Onlarla vâkıa şiirin cevherinde anlaşamıyorum. Fakat sanatı ne olsa ciddiye almalarını, yeni bir ifade tarzı aramalarını, keskin ve tahammülü dar zevklerini –bittabi hepsinde değil-, daha evvel söylenmiş olandan nefretlerini seviyorum. Fakat şiirden, hem de gittikçe genişleyen bir zaviye ile uzaklaştıklarını gizlemek de mümkün değil.

         Bu uzaklaşma sanatlarının behemehal yeni olması hususundaki azimlerinden başlar. Onlar, henüz şiirin bir söyleyiş tarzı olduğunu kabul etmek istemiyorlar, hayatta olduğu gibi sanatta da yeninin sonu olamayacağını düşünmüyorlar. İş yenilik bahsine girince bunun sonu gelmez. Mesele behemehal yenide değil, genç, taze ve bâkir olmaktadır. Gençleri seviyorum, fakat canım şiir okumak isteyince Bâkî Efendi’yi açıyorum:

         Nâm ü nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan

         Düştü çemende berk-i diraht itibârdan

 

(Tasvir-i Efkâr, nr. 4515, 14 Birinciteşrin 1940)

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşına Gönder!

« Önceki :: Sonraki »