ZENON BİLİYOR
14/11/2009 · Kategori: the others
“Aşk, öznenin arzusuna bağlanmasıdır, erotizmle şefkatin birleşmesidir; öbürü’nü aynı zamanda hem arzulanan bir nesneye hem de bir özneye dönüştürür; aynı zamanda hem bir olmayı hem de mesafe koymayı gerektirir. Uzun zaman aşkı, yürekleri delen bir oku atan tanrı olarak gördük. Bu imge, dünyanın büyüsel bir biçimde tasarlanmasının tüm biçimleriyle birlikte eriyip gittiğinde, aşkı arzuyla özdeşleştirdik. Artık aşk tepemize düşmüyor, kendimizin en karanlık yerinden geliyordu, duygudan çok itki, fikirden çok heyecandı. Bu, bireyciliğin utkusuna ve kutsal olana yapılan her tür gönderinin yok olmasına tekabül ediyordu. Ama her şey arzu değildir ve ayrılığın ya da yitirmenin acısı yalnızca hazdan yoksun kalmayla açıklanamaz. Aşk, yalnızca ilişkinin başında mevcut olan, ilişkinin açılışını yapan şey değildir, aynı zamanda da ilişkinin yarattığı şey –er ya da geç- yüklendiği, hem birleşmeye davet eden arzuyu, hem de öbürü’nün Özne olarak kabulünü bir araya getirme olanağı yaratan, anlamdır. Bu, ayrılıklara, çatışmalara, yaşamın dayattığı çeşitli sınamalara birlikte verilen yanıtın yarattığı ya da yok ettiği bir birliktir. Nasıl ki birey Özne değilse ama başına gelenler dolayımıyla kendini bulabildiği takdirde özneye dönüşürse, insan da bir anda âşık olmaz, zamanla âşığa dönüşür. Arzusuz ve karşısındakini kabullenmeden aşk olmaz, ama yaşam öyküsü olmadan, düşmanlığa ve yitime direniş olmadan da aşk olmaz. İşte bu nedenle, özellikle de batı geleneğinde aşk ölümle bir görülür, çünkü gerçekten de yaşamın karşıtıdır, arzunun ötesindedir ve arzuyu, arzulayan Özne’ye dönüştürür –bunu da, o öznenin arzusunu olanaksız kılma pahasına yapar-.” (Touraine)
0 yorum yazılmıştır